11 Haziran 2018 – “Polis daimi darbedir”

0

Ohannes Kılıçdağı

Türkiye kitlesinde, devlet ve polis gibi birtakım kurum ve kavramlar o kadar yanlış, o kadar çarpık yerleşmiş durumda ki, bu çarpıklığın üstüne düzgün, sağlam bir demokrasi yerleştirmek çok çok zor. Kadıköy’de liselilerin polis tarafından kıyasıya dövülmesinin ardından verilen tepkilerde de bunu bir kez daha gördük.

Seyrettiğim görüntüler çok açık. 30 kadar liseli genç, protestoda bulunmak, seslerini duyurmak için toplanmış, içlerinden biri yüksek sesle neyi protesto ettiklerini anlatıyor. Tam yürüyüşe geçecekleri sırada, siviliyle resmîsiyle polisler, National Geographic belgesellerini hatırlatan biçimde saldırıya geçiyorlar. Sonraki görüntülerde ise, çoğunuzun gördüğü gibi, polis otobüsüne doldurdukları gençleri orada da dövmeye devam ediyorlar. Mertlik-namertlik meselesine girmeyeceğim, benim alanım ve jargonum değil. Otobüse tıktığın, sana karşılık veremeyecek durumdaki bir avuç insanın üstüne, üçer- dörder kişi çullanmak, mertlik midir namertlik midir, konuştukları zaman mertliklerine toz kondurmayan devletçi milliyetçiler söylesin. Biz bu kadar açık bir olay karşısında, sosyal medyada dillendirilen kimi ifadeler vasıtasıyla ‘milletimizden’ gelen tepkilere bakalım.

Bu tip tartışmalar yaparken söylediğimiz bir noktayı tekrar ederek başlayalım: Bahsedeceğimiz zihniyeti dillendirenler aslında hiç kimse ama aynı zamanda herkes. Hepsi, aslında yerleşik söylemleri, belli bir diskuru tekrarlayan ağızlardan ibaretler. Hatta o anlamda, birer enstrümanlar. Dolayısıyla, örnekleyeceğimiz ifadeleri Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma olarak kimin dillendirdiği çok önemli değil. Önemli olan yerleşik zihniyeti ve söylemi görmek, bu ifadeler de ona yarıyor. İkinci konu ise, bu yaklaşımın toplum içindeki yüzdesi. Bunu kesinkes bilmeye imkân yok ama orta yerde bir sorun olduğunu görmek ve kabul etmek için bu zihniyette olanların mutlaka salt çoğunluk olmaları da gerekmiyor zaten. ‘Yeterince’, yani olmamaları gerektiği kadar çoklar.

Birtakım insanlar devlet-polis zulmüne uğradığında şaşmaz biçimde ortaya atılan laflar bu olaydan sonra da dillendirildi. Kısaca, dayak yiyenleri vs. kastederek “Onlar da şunu şunu yapmış” diyen bir zihniyet bu. Sözünü ettiğimiz olayda da “Onlar da polise bıçak çekmiş” lafı tedavüle sokuldu. Oysa, olayın nasıl başladığına dair görüntüler, yukarıda anlattığım gibi çok açık. Gençler daha üç adım atmamışken polisler üzerlerine çullanıyor zaten. Dolayısıyla, bu lafın, bu gibi durumlarda savunma amaçlı ortaya atılan yalanlardan olma ihtimali yüksek.

Ama zihniyetteki çarpıklık, asıl bu iddiayı doğru kabul ettiğimizde ortaya çıkıyor. Velev ki, gençlerden bir veya birkaçı gerçekten polise bıçak çekti. O durumda bile, polisin şu yaptıkları doğru, meşru veya kabul edilebilir olmazdı. İşte, “Bıçak çeken varsa polisin de bunları yapması meşrudur” iddiası polisin, devletin, yasanın, hukukun ne olduğuna, ne olması gerektiğine dair temelden yanlış anlayışlardan kaynaklanıyor. Türkiye halkının acil olarak bu konularda eğitilmesi gerekiyor ama bunu yapacak devlet bizzat bu zihniyetten faydalandığı için, kurttan kuzuyu bilinçlendirmesini beklemiş oluyoruz.

Polis, ister resmî ister sivil olsun, bir olaya müdahale ederken orada şahsı adına bulunmaz, orada yapılan eylemleri de şahsına karşı yapılmış olarak kabul edemez. Polis, bir kavganın, bir davanın tarafı olarak da orada bulunmaz. Polis oraya bir şeyi kazanmaya çıkmamıştır. Polisin işi, o anda insanların varlığını, güvenliğini tehdit eden bir durum varsa, kanunlar içerisinde kalarak, bu durumu ortadan kaldırmaktır. Onun ötesinde, polis intikam alamaz, ceza veremez. Bu ilkeler temelinde, o gençlerden bıçak çeken varsa dahi, polisin işi onu alıp, delillerle, ifadelerle birlikte, savcının önüne çıkarmaktır. Yoksa, “Vay, sen bana nasıl bıçak çekersin” deyip, kişiyi oracıkta cezalandıramaz.

Fakat, bu ilkelerin tam tersine, polis –ve devlet– belli bir kimliğin, belli bir ideolojinin, belli bir hayat görüşünün temsilcisi olarak alanda bulunuyor. Bu tanımlı kategoriler dışında kalanları da, yok edilmesi, cezalandırılması gereken düşmanlar olarak görüyor ve ona göre hareket ediyor. Toplumdan da, daha doğrusu devleti kendinin temsilcisi olarak görenlerden de geniş destek buluyor. Bu şartlar altında, haliyle, demokrasi ve ifade özgürlüğünün yaşaması mümkün olmuyor.

Savunma olarak ortaya atılan bir başka ifade de, “Siz bunları X ülkesinde yapın bakalım, polis size ne yapıyor” şeklinde özetlenebilecek yaklaşım. Burada, X ülkesi olarak sık sık ABD’ye atıfta bulunuluyor. Bir kere şunu söyleyelim ki, polis ve polislik, her ülke, her toplum düzeni için bir sorundur. Michel Foucault’nun, bu köşede daha evvel de andığım sözüyle söyleyecek olursak, “Polis daimî darbedir.” Polislik, zor bir konu ve kurumdur. Bir yandan hukuk düzeni, toplumsal barış, huzur için olması gerekir (gerçi bu gereklilik bile tartışılabilir ama şimdi girmeyelim), öte yandan, pek de zor olmayan biçimde, bütün bunları bizatihi tehdit eden bir grup ve kuruma dönüşebilir ve gerek Türkiye’de gerek başka yerlerde dönüşmüştür zaten.

Dolayısıyla, polisle ilgili olumsuz örnekler, Batı ülkelerinden de bolca verilebilir ama bu hangi mantıkla burada polisin yanlışlarını aklamak için kullanılabilir? Ayrıca, milliyetçi-muhafazakâr Türkler veya Müslümanlar için ABD, Fransa, Almanya vs. ne zamandan beri yakalanması, örnek alınması gereken idealler oldu? Eğer öyle olduysa, bu ülkelerin örnek alınacak başka uygulamaları da bolca var, onlara da bir zahmet dikkat buyurun. Eğer o ülkelerden birinde, Türkler veya Müslümanlar devletin uygulamalarını veya herhangi bir şeyi protesto için toplansa ve polis, Türkiye’de şu gençlere yapılanın onda birini yapsa, feryadınız göklere çıkar, ne İslamofobi kalır, ne Batı’nın zalimliği. Yanlış anlaşılmasın, öyle bir durumda tabii ki itiraz edilir, ses yükseltilir. Ama azıcık tutarlılık lütfen.

Bu yazı Agos web sitesinde yayınlanmıştır.

Share.

About Author

Comments are closed.