11 Temmuz 2019 – 23 Haziran’dan sonra AK Parti – Vahap Coşkun

0
31 Mart ve 23 Haziran seçimleri ile birlikte Türkiye’de yeni bir dönem açıldı. 7 Haziran 2015 seçimleri istisna olmak üzere 17 yıldan beri hep AK Parti’nin galebe çaldığı tablo değişti, siyaset yeni bir ayara çekildi. Doğal olarak her parti bu yeni ayarlardan etkilenecek ve onlara göre yeni bir yol haritası belirlemeye çalışacak. Büyük başın derdi de büyük olur tabii; dolayısıyla iktidardaki AK Parti’de kartlar daha fazla karılacak.

AK Parti için, siyaseti finanse etmek için taşıdığı büyük maddi değerin yanında, büyük bir manevi anlam biçilen İstanbul’un çeyrek asır sonra kaybedilmesi yeterince sarsıcıydı. Lakin AK Parti 31 Mart’taki yenilgiyi kabullenmedi. İktidar gücüne dayanarak 23 Haziran’da sandığı tekrar kurdu. Fakat bu kez fark, 13 binden 806 bine çıktı. İki aylık sürede farkın 800 bin oy kadar açılması ve AK Parti’den CHP’ye 200 bin kadar oyun kayması, sarsıntının çok daha derine işlemesine neden oldu. Çünkü yenilip yutulması zor olan bu sonucun parti içi bir sorgulamayı başlatması kaçınılmazdı.

Nitekim şimdilik mahçup bir tonda yürüse de AK Parti’de bir sorgulama süreci başlamış görünüyor. Bugüne kadar Erdoğan bütün seçimlerden muzaffer çıkmıştı. Siyasette zafer, her türlü eleştirinin üzerine örter. Bazı kişiler birtakım işlerin yanlış gittiğini düşünseler de başarı karşısında çoğunlukla susmayı tercih ederler. Ancak yenilgi, ihtiyari ya da mecburi olarak bağlanmış ağızları açar. İçte ve dışta yapılan tercihlere yönelik soru işaretleri gündeme getirilir ve kenarından köşesinden olsa da eleştiriler yapılır.

PANDORA’NIN KUTUSU

İstanbul travması, AK Parti’de Pandora’nın kutusunu açmış görünüyor. Farklı tenkitler çeşitli düzeylerde dile getiriliyor. Erdoğan’ın İmamoğlu’nu -bir zamanlar kendisine yapıldığı gibi- hukuku araç kılarak görevden alma niyetine AK Parti MYK’sında itiraz ediliyor. Cumhurbaşkanı ile parti genel başkanı kimliğinin aynı kişide buluşmasının yanlışlığına değiniliyor. 31 Mart’taki anti-Kürt dilin de 23 Haziran’daki Öcalan mektubu hamlesinin de partiye kaybettirdiği belirtiliyor. Parti aklının yitirildiğinden ve kararların istişareyle değil Erdoğan ile dar çevresince alınmasından şikâyet ediliyor.

Eleştiriler, salt parti içi ile sınırlı kalmıyor, Cumhur İttifakı da bundan nasibini alıyor. İttifakın AK Parti’de hem oy hem taban kaybı yarattığı tespiti yapılıyor. İttifak nedeniyle MHP’nin siyasi diline teslim olunduğuna ve AK Parti’nin reformculuktan statüko savunuculuğuna doğru yol aldığına dikkat çekiliyor. Bürokraside MHP’nin büyük bir güce eriştiği ve siyasilerin bürokrasiye sözünü geçirmekte zorlandığı ifade ediliyor.

Erdoğan da Bahçeli de Cumhur İttifakına sadık kalacaklarını ilan ettiler. İttifak, MHP’ye cürmünden daha fazla yer yakması olanağı tanıdığından Bahçeli’nin ittifakı sahiplenmesi normal. Fakat ittifakın AK Parti için beklenen neticeleri üretmediğine de şüphe yok. Bu nedenle her ne kadar Erdoğan önüne set çekmeye çalışsa da Cumhur İttifakının yakın bir gelecekte ayrıntılı bir tartışmaya konu olması kaçınılmaz.

DUVARA TOSLAYAN SİSTEM

23 Haziran, ittifak gibi hükümet sisteminin de masaya yatırılmasını sağladı. Nisan 2017’de halkoyundan geçen ve Haziran 2018’den beri uygulamaya konan Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, tüm yetkileri tek bir kişiye/cumhurbaşkanına bağladığından ve bir sistemi demokratik kılan kontrol ve denge mekanizmalarını içermediğinden bahisle baştan beri birçok kesim tarafından sert bir eleştiriye tabi tutuluyordu. Eleştiriler, devletin tıkanacağı ve demokratik kazanımların altının oyulacağı noktalarında odaklanıyordu.

Tatbik edilmeye başlamasından kısa bir süre geçmesine rağmen, bu eleştirilerin büyük oranda haklılık taşıdığı görüldü. Bütün eleştirilere kulak kapatılarak ve sadece AK Parti ve MHP’nin ihtiyaçları gözetilerek inşa edilen yapı, çok sürmeden gelip duvara tosladı. Hak ve özgürlükte irtifa kaybedildiği bir vakıa olarak ortada duruyor. Devletin işlemediği ise artık iktidar çevreleri tarafından da itiraf ediliyor. Her parametrede bir geriye dönüş söz konusu. Bu itibarla AK Parti’nin sistem değişikliğine ya da sistem revizyonuna dönük taleplerden kaçınma lüksü yok.

ÇÖZÜLME TEHLİKESİ

AK Parti’yi en çok zorlayacak olan husus, AK Parti’de baş gösteren çözülme belirtisidir. Gerek Gül-Babacan ve gerek Davutoğlu, bir vakittir AK Parti ile aralarına mesafe koymuşlar ve ayrı bir yola tutmaya dair niyetlerini belli etmişlerdi. 23 Haziran, her iki aktörün de arayışlarına ivme kattı; ayrı parti kurma süreci ete kemiğe büründü. Babacan, partiden resmen istifa etti; gerçek bir temsil ve geniş kadroya dayanan yeni bir hareket oluşturmanın mecburiyet halini aldığını belirtti. Davutoğlu da daha önce akademik tespit niteliği taşıyan eleştirilerini sert bir siyasi duruşa dönüştürdü. Her iki aktörün de bu çerçevede geri dönüşsüz bir yola girdiğini söylemek mümkün.

Davutoğlu da Babacan da toplumun her kesimine seslenme iddiasındalar. Bununla birlikte, ister ayrı ayrı ister birlikte hareket etsinler, her ikisinin de öncelikli hedeflerinin AK Parti tabanı olacağı açık. Mevcut sorunların ağırlığı ve yükselme trendinin durduğu düşünüldüğünde, ayrı parti ya da partilerin, AK Parti’nin çözülmesini hızlandıracak bir işlev göreceği/görecekleri söylenebilir. Erdoğan, kendi partisinden vekillerin bu tür arayışlar içinde olmadığını belirtiyor ama çıkış anındaki hava bütün hesapları değiştirebilir ve Erdoğan’ın Meclis’teki elini de zayıflatabilir.

Velhasıl Erdoğan, siyasi hayatının en önemli virajlarından birine giriyor. Zira siyaset bir bütün olarak çeşitleniyor, çok sayıda yeni aktör siyaset sahnesine giriyor. Özelde ise AK Parti’nin egemen olduğu sahada ciddi ve heyecan uyandırıcı hareketlenmeler yaşanıyor. Buna mukabil Erdoğan geçmişteki gibi oyun kuramıyor ve daha önemlisi sorunları çözme performansı giderek düşüyor. Yani viraj çok keskin; kuşkusuz bunu geçmek için, parti yönetiminde ve kabinde değişikliklere gitmek gibi, birtakım hamleler yapacaktır. Ancak bu kez arabayı sağ salim kavşaktan çıkarması, eskiye nazaran, çok daha güç görünüyor.

Kürdistan24

Share.

About Author

Comments are closed.