12 Eylül 2018 – İNANCIMIN GEREĞİ OLAN MUHALEFETİ YAPIYORUM…

0

Fahrettin Dağlı

Bugüne kadar yaptığım onca tavzihata rağmen halen şu soru tarafıma sorulmakta; ‘Neden daima muhalefet ediyorsunuz? Hiç mi iyi işler yapılmıyor? Biraz da iyi ve güzel yapılanları görün, yazın!’ İlk etapta doğru gibi geliyor değil mi? Bugüne kadar her bu soru ile karşılaştığımda şu cevabı veriyorum; “Aslında yazdıklarımı ön yargılarınızdan sıyrılarak, birilerine duyduğunuz aşırı sevgi ve nefretten arınarak okumuş olsaydınız, her yaptığım uyarı, ikaz ve tenkidin içinde yapılması gereken doğru şeylerin de mündemiç olduğunu görürdünüz.”

İkinci cevabım: “Adalet, mülkün temelidir. Temeli zayıflatırsanız çatı çatırdar; tedbir almazsanız temel yıkılır, çatı başımıza çöker.” Mülkün direği ile ilgili bu kadar ciddi endişeler varken; yani, çatıyı ayakta tutan ana kolon çatırdıyorsa o binanın / o mülkün hangi güzelliğinden, gücünden bahis edebilir siniz? Sözüm adaleti, sadece Müslümanlara, sadece kendi mezhep, tarikat ve cemaat mensuplarına, sadece kendi parti ve gurupdaşlarına yönelik iyi veya kötü muamele ile sınırlı görmeyip, canlı ve cansız tüm varlık alemine karşı isteme ve uygulama hassasiyeti olanlaradır.

Bu platformda onlarca defa izah ettim. Bir daha ve biraz da mufassal olarak tekrar yazayım.

Bir defa evvelemirde şunun altını çizerek huzuru kalp ile ifade ediyorum; İnandığım değerler ve kendime duyduğum saygı adına yazıyorum. İnandığım Allah, akıl ve ruh sağlığı vermiş, hidayet nasip etmiş, hikmeti (iyi ile kötüyü ayırt edebilme kabiliyeti) bağışlamış. Niye bunların şükrünü eda etmeyeyim ki? Niçin zekatını vermeyeyim ki? İşte şükrün ve zekatın ifası yine kendi cinsinden oluyor. O’nun hoşnut olacağı niyet ve eylemde bulunmayı gerektiriyor. Acizane ben de kendimce bir içtihat da bulundum: Bu zamanın en kıymetli, en değerli, en rızaya muvafık olan ameli/eylemi, adaleti yaşamak/yaşatmak ve savunmaktır; Zalim ve mazlumun kimliğini sormayarak; zalime karşı mazlumun yanında olmaktır.

Yanlış, hatalı giden gayri adil iş ve süreçlerle ilgili gördüklerimi, okuduklarımı, müşahede ettiklerimi yazarak, yorumlayarak, yönetimi icraya kadir olanlara ikaz ve uyarılar yapıyorum. Kendimce yaptığım işin rızaya matuf bir amel olduğu inancı ve şevki ile yapıyorum bunu.

Burada çokça paylaştığım bir ayetle başlayayım;

“Gerçek dindarların ve din bilginlerinin, onları günah olan bir söz söylemekten ve haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür!” (Maide:63)

Ve hemen akabinde Ali İmran 104 ve 110. Ayetleri;

“Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir ümmet olsun. İşte kurtuluşa erenler bunlardır.” (Al-i İmran:104)

“Siz insanların iyiliği için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz: İyiliği yayar, kötülüğü önlersiniz, çünkü Allah’a inanırsınız…” (Al-i İmran:110)

Bu ayetler biz inananlara mükellefiyetler yüklüyor.

Kimlere?

Bu toplumun müminlerine, aydınlarına, din adamlarına; tehlikenin, vahametin farkında olan her bir mümine…

Bu ve benzer ayetler, toplumun aydınlarına, akıl sahiplerine, bugünkü modern tabiriyle muhalefet görevi yüklüyor. Evet, kelimenin tam anlamıyla muhalefet… Çünkü bu işin tabiatında şu vardır; iyi ve güzel yapılan bir şey varsa alkışlayanı çok olur. Hatta insanlar, sevdiklerinin, çekindiklerinin, korktuklarının yanlışlarına bile sahip çıkarak, tevil ederek olumlamaya çalışırlar. Hele şu dönemde olup bitenleri anlamlandırmaya çalışıp, gördüğü yanlışları, gayri ahlaki, gayri adil iş ve işlemleri söze ve yazıya dökenlerin karşılaştıkları ve karşılaşacakları sıkıntılar, zorluklar hepimizin malumu… Sadece kendisi de değil; çoluk çocuğu ve yakınları ile beraber…

Yani anlayacağınız o kadar kolay bir meslek değil. Kimsenin tavuğuna kış demeyerek, ‘işitmedim, görmedim’ vurdum duymazlığına vurup kendi konforunu yaşamak varken; bir şekliyle iktidara yamanıp, yanaşıp imkan aralıklarından istifade etmek varken ne zorunuz var ki, çoğunluğun doğru olarak gördüğü, yorumladığı şeyin/şeylerin yanlış olduğunu ifade ediyorsunuz, yazıyorsunuz, kolay mı? Vallahi, eğer dünyaya ve nefsinize dair bir umut ve beklenti içinde olmayarak, sadece rızayı gözeterek yapıyorsanız, bu sürecin öyle kolay olmadığını tahmin edebilirsiniz. Bu kadarcık muhalefetle bile kendimle birlikte çocuklarımın, yakınlarımın hangi zorluklarla karşılaştıklarını yakınlarımız bilir. Ha, bundan şikayetçi miyim? Hâşa bundan Allah’a sığınırım. Allah için ‘Adalet davetçisi’/ ‘Adil şahit’ olmak çok mübarek bir görev. Keşke hakkıyla ifa etmiş olsaydık. Onun için de şikayetçi değilim, mesleğimden memnunum, huzur veriyor. Burada Allah’ın rızasını görmemiş olsaydım, bir satır bile karalamazdım. Bu muhalefeti, basit bir politik mülahaza tatmini olarak görmek veya müzmin bir muhalif rol takınmak olarak görenlere de vebal bırakıyorum. Oturup anlamaya çalışmak yerine aşırı bağlandıkları kişi ve kurumlara duydukları muhabbetin esiri olarak düşünmeden, tefekkür etmeden şahsımı, düşüncelerimi ve fikirlerime zem edenlerle bir gün mutlaka yüzleşeceğiz. O gün mutlak hakimin huzurunda, kimsenin yanında güç ve kudret sahipleri, zorbalar olmayacak. Bu da böyle bilene…

Gelecek yazımda son beş altı yılda topyekun nasıl bir sorunlar yumağına boğulduğumuzu madde madde sıralayacağım. Buna rağmen halen ‘iyi şeyler de yapılıyor veya bardağın dolu tarafını da görmek gerekiyor’ diyenlere artık başka sözüm olmayacak. Onlara sadece şunu diyeceğim; benim düşüncem bana, sizin ki sizin olsun,
selametle…

Share.

About Author

Comments are closed.