13 Eylül 2018 – Bize yeni türden birleşik işçi cephesi lazım

0

Faruk Sevim

İşçi sınıfı ve ezilenler olarak, ortak talepler etrafında bir araya geleceğimiz bir cepheye ihtiyacımız var. Bu cephe geçmişte, 1999-2001 yılları arasında yaşanan ekonomik kriz döneminde kurulmuştu. Adı Emek Platformu idi, Emek Platformunda bütün işçi sendikaları, memur sendikaları (faşist eğilimli Kamu-Sen hariç), meslek örgütleri vardı.

Şimdi ekonomik krize karşı faturayı işçilerin ödememesi için yine bir birleşik işçi cephesinin kurulması gerek. Ama bu cephenin kurulmasının önündeki bazı engeller var. Nedir bu engeller?

Sendikaları “sarı” ve “kızıl” diye bölen anlayışa prim vermemeliyiz

Türkiye’de işçi sınıfı başlıca yedi büyük konfederasyonda örgütlü. Bunlar; üye sayılarının büyüklüğüne göre Memur-Sen, Türk-İş, Hak-İş, Kamu-Sen, KESK, DİSK ve Birleşik Kamu İş. Bu konfederasyonların ve bunlara bağlı sendikaların önemli kesimi AKP-MHP koalisyonunun destekçisi. Buradan yola çıkılarak kimi analizlerde; sendikalar “sarı” veya “kızıl”, yani “işçi sınıfının çıkarlarını savunan” veya “patronların yanında yer alan” sendikalar olarak sınıflandırılıyor. Bu analiz somut koşullara uygun değil. En son metal fırtına eylemlerini, Türkiye’de bilinen en sağcı sendika olan Türk Metal üyeleri gerçekleştirdi. Bizler işçi sınıfının sendikal yapılarını sarı ve kızıl diye bölen bir anlayışı doğru bulmuyoruz. Bütün sendikal yapıları işçi sınıfının örgütü olarak görüyoruz.

Bütün sendikaların tabanında, liderliğinin rengi ne olursa olsun örgütlenmeye çalışmalıyız

Bulunduğumuz işyerlerinde hangi sendikal yapı örgütlü ise onun tabanında örgütlenmeye çalışmalıyız. Sendikaları “sağcı, solcu, İslamcı” diye ayırt etmemeliyiz. Özellikle Türk-İş, Memur-Sen ve Hak-İş konfederasyonları bugün için en büyük sendikal yapılar durumunda. Bu konfederasyonların liderlikleri ne kadar işbirlikçi, hükümet yanlısı olsa da, işçi sınıfının büyük bir kesimi bu konfederasyonlarda örgütlü. Bu örgütlere üye işçilerle bağ kurmak zorundayız, işçilerin objektif çıkarları diğer bütün sınıfların mensupları gibi, her zaman kendi sınıfından, yani işçi sınıfından yanadır. Mücadele yükseldiğinde işçilerin büyük bir kesimi diğer sınıf kardeşleri ile birlikte mücadeleye katılır. Bu dayanışmayı daha da geliştirmek için şimdiden bütün sendikal yapılar içinde örgütlenmek gerekir.

Her işçi eylemini bir sendikal örgütlenme mücadelesinin parçası kılmalıyız

Günümüzde, her türlü baskıya rağmen her hafta irili ufaklı onlarca işçi eylemi oluyor. Emek Çalışmaları Topluluğunu rakamlarına göre 2017 yılında toplam 1313 işçi eylemi oldu. Bu eylemlere 77 bin işçi katıldı. Eylemlerin yarısı sendikalı, diğer yarısı ise sendikasız işçiler tarafından gerçekleştirildi. Özellikle sendikasız işçiler tarafından gerçekleştirilen eylemlere müdahil olup, bu işçilerin sendika üyesi olmasını sağlamalıyız. Böylece toplam 3,6 milyon sendikalı işçi ve memur sayısını biraz daha artırabilir, işçi sınıfının örgütlenmesini geliştirebiliriz.

Sendikaların yönetimlerini ele geçirmek için yarışmak yerine tabandan yönetimler üzerinde basınç yaratacak işçi mücadelesinin ağlarını örmeliyiz

Mevcut sol anlayışların sendikal mücadeleden anladığı, tepeden sendikal yapıların yönetimlerini ele geçirmek şeklinde oluyor. Biz bu anlayışı reddediyoruz. Sendikaların yönetimlerini ele geçirmek, doğru bir sosyalist hat olamaz. Ayrıca bu yöntemle sadece DİSK ve KESK’te sıkışıp kalınır, bugün bu husus pek çok sol yapının başına gelmiş durumda. Hâlbuki en büyük üç konfederasyon sağ eğilimli. Bu yapıların yönetimlerini tepeden ele geçirme ile değiştiremeyiz. Sendikal yapılardaki sağ yönetimlerin üzerinde basınç sağlayacak tek yöntem tabandaki işçileri kendi fikirlerimize kazanmaktır. Bunun için sendikal yapı ayrımı gözetmeksizin tüm konfederasyonların tabanlarındaki işçiler içinde örgütlenmeli, onları kazanmaya çalışmalıyız. Böylece konfederasyonların genel politikalarını etkilemek üzere bir basınç sağlayabiliriz.

Kutuplaşmacı politikalar yerine işçi sınıfının bütününün çıkarlarını savunuyoruz, Erdoğan hükümeti bu bütünün çıkarları aleyhine işleyen temel faktördür

İşçi sınıfını bölen, tüm kutuplaşmalara karşıyız. Kürt-Türk, Alevi-Sünni, İslamcı-laik bölünmeleri sınıfın gücünü zayıflatır, Erdoğan hükümetinin patronlardan yana olan gerçek yüzünün görünmesine engel olur. Halbuki kriz döneminde hükümetin aldığı tüm kararlar hep patronları kurtarmaya yönelik. Borcunu ödeyemeyen patronların borçları erteleniyor, yeni kredilerin açılması için kamu kaynakları sonuna kadar kullanılıyor.  Grev ertelemeler, yasaklamalar tüm hızıyla devam ediyor. Bütün bunlar işçilerin emekçilerin büyük çoğunluğunu oyunu alan Erdoğan hükümeti tarafından yapılıyor.

İşçi sınıfının, krizin faturasını ödememek için, Erdoğan hükümetine karşı sesini yükseltmesi gerekir. Bu tutumu mevcut konfederasyonların üst yönetimlerinden bekleyemeyiz, çünkü onlar hükümet yanlısı. Hükümetin kriz politikalarına karşı asıl tepkiyi gösterecek olanlar sendika üyesi olsun veya olmasın işyerlerinde çalışan işçilerdir. Bizler bu işçileri örgütlemek, onları kazanmak için çalışmalıyız.

(Marksist org)

Share.

About Author

Comments are closed.