14 Mart 2019 – ADALET, DEVLETİN VE TOPLUMUN BEKASININ SİGORTASIDIR. – Fahrettin Dağlı

0
Her hadise bir turnusol oluyor bizim için. Daha öncede yazdım. Fakat görüyorum ki CB Erdoğan ve diğer iktidar aktörleri bu olayı halen seçim meydanlarında bir seçim malzemesi olarak işlemeye devam ediyor. Kanaatim o ki, son derece mahzurlu ve ayrıştırıcı bir söylem ve aynı zamanda insanları inandıkları dinin davet vasıtası olan ezandan uzaklaştırma ve nefretine sebebiyet veriyor. 8 Mart Kadınlar Günü nedeniyle yapılan yürüyüşte kadınlar kasıtlı olarak ‘ezan okunurken ıslıkla protesto ettiler mi, etmediler mi’ bilmiyoruz. Ancak kuvvetli zannım o ki, bireysel kendini bilmezlerin dışında böyle bir şeye ihtimal vermediğimdir. Hüsnü niyetimle de bunu diliyorum; ülkemin, toplumumuzun selameti için… Ülkesinin güvenliğini, eminliğini dileyen her vatanseverin, her dindarın bunu temenni etmesi lazım. Çünkü bizler nefret neferleri değil, sevginin ve muhabbetin öncüleri olmalıyız, öyle olmamız beklenir. Yürüyüşü organize edenler, ‘asla böyle bir şeyi niyet etmediklerini ve bu fiile asla iştirak etmeyeceklerini’ beyan ettiler mi? Dini hassasiyet taşıyan bizlerin başka bir şey söylemesine gerek var mı; beyana itibar etmek dışında? Bu dinin müminleri olarak beklentimiz de bu olmalı değil mi? Bu beyanlarına rağmen halen ‘8 Mart’ta ezanı protesto ettiler’ söyleminin dini açıdan telif ve tevil edilecek bir tarafı yok.
Adalet Fatihlerinden Ömer Bin Abdülaziz hilafeti yüklendiğinde ilk icraatlarından biri de, gayri Müslimlere uygulanan ağır vergileri kaldırmak olmuştur. O şanlı halifeden önce gayri Müslimlere uygulanan ağır vergiler nedeniyle sırf vergilerden muaf olmak için insanlar İslam’a girdiklerini beyan etmek zorunda bırakılmışlardır. Bir süre sonra bu giriş yoğunluğu artınca bütçe girdilerinde azalma olacağı endişesiyle ‘dine girdikleri’ beyanında bulunan erkeklerin sünnetli olup olmadıklarına bakılarak kanaat getirmeye çalışmışlardır. Bu durumu öğrenen Ömer B. Abdülaziz bütün valiliklere genelge çıkartmak suretiyle bu uygulamanın derhal durdurulması talimatını vermiştir. Ve şu muhteşem ifadede bulunmuştur: “Bu dinin peygamberi yeryüzüne sünnetçi olarak değil, Allah’ın vahyinin yeryüzünde neşvünema bulması için görevlendirilmiştir. Vatandaşın beyanı esastır. Başka hiçbir gayri insani muameleye izin yoktur.” Valiler bütçe sıkıntıya girebilir endişesiyle homurdanmaya başlayınca şanlı halifenin cevabı şu olmuştur: “Benim görevim yeryüzünde Allah’ın emrini yerine getirmektir. Bütçe sıkıntıya girecek olursa, halkın hizmetçileri olan bizler ne güne duruyoruz? Sapanın arkasına geçip, tarla sürüp ümmetin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırız.” İşte bu adil halifenin iktidarı döneminde Emevi coğrafyasında zekat verilebilecek insan kalmamış. Bu kadar…
Müslüman yöneticilere düşen görev devletin bekasını seslendirmeden önce ülke insanın adaletini gözetmektir. Adalet, devletin, toplumun bekasının sigortasıdır.
Bugün bize ne oluyor böyle? Adeta insanları dinden uzaklaştırmak için elimizden geleni ardımıza koymuyoruz!… Ve ne yazık ki, güya bunu da Müslümanlık aşkı ile yapıyoruz. Yürüyüşün organizatörleri, ‘asla ezana karşı bir tavrımız sözkonusu olmamıştır ve olamaz’ diyorlarsa bize düşen de ‘yanlış, maksatlı ve yanıltıcı bilgiden dolayı özür beyan etmektir.’ Daha çok üstüne gidip adeta zorla iddiayı kabul ettirmek değildir. İnsanları kendi eylemlerimizle, sözlerimizle küfür batağına itmeyelim. Bu dine, onun müminlerine ve vatandaşlarınıza yazık etmeyin. Siyaseten kazanmak uğruna dünya ve ahretinizi berbat etmeyin.
Share.

About Author

Comments are closed.