11 Aralık 2019 – Coşku ve hüsran-1 – Ferhat Kentel

0

AKP’nin ve başkanının iktidarı, yargı, kamu bankaları, emir-kumanda medyası ve onların hazır asker köşe yazarları, ücretli-ücretsiz ya da bilgisayar marifetiyle üretilmiş yapay trolleri vasıtasıyla gerçekten çok büyük tahribatlara yol açarak, kıra döke, ilerlemeye çalışıyor. 

İktidar ne olursa olsun ayakta kalmak için, kayyumlarla, KHK’larla, milletin oylarına el koyarak, yandaş olmayan kurumları boğarak; rüşvetle, kayırmayla, torpille iş yaparak, yetenekten ziyade, cemaat bağlılığını ispat eden adamlarla ayakta kalmaya çalışıyor. Şimdilerin kaymak tabakasına bağlı insanların çıkarları üzerinde yükselen iktidar, elinden gelen her şeyi yapıp, her türlü yola başvurabilirken, memleketin insanları da ekonomik, siyasal, kültürel çöküntüler eşliğinde yılgınlık, mutsuzluk, umutsuzluk ve hüsran arasında ayakta kalmaya çalışıyor. 

Yönetici seçkinler, insanların bu halini göstermemek için olağanüstü bir avantaja sahipler. Çünkü epey uzun bir süre önce çok akıllıca hamleler vasıtasıyla medyanın neredeyse tamamını zaten ele geçmişlerdi. Bu sayede, hep bir ağızdan ve tek bir sesle, kopyala-yapıştır usulle konuşabilen ve halkı “tek bir ezbere mahkûm eden bir iletişim” kurmayı becermişlerdi. 

Dolayısıyla intiharları, kadın cinayetlerini, iflasları, açlık çeken insanları, hastanelerin bitmez tükenmez sorunlarını medyada görmek hele bu sorunların derinlikli analizini görmek hiç mümkün değil. En fazla bütün bu meselelerin sebebi hakkında egemen söylemin sözcülerinin ya da çömezlerinin, Diyanet reisinin ya da bir takım köşe yazarlarının yorumunu duyarsınız.  

İnsanlar büyük bir hüsran yaşıyor olsalar da, tam da hayatta kalabilmenin en ince tekniklerinden birini devreye sokuyorlar; giderek daha çok mizah yapmaya başlıyorlar. Tam da vergileri sürekli arttıran padişaha haber getiren vezirin “artık arttırmayın sultanım; insanlar artık bağırmayı çağırmayı bıraktı, gülmeye başladı” dediği o meşhur hikâyede olduğu gibi…

Kısaca, kendilerini kurtarmaya çalışan bir aparaçik zümresi (ve o zümrenin etrafına ilişmiş tabakalar) ile onların dışında, artık hüsran ve mizah arasında var olabilen bir kitle olmak üzere, toplum çok ciddi bir bölünme içinde olduğunun işaretlerini veriyor. Ancak, bütün bu hengâmenin arasında bir boyut var ki, sosyolojik tartışma açısından çok ilginç açılımlar sunuyor. Bunun için biraz geriye dönerek, kısa bir muhasebe yaparsak şunları görebiliriz. 

Öncelikle, 2002’de AKP iktidara geldiği andan itibaren, 2010’lara (2013’e) gelinceye kadar, özellikle “açılım” süreçleriyle birlikte, genişleyen halkalarda insanlar umutlanmışlardı. Verilen mesajlarla birlikte, çok değişik toplumsal kesimler ilk defa olarak ciddi bir yüzleşme ve barışma imkânını önlerinde buluyorlardı. 

Ancak, bugün çok daha iyi anlıyoruz ki, her “açılım” dönemi ya da her açılım dinamiği beraberinde tam karşıtı tepkileri de beraberinde getirebiliyor.

Mesela bütün dünyayla birlikte, Wall Street eylemlerinden, Rio’ya, Tel Aviv’den Erivan’a bizim Gezi eylemlerine kadar geniş bir yelpazede olmak üzere, kenti ve hayatı yeniden hayal eden insanların umutları, aynı anda tam tersi etkilerin de doğmasına sebep oldu. “Dışarıdan yönetilen komplo” türünden, sadece politik bir sınıfın çıkarlarına halel gelmemesi için üretilen en ucuz söylemleri bir kenara bırakırsak, Türkiye’de (ve Brezilya’da vs.) önemli miktarda insan “gerçekten bir şeylerin değiştiğini” zannetti.

Muhtemelen değişti; artık Gezi’yi yaşamış bir Türkiye’deyiz… Ancak Gezi’nin bir düşman olarak inşa edildiği sosyal grupların da üremiş olduğu bir Türkiye’deyiz. 

Gerisini önümüzdeki hafta devam etmeye çalışacağım.

(Bir Yol)

Share.

About Author

Comments are closed.