1 Temmuz 2020 – Ferhat Kentel: Şehir Üniversitesi’nin kapatılmasının nedeni sadece Davutoğlu değil

0

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun kurucusu olduğu Bilim ve Sanat Vakfı’na bağlı İstanbul Şehir Üniversitesi gece yarısı Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından alınan bir kararla kapatıldı. Daha önce tüm varlıklarına tedbir konulan üniversiteye, kayyım atanmıştı. Cumhurbaşkanlığı kararıyla da kapısına kilit konulmuş oldu.

Gelecek Partisi Başkanı Ahmet Davutoğlu, “Bugün üniversiteye el koyan da, eğitim hayatına darbe vuran da, futbol kulüplerine, inşaatçılara bulduğu parayı üniversitelerden esirgeyen de, siyasi hırsı ve kini için artık hiçbir engel tanımayan da bizatihi bu Cumhurbaşkanı kararına imza atan Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır” diyerek doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı suçladı.

Üniversitenin kapatılması kararını, akademi dünyasına etkisini ve bundan sonra neler olacağını Şehir Üniversitesi’nin akademisyenlerinden sosyolog Ferhat Kentel ile konuştuk.

Ferhat Kentel, üniversitenin kapatılmasındaki amacın Ahmet Davutoğlu’yu cezalandırmak olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Sadece o değil. Üniversitenin kapatılması Türkiye’nin totaliter gidişatının parçalarından sadece birisi.”

Ahmet Davutoğlu’nun kurucusu olduğu Şehir Üniversitesi bir süredir tartışmaların odağındaydı. Gece yarısı alınan Cumhurbaşkanlığı kararıyla kapısına kilit konulmuş oldu. Üniversitenin kapatılmasını siz nasıl karşıladınız? Nasıl değerlendirebiliriz bu durumu?

Türkiye’de Gezi olaylarından beri, 15 Temmuz’dan beri daha da katlanarak artan totaliter siyasi pratikler yürüyor. Şehir Üniversitesi de diğer birçok olay gibi aslında. İçinde her türlü yalan haber, yıpratma kampanyası, gerçek olmayan suçlamalar, yandaş medya kampanyasıyla itibarı yıkılmaya çalışılan, dize getirilemeyen bir üniversitenin kapatılması söz konusu. Şehir Üniversitesi’yle bir tür gönül bağının olması, Davutoğlu’nun bu üniversitesinin kurucularından biri olması nedeniyle, Şehir vasıtasıyla tek adam yönetimine alternatif olabilecek birini cezalandırmak amacını taşıyor. Aynı zamanda Şehir üniversitesi çok iyi bir üniversite oldu. Kurulduktan 10 sene gibi kısa bir süre içinde oldukça iyi bir performans gösterdi. İyi adımlar attı, özerk, özgür, demokratik düşüncenin, farklı düşüncelerin yaşadığı bir üniversite oldu. Bu tabii eleştirel düşüncenin süreceği, beslenebileceği bir yer demekti. Bu da totaliter pratikler için de çok da uygun değil. Minare çalınmıştı, şimdi de gereken kılıflar, yamalar, dikişler teker teker uydurulmaya çalışılıyor. “Siyasi değil, ekonomik” dendi ama tamamen siyasi olan süreçler sonucunda Şehir Üniversitesi’nin faaliyetleri durduruldu. O kadar hukuksuz, hakkaniyetsiz, etik  dışı bir pratik ki bu her atılan adımda eksik bir şeyler var. O yüzden siyasi iradenin dışında atanmış kayyım dahi hiçbiri bir şey bilmiyor.

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun AKP’den ayrılması, ayrı bir parti kurması ve AKP’ye muhalefeti nedeniyle Şehir Üniversitesi’nin cezalandırıldığı yönünde yaygın bir görüş var. Ahmet Davutoğlu da yaptığı açıklamada direkt Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı suçladı. Böyle bir siyasi gerilim sonucu bir üniversitenin kapatılmasını akademik özgürlükler açısından nasıl okumak gerek?

Bu tamamen totaliter, tek adamın ağzından çıkan, arkasından bir takım yasal görüntüler eklenmeye çalışılan bir süreç. Akademik özgürlüklere tabii ki zerre kadar saygı duymayan, umursamayan, 7 bin öğrencinin geleceğiyle rahatça oynayabilen, oradaki çalışanları, öğretim üyelerini zerre umursamayan bir karar bu. Demokratik teamüllerle, hukukla, akademik özgürlükle falan ilgisi olmayan bir süreç, ama bir yandan da anormal bir durum değil. Bu memlekette olmayan bir şey değil. Üniversite sizin ideolojinize uygun hizmet etmiyor mu, kapatırsınız üniversiteyi. Barolar mı ters bir laf mı söylüyor, baroları yeni bir kanunla yeniden şekillendirirsiniz. Aslında her şeyi tam da kontrol altında tutmak, kontrolsüz hiçbir şeyin kalmaması adına atılan adımlardan sadece bir tanesi.

Şehir Üniversitesi bunları biraz yoğun yaşamış oldu. Çok yönlü bir abluka altına alındı. İşin içinde tabii ki Davutoğlu’yu cezalandırmak var ama sadece o değil. Türkiye’nin gidişatının içerisinde bir yapbozun parçalarından sadece bir tanesi. 

Bir şekilde yoluna devam edemez miydi? Çözüme ilişkin bir formül arayışı bile olmadı sanırım…

Her şey yapılabilirdi ama denenmedi bile. Çünkü mesele bizzat üniversiteyi, üniversiteleri zapturapt altına almak. Şehir Üniversitesi’nin herhangi bir üniversite olmadığının farkındalar. Bu üniversiteden geçmiş olan gençler başka yerlerde böyle sağlıklı bir konuşma ortamı bulamayacaklar. Sürekli bir çıban başı olabilecek böyle bir zihniyeti toptan temizlemek çok daha mantıklı geldi onlara. 

Akademide çok sayıda akademisyen işlerinden atıldı, bazıları hapse girdi. Bu son halkayı da akademinin geleceği açısından nasıl bir konuma oturtabiliriz? Bundan sonra neler olabilir?

Barış akademisyenleri vasıtasıyla solcu – seküler kesim sağlam bir temizlikten geçti. Şehir Üniversitesi vasıtasıyla da içinde iktidara düşman gibi bakmayan ama farklı ve eleştirel düşüncenin, çeşitliliğin, farklı renklerin bir arada olduğu bir imkan da ortadan kaldırılmış oldu. Yani “Ya bana biat edeceksiniz ya da olmayacaksınız” demek bu. Tabii ki, muhafazakâr demokrat ve liberallerin de olmuş olduğu bir üniversiteye bölücü filan diyemezsiniz. O yüzden sahte gerekçelerle yok Halkbank yok arsa gibi birtakım gerekçelerle üniversitenin üzerine gittiler. Bu üniversitenin açılışını düşünün, Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Erdoğan beraber açtılar. Yükselmiş olan siyasi iktidarın yeni göz bebeğiydi bu üniversite. Çok umutları vardı bu rejim açısından. Ama burası iktidarın payandası olmak yerine “üniversite” oldu, “universitas” oldu. Dolayısıyla baştaki siyasi hayaller suya düşmüş oldu. Yani bu şu demek, en yakınınızda olmasını hayal ettiğiniz üniversite bile size meşruiyet veremiyorsa, tabanınızı besleyemiyorsa o zaman onu da kapatırsınız. 

Bu kapatılma kararı diğer üniversitelere nasıl bir mesaj veriyor? Akademi ne yapmalı, nasıl tepki vermeli?

Şehir Üniversitesi’nin kapatılması sürecinde Şehir’e ve çalışanlarına bir takım eleştiriler oldu. “Diğer üniversiteler kapatılırken, Barış akademisyenler görevlerinden alınırken sesiniz çıkmadı” şeklinde. “Şimdi biz de size ses çıkarmıyoruz, oh olsun!” diyen ilginç bir cemaatçi bir tavır ortaya çıktı. Cemaatler derken solcusu, islamcısı, kemalisti, muhafazakârı hepsini kastediyorum… Herkes kendi cemaatinin perspektifinden bakıyor. O yüzden kısa vadede akademisyenlerin ortak bir şey yapacağına zannetmiyorum. Bu da tek adam rejiminin, totaliter pratiklerin en çok rahat ettiği durumlardan biri. Totaliter pratikler toptan ortak bir demokrat ses çıkarabilme kapasitesini de yıkıyor.

İlginç bir şekilde, Şehir Üniversitesi’ne haciz getirilmesinin başlangıç vuruşunu yapan örgüt TMMOB yani solcu bir örgüt. TMMOB’un neredeyse kazandığı ender davalardan biri. Ne sayede kazanıldı? Çünkü mahkemelere yukarıdan aşağıya gönderilen işaret sayesinde… Şehir Üniversitesi’ne verilmiş bu arazinin elinden alınması TMMOB’un açmış olduğu davayla oldu ve TMMOB bu işten memnun. Ama kaybeden Türkiye’de demokrasi ve demokratik üniversite mantığı oldu, kazanan da Türkiye’nin totaliter zihniyeti oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir sözü vardı, “Biz eğitimde, kültürde, sanatta iktidar olamadık” diye. Bunu defalarca söyler. Bu kararla birlikte bu sözlerini tekrar hatırlatmak gerekirse neler söyleyebilirsiniz?

Boğaziçi, ODTÜ gibi üniversiteler gibi muhafazakâr siyasi camianın kolayca ulaşabildiği kurumlar olamadı bir türlü. Bu nedenle alternatif üniversiteler kuruluyor. Ama “eğitimde, kültürde iktidar olamadık” lafı da, ne kadar siyasi. Akademi dünyasında “siyasi iktidar” olmaması lazım zaten. İyi bilim yapıyorsan, bilimsel yaklaşımların iktidar olur, bu da memlketteki şu veya bu siyasi eğilimin işine yarar veya yaramaz. Ama kapasiten yoksa, siyasi olarak müdahale ediyorsan, oradan “sana göre bilim” çıkartamazsın.  Orada fikir mücadelesi vereceksin, kazanırsan kazanırsın. Yukarıdan siyasi müdahalelerde bulunuyorsan kabaca daha önceki otoriter geleneklerin devamından başka bir şey değilsin demektir. 

Devlet üniversiteler vasıtasıyla da topluma hakim olmak istiyor, bunun bir örneğini de AK Parti veriyor. Bugün Türkiye’de demokrasinin olmadığı, sosyal hareketlerin beslenemediği, sosyal düşüncenin de beslenemediği bir ortam var. Biri olmadan diğeri olmuyor. Türkiye’de bunların hepsi kesilmiş durumda. Demokrasi yok, sosyal düşünceye zerre kadar taviz yok, sosyal hareketler zaten her türlü polisiye tedbirlerle önleniyor. Dünya çapında Türkiye akademiyası çuvallıyor. Tabii ki çuvallayacak. Çünkü bu şekilde bilimsel düşünce üretemezsin.

Üniversitedeki akademisyenler ve öğrenciler ne olacak?

“Öğrencileri mağdur etmeyeceğiz” yönünde açıklamalar yapılıyor. Öğretim üyeleri hakkında bir açıklama yok. Öğretim üyelerinin mağdur olması önemsenmiyor yani. O konuda pek çaba göstermeyecekler gibi görünüyor. Öğrencilerin Marmara Üniversitesi’ne devam etmesi mümkün gözüküyor. Ama mesela Marmara’da Psikoloji bölümü yok, onlar için ne yapacakları belli değil. Öğretim üyeleri de kendi başlarının çaresine bakacaklar. Tonla soru var, ama cevapları da meçhul. Kayyım bile ne yapacağını bilmiyor. Bu da bence operasyonun niteliğiyle ilgili yeteri kadar açık bir veri…


(Ahval Türkçe)

Share.

About Author

Comments are closed.