13 Haziran 2019 – Dile getirilmesi ‘cool’ olmayan işkence ve kaçırma iddiaları… – Alper Görmüş

0

Türkiye’de olağanüstü hal (OHAL) ilanından bu yana geçen iki buçuk yılda tamamı “FETÖ” soruşturmalarıyla bağlantılı 26 adam kaçırma hadisesi yaşandı. Bunlardan son beş ayda kaçırılan altısından bugüne kadar herhangi bir haber alınamadı. Öncekiler, aylar boyunca belirsiz yerlerde tutulduktan sonra, çoğu emniyet müdürlüklerinin önü olmak üzere zayıflamış, perişan bir halde çeşitli yerlere bırakıldılar.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, bu kaçırılmaları düzenli bir şekilde izliyor ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlediği basın toplantıları ve yaptığı video yayınlarında bunları kamuoyuyla paylaşıyor.

Gergerlioğlu, geçtiğimiz haftalarda Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na verdiği bir soru önergesinde, bu 26 kişiden ilk kez birinin (Zabit Kişi) gördüğü işkenceleri anlatan bir mektup yazıp cezaevinden kendisine gönderdiğini belirtti ve mektubu, konunun araştırılmasını istediği soru önergesine ekledi.

Gergerlioğlu, yayımladığı videoda mektuptan bazı bölümleri paylaşırken şöyle konuşuyordu:

“Kendisi, resmi görevlilerce kaçırıldıktan sonra 108 gün boyunca bilinmeyen bir yerde işkence gördüğünü belirtiyor ve neler yaşadığını anlatıyordu. Bunları okurken fenalık geçirmemeniz mümkün değildi. Ağzından, burnundan, makatından kan gelinceye kadar işkence yapldığını söylüyordu. Günlerce yıkanamadığını, ancak 75. günün sonunda üstünün başının çok kokmasından dolayı, ona işkence yapan kişilerin, ‘senin için değil, kokudan biz rahatsız olduğumuz için yıkanmana izin veriyoruz’ dediklerini söylüyordu. 108 günde 30 kilo zayıfladığını, bu 108 gün boyunca ellerini havaya kaldırıp dua ederek, ‘yarabbi, ölüm nerede, ben ölümü istiyorum’ diyerek yalvardığnı anlatıyordu.”

“Kaba ve yaralayıcı… Gündeme alınamaz”

Gergerlioğlu’nun TBMM Başkanlığı’ndan beklediği cevap önceki hafta kendisine ulaştı. TBMM Başkanı Mustafa Şentop imzalı cevapta, mektuptaki ifadelerin “kaba va yaralayıcı” olduğu belirtiliyor, araştırma talebinin bu nedenle kabul edilmediği bildiriliyordu.

Yani, mektuptaki işkence anlatımı o kadar dayanılmazdı ki, TBMM Başkanlığı, mektuptaki ifadelerin bilinmemesinde “kamu yararı” görüp önergeyi reddetmişti.

Peki, bir insanın, kendisine yapılan işkenceyi “kaba ve yaralayıcı” bir tarzda dile getirmesi ne anlama gelir?

Hepimizin bildiği üzere işkence gibi, tecavüz gibi aşağılayıcı, onur kırıcı muamelelere maruz kalan insanların doğal refleksi, işkence ya da tecavüzü ifade etmekten kaçınma ve olanları unutmaya çalışma şeklinde tecelli eder. Dolayısıyla, bir insanın kendisine yapılan işkenceyi kapalı ifadeler yerine bütün çıplaklığıyla (doğal olarak da “kaba ve yaralayıcı” biçimde) anlatması, sadece iddiasının doğru olma ihtimalini güçlendirir. Yani, ifadelerin “kaba ve yaralayıcı” olması, TBMM Başkanlığı’nın önergeyi reddetmesi için değil, tam tersine kabul etmesi için gerekçe oluşturabilirdi.

Aynı günlerde eski Dışişleri personeline işkence iddiaları

Gergerlioğlu’nun Zabit Kişi’nin işkence iddialarını kamuoyuyla paylaştığı günlerde, yine ilk haberini attığı bir tweet’le onun verdiği yeni ve bu defa toplu bir işkence iddiası daha dile getirildi. Geçtiğimiz ayın son günlerinde gözaltına alınan 111 eski Dışişleri personelinin yakınları, gözaltındakilere işkence yapıldığı iddiasıyla Ankara Barosu’na baş vurmuş, Baro da yasaların kendisine verdiği hakkı kullanarak, bazı avukatları, bu kişilerin gözaltında tutulduğu Ankara Emniyeti’ne göndermişti.

Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun anlatımlarına göre, Emniyet’te avukatların gözaltındakilerle görüşmelerine önce izin verilmemiş, fakat avukatların ısrarlı çabalarıyla bu engellemeden vazgeçilmek zorunda kalınmıştı.

Gergerlioğlu, Ankara Barosu’nun raporunu da aktardığı bir söyleşide (Ahval), olayla ilgili olarak şöyle konuştu:

“Gözaltına alınanlar üst düzey bürokratlardı ve çoğu OHAL kararnameleriyle meslekten atılmışlardı. İlk planda 78 kişiydiler, sonra sayıları 111’e yükseldi. Bunlardan yaklaşık 20’sine işkence yapıldığına dair bilgiler vardı.

“Ben, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ilgili maddelerini hatırlatarak iddiaları Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a ilettim, ayrıca TBMM İnsan Hakları İzleme Komitesi’ne bir dilekçe verdim. Konuyu Ankara Barosu da duymuş, onlar da benimle iletişime geçtiler. Onlardan öğrendim ki, Baro’dan sekiz avukat gece aniden Emniyet’e gitmiş ve uzun uğraşlardan sonra işkence iddialarıyla anılan 20 kişiden görüşmeyi kabul eden altısıyla sabaha kadar süren konuşmalar gerçekleştirmişler.”

“Kardeşim bunlar FETÖ’cü, büyütmeyin…”

“Bu altı kişinin anlattıkları tüyler ürpertici mahiyette… Görüşülenlerden beşi aynı ifadeleri kullanmışlar, yani birbirleriyle çelişen ifadeler yok, örtüşen ifadeler var. Biri ise, ‘Ben işkence görmedim, fakat işkence görenleri gördüm, onların perişan hallerine tanıklık ettim’ demiş.

“İşkencelere gelince… Önce üç kişi çırılçıplak, ikisi belden aşağıya kadar olmak üzere soyulmuşlar. Sonra ters kelepçe bağlanarak cenin vaziyetinde yere uzatılmışlar. Ardından vücutlarında cop dolaştırılmaya başlanmış. Makatlarına kayganlaştırıcı sürülerek cop yaklaştırılmış, kimisine cop sokulmuş, kimisinde de korkutmakla yetinilmiş.

“Ardından bu altı kişi sulh ceza mahkemesinde hâkim karşısına çıkıyor. Birisi işkence gördüğünü söyleyince hâkim tersliyor onu, ‘bir tek sen söylüyorsun, bak başka kimse söylemiyor’ deyince diğerleri de gördüklerini söylüyor. Sonunda skandal bir olay oluyor ve mahkeme zabıtlarına bu ifadeler girmiyor. Hâkim, bu ifadeleri mahkeme zabıtlarına geçirmiyor. Ankara Barosu Başkanı Erinç Sağkan bu durumu büyük bir şaşkınlıkla karşılamıştı: ‘Gözaltındaki sanıklar ne derse desin, isterlerse küfretsinler, mahkeme zabıtlarına geçirmek zorundadırlar, başka bir şey olamaz yani’ diyordu.”

Yine Gergerlioğlu’nun açıklamalarına göre, Baro Başkanı düzenlediği basın toplantısında, resmi yetkililerin “Kardeşim, bunlar FETÖ’cü, biz büyük bir belayla uğraşıyoruz, siz neden bunları koruyorsunuz”a getirmiş, kendilerinin de bu çerçevede baskı altında tutulduklarını ifade etmişti.

İşkence karşıtlığında samimiyet ölçüsü

Yakınlarımızı ya da benzer duygu ve düşünceleri paylaştıklarımızı koruyup kollamak, insan olma vasfımıza ilave puanlar getirebilir, fakat bu işlerde asıl ölçü şudur: Biz, bize benzemeyenlerin, bizimle aynı görüş ve duyguda olmayanların maruz kaldıkları kötülükler karşısında ne yapıyoruz? Şayet “onlara işkence dahil her şey yapılabilir” diyenlerdenseniz, yakınlarınıza, sizin gibi olanlara karşı şefkatli olmanızın fazla bir değeri kalmaz.

Bu ülkenin siyasetçileri, aydınları, gazetecileri ne yazık ki tam olarak öyle davranıyorlar. Onlar, “FETÖ’cünün işkence görmesi, kaçırılması benim vicdanımı yaralamaz”dan başka bir anlama gelmeyecek derin suskunluklarından ötürü ileride muhakkak çok büyük bir pişmanlık duyacaklar.

Size böyle gelmiş böyle giden bilindik bir Türkiye hikâyesi anlatmış oldum, tek fark, özneler değişmiş durumda.

(Serbestiyet)

Share.

About Author

Comments are closed.