12 Ocak 2019 – İSLAM TARİHİNDE İLK SİYASİ DARBE VE ALINMASI GEREKEN İBRETLER!.. – Fahrettin Dağlı

0
İslam tarihinde ilk siyasi darbe üçüncü halife Hz. Osman’a karşı yapılmıştı. Zemini, iklimi, şartları adım adım oluşan bir tarihsel olayı kısaca özetleyerek sebep-sonuç ilişkisi bağlamında bugünümüze dair dersler çıkarmaya çalışalım.
Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer döneminde, Hz. Peygamberden tevarüs eden yönetim anlayışı ve pratiği titizlikle sürdürülmeye çalışılmıştır. Hz. Ebubekir hatıraya nakısa koymamak için büyük biri titizlilik ve itimam göstermiştir. Hz. Ömer döneminde, zamanın ve şartların icabı olan bazı yorum ve görüş farklılıkları oluşmuşsa da temelde o da emaneti aynı dikkat ve endişe ile son nefesine kadar taşımıştır. Süreçteki ilk yarılma, çatlama Hz. Osman’la başlamıştır. Ehliyet ve liyakat yerine akrabalığın ve sadakatin öne geçtiği ve tercih sebebi sayıldığı bir milat başlıyordu. Adeta saltanata giden yolun taşları döşeniyordu.
Hz. Osman’ın, kendi bürokratik kadrosunu oluştururken ilk rahatsızlık Hz. Peygamber tarafından Taife sürgün edilen Amcası Hakem b. Ebü’l-As’ın tekrar hükümet merkezi Medine’ye dönmesine izin verilmesi ile başladı. Hakem b. Ebü’l-Âs, Peygamber’i taklit etmesi, evini gözetlemesi ve Müslümanların sırrını ifşa etmesi yüzünden Resûlullah tarafından lânet edilerek Tâif’e sürülmüştü. Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer, Hakem ve ailesinin Medine’ye dönmek için yaptığı müracaatları, tavassutları geri çevirmişlerdi. Hz. Osman halife olunca Amcası Hakem ve ailesinin Medine’ye dönmesine izin verdi ve onlara çeşitli ihsanlarda bulundu; o sırada yirmi yaşlarında olan oğlu Mervân’ı da devlet kâtipliği (bugünkü Müsteşarlık) gibi önemli bir göreve getirdi. Hz. Osman’ın, Hakem ve oğlu Mervân’la ilgili tasarrufu toplum arasında iyi karşılanmadı, muhalefet gördü; bu sebeple pek çok kişi onu eleştirdi. Mervân’ın vazifesi başında bazılarıyla tartışmalara girmesine ve halife adına kararlar verip birtakım yanlış uygulamalar yapmasına rağmen halife tarafından korunması, bu memnuniyetsizliği daha da arttırdı. Sadece bununla da iktifa etmeyerek çok sayıda valiyi değiştirerek yerine kendi akrabalarını atadı. Dediğim gibi, ehliyet ve liyakat yerine akrabalık ve sadakati tercih etti. Bundan dolayı da ağır eleştirilere de maruz kaldı. Detayı burada aktarmayı gerekli görmüyorum. İsteyen arkadaşlar internette arama motorundan ilgili dönemin kesitini bulup okuyabilirler.
Olaylardan okuduğum ve anladığım kadarıyla, Hz. Peygamber tarafından sürgüne gönderilen ailenin çocuklarının, haliyle geçmişe dair duygusal takıntılarının, kin ve husumetlerinin olabilme ihtimali yüksektir. Mervan B. Hakem’in bürokratik tasarruf ve uygulamalarına bakıldığında da bu hissiyatın izleri ve işaretleri görülmektedir. Hz. Osman’a bu durumun sürdürülebilme imkanının olmadığı defalarca iletilmesine rağmen, herhangi bir inisiyatif geliştirilememiştir. Halife Hz. Osman olmakla birlikte bürokrasiyi Mervan B. Hakem sevk ve idare etmiştir. İtirazlar sadece Medine meclisinden gelmez. Çevre illerden Medine’ye heyetler oluşturulup gönderilir. Yapılan tüm uyarı ve ikazlar Mervan B. Hakem’in ustaca manevraları ile boşa çıkartılır. Hz. Osman yanıltılır veya yanlış yönlendirilir. Huzursuzluk artık ‘bıçağın kemiğe dayandığı’ bir safahata evirilmiştir. Bu arada şunu da görüyoruz; Medine ve çevresinde ciddi ve dinamik bir muhalif kamuoyu var. Görüşlerini, kanaatlerini, şikayetlerini çekinmeksizin getirip halifeye iletiyorlar. İkna için Hz. Ali’yi devreye sokuyorlar. Bütün bunları yaparken herhangi bir endişe taşımıyorlar. Bundan anlıyoruz ki, muhalifler Halifelerine şikayetlerini, ikazlarına ‘hiçbir kınayıcının, korkutucunun; kınamasından ve korkutmasından çekinmeyerek ilgililerine iletebiliyorlar. Öyle zannedildiği gibi koca İslam devletinin halifesi eleştirilemez ve ikaz edilemez değildi. Zaten çok önceden kendilerine teminat da verilmişti;
‘Bir hata yaptığımda beni nasıl düzeltirsiniz?
Seni kılıçlarımızla düzeltiriz Ey Ömer!..’
İşte Hz. Osman’ın ehliyet ve liyakate riayet etmeyen isabetsiz tasarruflarına karşı muhalefetin istinat ettiği teminat buydu. Ve öyle de oldu. İkazlar, uyarılar sonuç vermeyince ve üstüne üstlük Mervan B. Hakem tarafından yönlendirilen, senaryo edilen suikastlar vuku bulunca hazır kuvvet bekleyen ‘durumdan vazife çıkarmaya’ niyetli bir gurup ellerinde kılıçlarıyla Hz. Osman’ın kapısına dayandılar. Kırk günlük bir muhasaradan sonra kanlı darbe gerçekleşti. Ve Hz. Osman ihtilalcıların kılıç darbeleriyle şehit edildi.
Evet, Hz. Peygamberin irtihalinin üzerinden fazla bir zaman geçmemişti. İslam tarihi ilk kanlı darbesini yaşıyordu. Bu olay aynı zamanda bundan sonra vuku bulacak darbeler geleneğinin başlangıcını oluşturacaktı.
Buradan çıkarılması gereken temel dersleri şöyle sıralamak mümkün;
-Her nerede ehliyet ve liyakat gözetilmiyorsa bilinmeli ki oranın kıyameti kopuyor veya kopmak üzeredir (darbe, kaos, terör, kargaşa).
-Devlet yönetiminde yakınlık, akrabalık, sadakat yerine Allah’ın muradı olan adaletin gözetilmesi sürdürülebilir bir yönetimin olmazsa olmaz gerekli şartıdır. Hele Müslüman bir idareci için bir yerde Allah’ın muradı, isteği, arzusu sözkonusu ise başka hiçbir hesabi düşüncenin içine girmemesi esas olandır, salih olandır. Burada amaç, niyet çok önemlidir. Önemli olan iktidarını daim kılmak değil, kendisinden sonra da adalet üzere sürdürülebilir kılmaktır. Ölümlü dünyanın fani kazanımlarına mahkum olmak değildir.
-Gelen şikayet ve ihbarlar ciddiye alınmalı ve dikkatlice incelenmeli ve gerekiyorsa soruşturulmalıdır. Merkezi idarenin yönetim organları üzerindeki denetimi kendini bütün birimlerde hissettirmelidir. Bir hata, bir kusur işlendiğinde nasıl bir cezalandırma ile mukabele görebileceklerini unutturmayacak, ihmal ettirmeyecek bir denge-denetim sistemi her yerde kendini hissettirmelidir. Denetimin, incelemenin, soruşturmanın muhatabı arkadaşınız, dostunuz ve akrabanız da olsa!.. (Bir zamanlar bir bakanlığın denetim birimini yönetirken dönemin üst yöneticisine bir arkadaşı ile ilgili ihbar, şikayet dosyasını götürdüğümde bana; ‘Fahrettin bey, bir arkadaşım hakkında soruşturma yaptırmamı mı bekliyorsun benden?’ Bu soru karşısında dondum kaldım. Ne cevap verecektim? Sadece şunu söyleyebildim; ‘Sizin, benim ve arkadaşınızın bu dünyadaki ve ahretteki hukuku adına bu inceleme ve soruşturmayı yapmamız gerekir!..” Benzer sebepler dairesinde bir süre sonra meslekten ayrılmak zorunda kaldım veya bırakıldım.)
-Toplumun aydınlarının, kanaat önderlerinin ikaz ve uyarıları ciddiye alınmalı; yaptıkları eleştirilerden dolayı kınanmamalı, dışlanmamalı ve hatta teşvik edilmelidirler. Düşünce ve kanaatlerini ifade etmeleri teşvik edilmelidir.
-Toplumsal kesimlerin önderleri ile diyaloğu güçlü tutup toplumun nabzını ölçmeleri, mevcut veya olma ihtimali olan hadiselerin önüne geçmek için olması gereken dinamikleri hayata geçirmeli. Her türlü şikâyet ve sızlanmalar ciddiye alınıp incelenmeli ve gerekiyorsa soruşturulmalıdır. Mükafat ve mücazât (cezalandırma) tam bir sadakatle uygulanmalı ve denetlenmeli…
-Bugünkü anlamda toplumun vekillerinin oluşturduğu parlamento ile uyum içerisinde onlarla toplumun meselelerini müzakere edip ortak aklın oluşması temin edilmeli…
Belki bunlara ilave edilebilecek onlarca, yüzlerce ders… Bu kadarıyla iktifa ediyorum. Arif olanlar bunların bugün için nelere karşılık geldiğini, gelebileceğini, nerelerde hatalar yapıldığını ve bugün karşı karşıya bulunduğumuz netemali manzaranın hangi sebeplere istinat ettiğini düşünürler, aklederler…
Share.

About Author

Comments are closed.