13 Ocak 2021 – Egemenlerle kol kola, nice mutlu yarınlara – İslam Özkan

0

AKP liderliğinin siyasetini de onun çelik çekirdeğini oluşturan kesimlerin bakış açısını da anlamak zor gerçekten. Yıllarca iktidarda kaldığı halde egemen sınıflarla yaptığı ittifaka, ülkeye hükmeden aktörlerle iş tutan bir siyasi oluşuma rağmen onun hâlâ mağduriyetine ve sistem karşıtlığına inanabilmek, iradi bir şekilde kendisini körleştiren ve direncini duygularından alan irrasyonel bir inatla ancak mümkün.

İşin ilginç yanı, söz konusu hâkim yapı, bir zamanlar büyük sermayeyle dirsek teması olsa da hiçbir zaman egemen sınıfı temsil etmemiş olan ve kendisine husumet beslenen beyaz ve mavi yakalıları, her kesimden ama özellikle sol eğilimli entelektüelleri Türkiye’nin hâkim sınıfları zannedip onlara ve onların temsil ettiği değerleri terörize etme üzerinden hâlâ prestij elde edilebiliyor ve bu da tabanda halka zulmeden egemen sınıflardan haklı bir şekilde öç alma gibi algılanabiliyor. Hâlbuki eskilerin egemen sınıfları Yeni Türkiye’nin egemenleriyle kol kola, ama yutturulan zoka neredeyse hazmedilmek üzere ama meseleye uyanan yok.

Salt kasaba taşralılığının hıncı ve sadece sınıfsal bir mesele olsa bir yere kadar anlaşılabilir, hatta milliyetçiliği, otorite yanlısı fazlalıkları tıraşlandıktan sonra karşılıklı diyaloğa geçilip eli yüzü düzgün bir yere dahi oturtulabilir. Ancak kasabalı taşralılığın hıncını temsil etme tek başına meseleyi izah etmediği gibi, meseleye böyle yaklaşmak, köy ve kırsalda bir taraftan büyük toprak sahiplerinin, diğer yandan da neo-liberal ekonomi politikaların ezici ağırlığı altında inim inim inleyen köylüye de kasabalıya da bir haksızlık.

Gerçi bu hınç ve öfke, tarihsel olarak Adnan Menderes ve Demokrat Parti’nin temsil ettiği, dünyadaki gelişmeleri onun kadar takip edemediği için heybeti karşısında ezik büyük toprak sahiplerinin, dinî değerlerin özüne inmeden onu şeklen benimseyen kasaba eşrafının sivil ve askeri bürokrasiye karşı bir hıncı ve nefreti olarak okunabilir. Ama eski çamlar bardak olduğu gibi derenin altından da çok sular aktı. 1960-1990 arası geçerli bu analizin, kasaba eşrafının da büyük toprak sahiplerinin de ciddi bir dönüşüme uğradığı günümüzde halen geçerliğe sahip olduğuna inanmak için, ülkede otuz yıldır yaşanan devasa gelişmeleri büyük bir inat ve ısrarla göz ardı etmek, eskileri okumakla yetinmek gerekir ki günümüz dünyasında bunu başarabilmek neredeyse imkânsız.

90’lardan itibaren dışa açılmış ve küreselleşmiş ekonomisinin de etkisiyle Türkiye kırsalı boşalmış durumda ve eşrafı artık oralarda aramak beyhude. Sanayi, finans, ithalat ihracat süreçleri, adına eşraf denemeyecek yepyeni bir toplumsal kesimi ihdas etmiş durumda.

Küresel şirketlerin tohumlarını kullanmaya mecbur edilen çiftçimiz ile kentlere kırsaldan göç etmiş ve yeni gelmiş olduğu metropollerde tutunmaya çalışan insanımızın bir bölümü, 90 yıllık politikaların dışında, din soslu yeni vaatlerle toplumun karşısına çıkan yeni bir siyasi partiye oy vermiş olabilir. Ancak bu, söz konusu kesimlerin toplumun geri kalanına hınç, nefret ve intikam duyguları beslediğini göstermez. Kaldı ki, gerçekten bu tür olumsuz duygularla hareket etseydi bile söz konusu kesimlerin bu duyguların gerçek muhatabının toplumun geri kalan yarısı olmadığını, o kesimlerin de tıpkı kendileri gibi sistemin mağduru olduğuna sistem muhalifleri tarafından ikna edilmesi gerekir.

(Gazete Duvar)

Share.

About Author

Comments are closed.