14 Eylül 2020 – Geniş açıdan 12 Eylül darbesi – Mustafa Paçal

0

12 Eylül askeri darbesi yorumları ve paylaşımları bu yıl medya ve sosyal medyada sanki daha fazla yer aldı gibi geldi bana…

Bilmiyorum size nasıl geldi ama bana öyle geldi.

Yalnız bu yıl yine kendi gözlemlerime göre geçtiğimiz yıllardan farklı olarak sosyal medyada insanlar daha çok 12 Eylül hatıralarını ve yaşadıkları olayları ve zorlukları anlatmayı tercih ettiler.

Medya yazar, çizer takımı da yine ağırlıkta 12 Eylül darbesinin yarattığı siyasal ve toplumsal tahribatın envanterini ve yaşanan onca hukuksuzluk ve çekilen acıların resmini çeken yazılar yazdılar.

Hepsi de birbirinden değerli yorum ve yazılardı.

Bende bu yazının başına otururken önceleri tedirgindim çünkü yazı 12 Eylül’den iki gün sonra yayınlanacağı için bayatlamış bir konuyu mu tercih etmiş oluyorum diye tedirginlik duymuştum.

Ancak 12 Eylül askeri darbesine daha geniş bir açıdan bakmayı düşündüğüm için yazının, çıkan yazılar içinde pek benzerinin olmaması beni cesaretlendirdi.

Peki, neydi o açı…

12 Eylül darbesi hangi uluslararası ve bölgesel konjonktür de ve hangi ekonomik ve siyasal koşullarda yapılmıştı ve bunların nedenleri ne idi?

Bu açı üzerinden konuya bakmaya çalışacağım.

Bir defa darbe soğuk savaş yılları olarak tanımlanan dönem içinde yapıldı.

Bunun anlamı 1945 ile 1990 yılları arasında süren soğuk savaş yılları idi…

Türkiye, bu iki kutuplu dünyanın içinde NATO üyesi olarak soğuk savaş yıllarında taraf ülke olarak yer aldı.

ABD’nin tarafındaydı.

Üstelik oldukça kritik jeopolitik konumda olan bir ülkeydi.

12 Eylül darbesi ABD için “bizim çocukların işi” idi.

İşin bir yanı bu.

Yine dünya ve Türkiye ekonomisini etkileyen bir başka faktör ise 1973 Petrol Krizi’ydi.

Kriz, 6. Arap-İsrail savaşında ABD, İsrail’e destek verince OPEC ülkeleri batıya petrol ambargosu uyguladılar.

Bunun sonucu varili 2.4 dolar olan petrol bir anda varili 12 dolara çıkarak tam 4 kat artmış oldu.

Enerjide zaten dışa bağımlı olan Türkiye bu krizden fazlasıyla etkilenmiş ekonomisi daha kırılgan duruma geldi.

Ve bu kriz, 1982 yılına kadar yıkıcı ekonomik tahribatlar yaptı.

İşte, darbe öncesi 1973 Petrol Krizi’nin de etkileriyle ortaya çıkan ekonomik görünüm…

Türkiye’nin 1979 yılında -0.5 küçülen ekonomisi, 1980 yılında ise -2.8 küçülmüştü.

Yine 1979 yılında 35.70 TL olan 1 dolar, 1980 yılında 91.04 TL’ye çıkarak %155 oranında artış gösterdi.

Enflasyon 1979 yılında %56.8 iken bu oran 1980 yılında %115.6 seviyelerine yükselmişti.

1979 yılında 5.400TL olan asgari ücret o günkü kura göre 151 dolar iken, cunta 1981 yılında asgari ücreti 10.000TL’ye yani %85 zam ile arttırmış olsa da, yeni asgari ücret 109 dolara denk geldi.

Ekonomi darbe öncesi artık sürdürülemez duruma gelmişti.

Bu durumu dönemin başbakanı rahmetli Süleyman Demirel “70 sente muhtacız” diye özetleyecekti.

Bu kriz Türkiye’yi, IMF ile yeni bir stand-by anlaşması yapmasına kadar götürdü.

24 Ocak kararları da denilen bu anlaşma ile Türkiye, %40’a yakın bir devalüasyon kararı aldı.

Ayrıca devletin ekonomide payının azaltılması ve bu nedenle KİT’lerin özelleştirilmesi ile tarımda destekleme alımlarının sınırlandırılması ve gübre, enerji ve ulaştırma dışında sübvansiyonların kaldırılması, kamuda ücret artışlarının azaltılması, düşük asgari ücret ve kamu yatırımlarının azaltılması gibi tam bir kemer sıkma kararlarıydı bu kararlar…

Ancak bu ekonomik program daha çok işçi, çiftçi ve yoksulların için daha fazla kemer sıkmak anlamına geliyordu.

Diğer yandan ise bu kararlarla Türkiye ekonomisi, içe kapalı, ithal ikameci ekonomik modelden, dışa açık piyasa ekonomisine de geçmiş oluyordu.

Çok geçmeden bu kemer sıkma programına karşı sendikalar, meslek örgütleri ve sol-demokrat partiler tepki gösterdiler.

Hiç unutmuyorum, bir gün rahmetli Sıtkı Koçman ile sözleşme görüşmelerindeyiz ikide bir “kemerleri sıkmalıyız başkan” diyor. Rahmetli de aşırı kiloluydu, bende “bize kemerleri sıkmak, size gelince belinize kemer bulamamak düşüyor” demiştim.

24 Ocak kararları alındı ama uygulamada çok geniş tepki gördü ve kimse bu yoksullaşma dayatmasını kabul etmedi.

Yaygın grevler, yürüyüşler ve mitingler devam edegeldi.

Kararlar istenildiği gibi uygulanamıyordu.

12 Eylül askeri darbesine neden olan en önemli faktörlerden biri budur.

Bir diğer faktör ise bölgesel sorunlardır.

Bölgede en önemli olay 1979 İran Devrimi’dir.

Batı yanlısı Şah rejimini devirerek iktidarı ele geçiren mollalar, Ortadoğu’da tüm siyasi dengeleri değiştirdiler.

Bu devrimle İran Batı’dan tamamen kopmuş oldu.

Ve bu durum Türkiye’nin bölgede ki jeo-stratejik önemine çok daha fazla arttırmış oldu.

Yine 1979 yılında Sovyetlerin Afganistan’a girmesi bölgesel siyasi tansiyonu yükselti.

Artık Türkiye’nin ABD için bölgesel önemi çok daha fazla artmış oluyordu.

Ancak içerde kabaran sol muhalif dalga ve sendikal ivmenin artması hem orduyu ve hem de ABD’yi tedirgin ediyordu.

Askeri darbe ile devleti ele geçirip yeniden bir güvenlik devleti kurmak oldukça elzem ve kaçınılmaz olarak görülüyordu.

Türkiye solu güçleniyordu.

Sendikalar özellikle DİSK ve diğer kitle örgütleri günlük hayatı etkileyecek güce ulaşmışlardı.

Derin devlet bu havayı kırmak, dağıtmak için sürekli terör eylemleri yapıyor ve bazı taşeron örgütlere bu eylemleri sipariş ediyordu.

Ve sonunda darbe öncesi tüm yurtta hemen her yer yerde sıkıyönetim vardı. Ordu güvenlik ve istihbaratı zaten öncede eline almıştı.

Ancak terör eylemleri hız kesmiyordu ve darbede bir gün sonra bu eylemler adeta bıçakla kesilmiş gibi birden durdu.

Evet, amaç hasıl olmuştu.

12 Eylül askeri darbesi, aslında bugün devam etmekten olan otoriter rejiminde sürdürülmesinin nedeni; çünkü bu darbe sonucu yapılan anayasa ve 600 civarı kanun halen yürürlükte bulunuyor.

Bunun anlamı, 12 Eylül darbesini yapanlardan geriye kimse kalmadı ama kurdukları baskı ve zorbalık rejimi halen dimdik ayakta demektir.

“Darbecileri yargıladık”, “Demokrasi adası yaptık” demekle olmuyor…

(Gazete Davul)

Share.

About Author

Comments are closed.