13 Mart 2020 – MEMA – Ohannes Kılıçdağı

0

Bir aylık bir aradan sonra tekrar merhaba. Umarım kişisel hayatınızda her şey yolundadır, zira kamusal hayatımız içler acısı.

Verdiğimiz arada, ‘Merkezî Masa’ denen bir yapı oluşmaya başladı. Bu isim meselesine sonda değinmek istiyorum ama genel olarak baktığımızda böyle bir merkezî organa ve koordinasyona ihtiyacımız olduğunu zaten senelerdir söylüyoruz. Umalım ki VADİP gibi olmasın, doğru çalışma ilkeleriyle iyi sonuçlar versin. 

Evet, bir ortak akıl şart ama herhangi bir veya birkaç kişi, kurum veya vakıf bu yapıyı domine etmemeli, ortaya oligarşik bir oluşum çıkmamalı. Bunun için de çalışma ve karar alma süreçlerine dair kurallar net biçimde belirlenip, şeffaf biçimde toplumla paylaşılmalı. Şeffaflık zaten genel bir ilke olarak benimsenmeli, orada ne konuşulduğu toplumdan gizlenecek bir şey değildir. Toplantı tutanakları kamuyla paylaşılmalı, heyet sözcüsü kamuoyunu bilgilendirmelidir. Ayrıca, henüz her ne kadar o aşamada olmasak bile, vakıflar arası kaynak aktarımını bir düzene bağlamak da heyetin amaçları arasında sayıldığına göre, kaynak aktarımının kural ve ilkelerinin de tartışılıp, saptanması ve yazıya geçirilmesi, sağlıklı işleyiş için önemlidir. Keyfî olarak “Sana verdim, sana vermedim” durumu yaşanmamalı. Gerek genel çalışma kuralları, gerek kaynak aktarıma dair ilkeler gene toplumla istişare halinde belirlenmelidir. Heyet taslak üzerinde anlaştıktan sonra bunu belli bir süre tartışmaya açmalı, gelen geri bildirimler değerlendirilmelidir. 

Ermeni toplumunun kurumlarının, özellikle de vakıf yönetimlerinin profesyonelleşmesi gerektiğini daha evvel ifade etmiştim. Böyle bir heyet için profesyonel bir sekretarya oluşturulması fikri de dolayısıyla isabetli, zira böyle bir heyetin toplantıdan toplantıya çalışması işlerin yürümesi için yeterli olmayacaktır. Muhtemeldir ki takip edilmesi gereken birçok iş olacak, o sekretaryanın gerekli çalışmaları yaparak söz konusu heyete raporlar hazırlaması gerekecektir. Heyet ancak seçenekleri değerlendirip son kararı alır. 

Bu heyeti oluşturmak için vakıf seçimlerin yenilenmesini beklemek, seçimlerin ne zaman olacağı konusundaki belirsizlik yüzünden mantıklı olmayabilir ama şunu da eklemek gerekir ki böyle bir işe, seçimlerden yeni çıkmış, halkın güvenoyunu almış taze yönetimlerle girmek, onu daha güçlü kılacaktır. Böyle merkezî bir yapının oluşturulmasıyla birlikte, vakıf seçimlerinin doğru ilkeler üzerine oturtulması daha da önem kazanıyor. Böylece her bir temsilci, ortak kararlar alınacak masaya arkasında daha geniş bir halk desteğiyle oturabilir. Seçimlerin il genelinde, an azından belirlenecek bölgeler bazında yapılması kanımca bu ilkelerden biri. Hatta, yönetimde verimlilik için, gene daha evvel de yazdığım gibi, birkaç vakıf gruplanarak, hiçbirinin varlığına son vermeden, ortak bir yönetim kurulu seçilebilir. Tabii, bu sadece bir fikir ve üzerinde düşünülmesi, çalışılması gerekiyor. İkinci olarak da, aynı kişilerin iki dönemden fazla görev yapmaması kuralı da düşünülmeli. Evet, yönetici bulmakta sıkıntı çekilebilir ama her bir vakfın kendi başına dükalık olmasını da engellemek gerekiyor. Ayrıca, sözünü ettiğim gruplama, yönetici ihtiyacını düşürülebilir. Kaldı ki, merkezî yapı için düşünülen profesyonelleşme vakıflar için de düşünülmeli. 

Gelin görün ki, nasıl bir vakıf seçim yönetmeliği çıkacağı konusunda da bir belirsizlik var. Bir taslağın cumhurbaşkanının önüne gittiği söyleniyor. Nasıl oluşturuldu bu taslak? Hangi Ermeni kurumlarından görüş alındı? Yoksa her zamanki alışkanlıkla tepeden inme bir düzenlemeyle mi karşı karşıya kalacağız? Ne çıkarsa bahtımıza, ona sevinecek miyiz?

Beyoğlu Vakfı’nın temsilcisi Simon Çekem, bu heyetin tartışıldığı toplantıyı terk etmiş. Bunun tam sebebini anlamış değilim ama bu vesileyle bu yeni girişime nasıl yaklaşılması gerektiğine dair genel birkaç noktanın altını çizelim. Bu girişimi eleştirebilirsiniz, yanlış düzenlendiğini, hatta hiç olmaması gerektiğini de düşünebilirsiniz. O zaman bu düşüncelerinizi kamuoyuyla paylaşmanız ve doğrusunun ne olduğuna dair fikrinizi söylemeniz gerekir. Dediklerinizle insanları ikna edebilirseniz, yanlış bulduklarınız düzeltilebilir veya düzeltilmezse ve toplum da sizin dediklerinize ikna olursa, o oluşumun içinde yer almamanız makul karşılanabilir. Fakat, hiçbir vakfın, hele hele gelirleri belli bir meblağın üstünde olanların, keyfî biçimde, bir açıklama vermeden bu girişimin dışında kalmaya hakkı yok. Toplum bunu kabul etmez; heyette keyfî biçimde yer almaktan kaçanların vebali de büyük olur. Tabii, bu söylediğimiz heyetin yapacağı her işe koşulsuz destek anlamına da gelmez; fakat son kertede gelirlerin adilce paylaşılması için bir girişimde bulunmak gerekiyor(du).

Son olarak, bir ayrıntı olmakla birlikte sembolik önemine inandığım için isim üzerinde durmak istiyorum. ‘Merkezî Masa’ tabirine nasıl karar verildi, bilmiyorum ama niyet o olmasa da bana polis jargonunu hatırlattı (Cinayet Masası, Ahlak Masası gibi). Acaba buna bir Ermenice isim bulunsa, gerektiğinde Latin harfleriyle yazımı da kullanılsa, sembolik manada da olsa daha uygun olmaz mı? Մառմին/Marmin gibi mesela…

(Agos)

Share.

About Author

Comments are closed.