14 Mayıs 2020 – İktidarın barolarla derdi ve 51 baronun onurlu duruşu – Nurcan Kaya

0

İktidarın barolara ve avukatlara yönelik baskısı bir tepeden bırakılan kartopu gibi büyüye büyüye yuvarlanarak sonunda memleketin gündemine düşüverdi. Uzun zamandır geliyorum diyordu aslında. ÇHD’li avukatların tutuklanması, Diyarbakır Barosu’nun önceki yönetimine açılan soruşturmalar ve dava bu baskının ilk adımlarından bazılarıydı. Kimseye haksızlık etmek istemem ama bana kalırsa bu soruşturmalar ve tutuklamalar, ilgili çevrelerden gereken tepkiyi görmedi. Birçok kişi de kurum da kendilerine uzak gördükleri konulara ilişkin olarak yapılan açıklamalar, verilen hak mücadelesi nedeniyle açılan soruşturmalar ve davalar konusunda yeterince ve gerekli zamanda ses çıkarmadılar. İktidarın ilk olarak “en muhalif, en tehdit” olarak gördüğüne uyguladığı baskı, ülkedeki antidemokratik uygulamalar yayıldıkça, farklı kesimlere, farklı barolara de yöneldi. Dünün “sorunsuz” baroları, iktidara ve Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanına muhalefet eden bir pozisyona çekilince, baskılardan nasiplerini almaya başladılar.

Diyanet İşleri Başkanının nefret söylemi içeren hutbesine Avukatlık Kanunu’nun kendilerine verdiği insan haklarını koruma hakkı ve göreviyle hareket ederek tepki gösteren barolara soruşturmalar açıldı. Bunun üzerine Avukatlık Kanunu’nda değişiklikler yapılması ve hem baroların yönetimlerinin belirlenmesine hem de TBB Genel Kurulunun belirlenmesine yönelik seçim sistemlerinin değiştirilmesi gündeme geldi. Her ne kadar Adalet Bakanlığı bu konuda bir çalışmaları olmadığını söylese de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konuda gereken değişikliklerin yapılması için talimat verdiği ortaya çıktı. Bazı illerde birden fazla baro kurulabilmesi, barolara üye olmanın zorunlu olmaktan çıkarılması, baroların insan haklarını koruma görev ve haklarının kaldırılması gibi konuların gündemde olmadığı söylense de ilk başta, bu konuların da masada olduğu anlaşıldı.

Önceki yazımda anlatmıştım. Yapılacak değişikliklerle büyükşehirlerdeki barolarda blok liste usulüyle seçimler düzenlenmesinin engellenmesi, böylece iktidara yakın olan grupların da bu büyük baroların yönetimlerinde yer alabilmeleri; ayrıca iktidara oldukça yakın duran, nispeten az sayıda avukata sahip olan baroların TBB’ye daha fazla sayıda delege göndermesi hedefleniyor. Böylece hem baroların hem de TBB’nin iktidarın istediği şekilde hareket eden, vatandaşın hakkını değil iktidarın çıkarlarını ön planda tutan kurumlara dönüşmesi bekleniyor.

Bazı şehirlerde birden fazla baro kurulması halinde olacaklar da belli. İktidara yakın olan avukatlar ayrı birer baro kuracaklar. İktidar tüm çalışmalarda yalnızca bu baroları muhatap alacak ve ödenek konuları dahil olmak üzere tüm alanlarda bu baroları destekleyecek. Anlayacağınız, iktidar kendine yakın gördüğü “STK”lar ve sendikalarla kurduğu tarzda ilişkiler kuracak bu barolarla. Haliyle yeni avukatların da bu barolara üye olmaları beklenecek. Muhalif olarak görülen barolar üzerindeki baskı ise zamanla artacak, çalışmalarda muhatap alınmayacaklar ve her bakımdan ayrımcı muameleye maruz kalacaklar.

İktidarı bazı illerde birden fazla sayıda baro kurulması konusunda durdurabilecek şeylerden birisi, çeşitli fraksiyonlara ya da siyasi hareketlere yakın olan avukatların da kendi barolarını kurmaları ve insan hakları kuruluşları ile uluslararası kurumlar tarafından bu baroların muhatap alınmaları ve desteklenmeleri kaygısı olabilir. TBB Başkanı Feyzioğlu da birden fazla baro kurulması ve barolara üye olmanın zorunlu olmaktan çıkarılması konularına bu tip kaygılarla karşı olduğuna dair bir açıklama yaptı. Bu açıklamanın etkileri olacak mı, göreceğiz.

Her ne kadar bu değişikliklerle çoğulculuğun sağlanmasının, temsiliyette adaletsizliğin giderilmesinin amaçlandığı söylense de durum hiç de öyle değil. Öyle olsaydı, kaşla göz arasında, barolardan adeta gizlenerek, katılımcılıktan bir hayli uzak bir şekilde bir taslak hazırlanmazdı. Öyle olsaydı, öncelikle avukatların onlarca yıldır büyüyerek devam eden, hele şu koronalı günlerde iyice yakıcı hale gelen dertleri masaya yatırılırdı. Avukat olmayan kişiler genellikle aksini düşünüyor olsa da, avukatlık mesleği ile ilgili çokça sorun var. Bu sorunların büyümesinde ihtiyaç olmadığı halde onlarca yeni hukuk fakültesi açan, CMK ve adli yardım sistemindeki vekalet ücretlerini çok düşük tutan ve bu ücretleri düzenli ödemeyen, avukatların sosyal güvenceyle ilgili dertlerine çare aramayan, arabuluculuk sistemine avukat olmayan kişileri de dahil eden, deneyimli avukatlara hakim veya savcı olmanın yolunu açacağına gencecik hakimleri ağır ceza mahkemelerinde bile görevlendiren iktidarın epey bir sorumluluğu var. Savunma hakkına yapılan müdahaleler, avukatların mesleklerini gerektiği gibi icra etmelerinin kolluk güçleri ve yargı tarafından sıklıkla engellenmesi, avukatların müvekkilleriyle özdeşleştirilmeleri, avukatların ve baro yönetimlerinin yargılanmaları gibi büyük dertler zaten bizzat iktidar kontrolünde gerçekleşen hukuksuzluklar.

Şu aşamada, 80 barodan 51’i, ülkenin dört bir yanından 51 baro, baroların seçim sisteminde yapılması planlanan değişikliğe karşı bir açıklama yaptılar. Onları bu onurlu duruşlarından dolayı tebrik ediyorum. İnsanların ve kurumların temel insan hakları konularında dahi ayrışabildiği bu ülkede, dört bir coğrafyadan kurumun aynı görüş etrafında toplanmış olmasını çok önemli bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Bu gelişme, iktidarın planının çeşitli konularda farklı görüşlere sahip olan baroları dahi birleştirecek kadar net ve kaygı verici olduğunu gösteriyor. Bunun da altını çizmek gerekir.

Bundan sonra da barolar ortak hareket ederlerse, haklı davalarında direnirlerse, insan hakları ve demokrasi ile ilgili tüm çevreler ile muhalefet partileri baroları desteklediklerini açıkça gösterirlerse iktidarı durdurmak mümkün olabilir. Bunun için de tüm çevrelerin çok hızlı hareket etmesi gerekiyor zira iktidarın bir ay bile beklemeye niyeti yok gibi görünüyor.

(Artı Gerçek)

Share.

About Author

Comments are closed.