14 Kasım 2019 – Oylar ‘VOÇ’a – Ohannes Kılıçdağı

0

Yapılan uyarılar sonuç vermedi ve defolu bir talimatnameyle, seçim olmayan bir patrik seçimi yaklaşıyor. Toplumun bir kesim bu duruma ciddi bir tepki duyuyor ve haklı olarak tepkisini dile getirmek, göstermek istiyor. Bu kesimde yer alanlar, sadece dekoru tamamlayacak bir kalabalık figüran topluluğu olmak istemiyorlar. Haklılar, çünkü bu seçimde, hiçbir şey olmamış gibi gidip mevcut iki adaydan birine kerhen de olsa oy vermek, kurulmuş düzeneğin istemsiz, otomatik çarkları olmak anlamına gelir. Dikkat ederseniz, seçim yapılacağı belli olduktan sonra bu köşede, adayların vasıfları üzerinden, “Şu şöyle iyidir, bu böyle kötüdür” türünden bir değerlendirme yapmadım, çünkü iş hiçbir zaman oraya gelmedi. Normal bir seçim yapıyor olsaydık, adayları, vasıflarını, geçmişlerini tek tek tartışırdık. Dolayısıyla, anormal bir seçimde normal oy kullanılamaz. Peki, öyleyse ne yapalım?

Bu soru karşısında akla gelen ilk cevabın sandığa gitmemek, oy kullanmamak olması da gayet anlaşılır. Bu tepki, kendini oyunun dışına atmak isteyenlerin gösterdiği bir refleks ve tamamen meşru. Sandığa gitmemek de bir tercih ve özgürlüktür. Her tercih gibi eleştirilebilir ama boykot diyenleri kınayacak, ayıplayacak bir durum olmasını bırakın, onların bu tepkisini haklı çıkaran bir durum var ortada. Bu böyle ama acaba sandığa gitmemek, bu duruma verilebilecek tek veya ideal tepki mi, başka bir protesto ve seçimi ret yöntemi olabilir mi?

Önce şunu söyleyeyim ki, sandığa gitmek mutlaka seçimi meşrulaştırmak anlamına gelmez. Sandığa gidip ne yaptığınız da önemli. Bu seçimi tanımadığınızı, sandıkta yapacağınız hareketle de pekâlâ gösterebilirsiniz. Hatta, sandıkta yokluğunuzu değil varlığınızı göstermekle, sesiniz daha gür çıkar. Patrik seçim krizinin başından beri seçimin önemini anlatırken söylediğim şeylerden biri de, seçimin Ermeni toplumu içindeki bağı ve aidiyet hissini kuvvetlendiren en büyük ortak faaliyet olmasıydı. Evet, seçeneklerin usulsüz bir şekilde kısıtlanması seçimin demokratik olma vasfını ortadan kaldırdı ama hâlâ ortak bir faaliyet, ortak bir itiraz olabilir; bu pratikleri küçümsemeyin. Pratikler yani yapılan işler, kolektif kimliklerin yaratılmasında ve korunmasında önemlidir. Dolayısıyla, seçim günü sandığa gidip beraberce seslendirilecek kuvvetli bir “Hayır!” hem Ermeni toplumunun varlığını, iradesini ve reddiyesini hissettirmesi, göstermesi açısından daha faydalı olacaktır, hem de kimilerinin boykotu vesile ederek Ermeni toplumunun seçme hakkını önemsemediği gibi yorumlar yapmasının önünü kesecektir. Peki, bu varlık ve irade sandıkta pratik olarak nasıl gösterilecek?

Bunun için de akla gelen ilk şey boş oy atmak ama ondan da güzeli, boş kâğıda “VOÇ/ՈՉ” yazıp, zarfa koyup sandığa atmak. (İsteyen Ermeni, isteyen Latin harfleriyle yazar. Hatta evden çıkmadan yazıp cebinize koyun.) Bu oylar teknik olarak, kayıtlara ‘geçersiz oy’ olarak yazılır. Fakat, normal bir seçimde, protesto amacı güden küçük bir kesim hariç, geçersiz oylar genellikle oy pusulası üzerindeki bir yanlışlıktan kaynaklanır ve toplam oyların küçük bir kısmına denk gelir. Yani, normal bir seçimde geçersiz oyların kahir ekseriyeti yanlışlıkla verilmiş oylardır. Benim söylediğim ise, tam tersine, bilinçle verilen oy. 

Önümüzdeki seçimde geçersiz oyların yüksek çıkması, seçimi protesto edenlerin oranını bize gösterecektir. ‘VOÇ/ՈՉ’ oyları tutanağa ‘geçersiz oy’ olarak yazılacak ama seçim günü sayım açık olacağına ve her vatandaşın orada bulunmaya hakkı olduğuna göre, dediğim şekilde verilecek oylar da gayriresmî olarak sayılabilir. Bir hususu tekrar edelim: Sandık heyetinin dediğim şekilde verilecek oyları ‘VOÇ/ՈՉ’ kategorisi altında saymak ve kayda geçirmek gibi bir sorumluluğu veya görevi yoktur fakat açık sayımda her bir zarftan çıkan gizlenemez, odada hazır bulunanlara gösterilmek zorundadır. İşte bu esnada o oylar da mevcut iki adayın da destekçisi olmayan bağımsız gözlemciler tarafından sayılabilir. Basın da bu işlevi görebilir tabii.

Sonuçta sandığa gitmeyenler, gidip boş oy atanlar veya dediğim şekilde “VOÇ/ՈՉ” yazanlar beraber hesaplanacak ve kalan geçerli oyların çoğunluğunu alan aday, patrik seçilecek. Rakamları tamamen farazi olarak söyleyip bir örnek verecek olursak, diyelim ki %60’lık bir katılım oldu ve sandığa gidenlerin yarısı da adaylardan birine değil de ‘VOÇ/ՈՉ’a oy verdi. Yani geriye %30’luk bir geçerli oy kaldı. Bunun 20’sini bir aday, 10’unu diğer aday alsa, sonuçta, patrik olacak aday 100 kişiden 20’sinin oyuyla seçilmiş olur. Tabii ki oranlar böyle çıkmayabilir; doğacak meşruiyet krizini canlandırmak için bir örnek verdim sadece. Sanırım ideal durum, katılımın yüksek olması ve oy verenlerin yarısından fazlasının, hatta %60-70’inin “VOÇ/ՈՉ” demesi olur. Kaldı ki, rakamlar nasıl çıkarsa çıksın, bu seçim adil bir seçim olmadığı için, seçilecek kişinin patrikliği her daim sorgulamaya açık olacak. Eğer inanırsanız, yapılacağı söylenen ‘tüzük’ çalışmalarında, popüler tabanı tartışmalı bir patriğin söyleyeceği sözün ne hükmü olacak? Her halükârda, bu seçim bu haliyle Patrikhane’ye, patrik figürüne vurulmuş bir darbedir, çünkü temsilcilik vasfının tek dayanağının, yani seçimin altını oymuştur. 

(Agos)

Share.

About Author

Comments are closed.