12 Mart 2018 – Hamaset Çölünde Bir Vaha: Aliya İzzetbegoviç

0

Beytullah Önce

Son dönem televizyon dizileri, ana haber bültenlerindeki, kürsülerdeki, salonlardaki, meydanlardaki hâkim politik söylemin kurgulanmasından ibaret oldu.

Siyasal alanda eski kodlarla yeniden kurulmaya çalışılan söylemin popüler kültür alanında da tekrar üretilmek istendiğini görüyorum.
Her ne kadar tarihi kişilerden ve olaylardan ilham alındığı söylense de, dizilerdeki kurgunun kendi tarihselliğiyle çok az ilgisi var.
Elbette kurgudan gerçeği bekleyemeyiz.

Bir dizi, belgesel değildir, kaldı ki belgesel bile olayları olduğu gibi aktarmaz çoğu zaman; her sahne, her metin bize ayrıca bir mesaj vermek ister.

Belgesellerde, dizi ya da filmlerde, haberlerde olduğu gibi, gösterilen kadar gösterilmeyenin anlattıkları da önem kazanır.
Bize gösterilenle neyin üzerine “beyaz perde” çekilmektedir?
Bu soru, medyadaki her şeye karşı teyakkuzda olmamız gerektiğini hatırlatır.

Dolayısıyla izlediklerimiz, işittiklerimiz, okuduklarımız mutlaka ihtiyat süzgecinden, dikkatten, analiz ve eleştiriden geçirilmelidir.

Mevzuyu neden açtım?

Önceki haftalarda, ekranlara gelmeye başlayacak bir diziden bahsetmiştim, sanıyorum artık yayındadır; Aliya İzzetbegoviç’in hayatını anlatıyordu.

Henüz denk gelmedim, izlemek isterim ama kafamda dolaşan soru işaretlerini paylaşmıştım.

Önyargılı mıyım?

Evet; ama kendimce nedenlerim var; sonuçta ortada mevcut dizilerle aynı popüler ve politik iklimi soluyan kadroların üretimi söz konusu.
İddiaları zaten yazılarından takip ettiğim, bildiğim şeyler.
Yine de dizide bunun dışında bir şey mi kurulmuştur, izlemeden bilemem; o yüzden burada bir analizden ziyade kaygılarımı paylaştım.
Dilerim, Aliya İzzetbegoviç’in düşünsel mirası da, şu sıra sık olageldiğini gördüğümüz gibi konjonktürel hesaplara dahil edilmez.
Aliya İzzetbegoviç’in hayatını anlatıyoruz diye, memleketin bugünkü haline açık ya da örtük göndermeler yapılmaz; çünkü bu fazlasıyla zorlama olur.

Şüphesiz, merhum liderin örnekliğinden çıkaracağımız çok ders var; lakin hakikatiyle anlamayanın, dersini iyi almayanın, ders vermesine gerçekten ihtiyacımız yok.

İzzetbegoviç’in söyleminden, günümüz atmosferine hitap edecek nice mesajlar çıkar ama mesaj verme niyetinde olanların, öncelikle o mesajı kendilerinin de alıp, özümsemesi lazım.

Peki o en temel mesaj nedir derseniz, ilk aklıma gelen örnekle şunu alıntılarım:

“Güç ve kanun sadece adaletin vasıtalarıdır.”

Ne kadar anlamlı değil mi?

Gücün kendisinin amaç, kanunların gücün vasıtası olduğu bir dönemde, Aliya İzzetbegoviç’i okuyorsunuz ve o size bunu söylüyor.

Neden böyle söylüyor; çünkü savunduğu şu:
“Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.”

Beni ilk okuduğumda sarsan başka sözleri de olmuştu.

Düşünün ki Bosna savaşında katliamlardan kurtulmuşsunuz; düşmanınızla masaya oturacaksınız ama öncesinde verdiğiniz mesaj şu:

“Düşmanlarımıza gelince, onlara adaletten başka borcumuz yok!”

Ve yine şu sözleri:

“Hiç kimse intikam peşinde koşmamalı, sadece adaleti aramalıdır. Çünkü intikam sonu olmayan kötülüklerin de kapısını açar. Geçmişi unutmayın ama onunla da yaşamayın.”

Herkesin birbirine karşı hırs güttüğü, hırsların politik hamasetle yoğrulduğu, kutuplaşmanın toplumu zehirleyen bir hal aldığı bir vasatta, intikama değil adalete çağıran hakikatli bir söylem!
Keşke ders alsak; keşke gerçekten inansak, o zaman ne çok şey değişirdi.

Yazıyı, yine Aliya İzzetbegoviç’in evrensel bir mesaj verdiği ve Kur’an ayetlerinden ilhamla kaleme aldığı bir pasajla tamamlayayım:
“İktidara gelirseniz, hal ve hareketlerinize dikkat edin.
Kibirli olmayın, kendini beğenmişlik etmeyin.

Size ait olmayan şeyleri almayın, güçsüzlere yardım edin ve ahlak kurallarına uyun.

Unutmayın ki sonsuz iktidar yoktur.

Her iktidar geçicidir ve herkes, er veya geç, önce milletin ve nihayet Allah’ın önünde hesap verecektir.”

Bu yazı Yeni Haber web sitesinde yayınlanmıştır.

Share.

About Author

Comments are closed.