15 Mart 2019 – Sandıktan sonrası da var – Beytullah Önce

0

Şu ayeti yeniden ama yeniden hatırlamanın tam zamanı.
“Siz ey imana ermiş olanlar!
İnsaf ile hakikate şahitlik yaparak Allah’a bağlılığınızda sıkı durun; ve herhangi bir kimseye karşı nefretiniz, sizi adaletten sapma günahına itmesin.
Adil olun: bu, Allah’a karşı sorumluluk bilinci duymaya en yakın olan (davranış)tır.
Ve Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”
Başka bir mealle:
“Allah için doğru-dürüst şahitlik yapın!
Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sürüklemesin!
Adil olun, adil!”
Peki bu ayeti tam da bugünlerde bana yeniden hatırlama, hatırlatma ihtiyacı hissettiren nedir?
Tabi ki yaklaşan yerel seçimler.
Son dönemde olduğu gibi, bu kez de seçim süreci adeta bir seferberlik haline dönüştürülüyor.
Sanki sandığa değil de savaşa gidilecekmiş, sanki vekil yahut belediye başkan adayları arasında değil de, ölümle kalım arasında bir seçim kararı verecekmişiz havası estiriliyor.
O sebeple, bundan önceki seçimlerde altını çizdiğim bir hususa yeniden vurgu yapıyorum:
Sandık bir gün, memleket her gün!
Sandıktan galip çıkma uğruna bu toplumu birbirine karşı kamplaştırmak, birbirinden nefret ettirmek, birbiriyle hemhâl olamayacak, konuşamayacak hâle getirmek büyük vebaldir, herkesin, bunlara yol açabilecek her türlü şer sözden ve fiilden sakınması gerekir.
Eğer seçim meşru ise, seçime katılmak hak ise, seçime katılanların bu hakkı yasal olarak tescil edilmişse, isimler ve sembolleri ile katılımcılar pusulada yerini almış ise, artık bundan sonrasında adil bir şekilde seçimi kazanmak için çabalamak gerekir.
Şartların adil olması, propaganda hakkından, medyadaki temsile, kamu kaynaklarının kendi propagandası için kullanılmamasına kadar birçok şartı içerir.
Devletin ya da yerel yönetimlerin elindeki imkânların, tüm katılımcılar için adil bir şekilde kullandırılmasına imkân sunulmasını gerektirir.
En önemlisi ise, sahada adil bir mücadelenin varlığı hüküm sürmelidir.
İnsanları karalamak, iftira atmak, kriminalize etmek, hedef göstermek, provoke etmek, ve özellikle de toplulukları karşı karşıya getirmek, bu süreçte telafisi mümkün olmayacak çok daha büyük toplumsal acılara, yaralara, ağır bedellere yol açabilir; farkında mısınız?
Bunun son örneğini, gerçeğin ne olduğunu bildikleri halde, kadınların ıslıklarının da tepkilerinin de aziz ezana değil, yürüyüş haklarının engellenmesine, müdahaleye karşı olduğunu bal gibi bildikleri halde, soteye yattığı yerden çektiği görüntüyle sosyal medya üzerinden “ezan protesto edildiği” havası estiren trol bir hesabın yarattığı ve hızla yayılan puslu ortamda gördük; hemen ertesi gün başka gruplar da tekbirlerle aynı caddelerde kol gezdi!
Dini ya da geniş kitlelerin ortaklaştığı farklı semboller, hassasiyetler üzerinden toplumu birbirine karşı getirebilecek söylem ve eylemlerin, birike birike nasıl karanlık ve dehşetengiz sonuçlara yol açtığı, bu memleketin toplumsal ve siyasal belleğine trajik şekilde kazınmışken; bir seçim uğruna bu ateşle nasıl yeniden oynanabilir?
Sırf rakip oldukları için insanlara her türlü haksızlık, hukuksuzluk, iftira, tehdit, karalama ya da adaletsizlik nasıl reva görülebilir?
Unutmayalım; makam ve mevki sahipleri gelip geçer, yönetenler gün gelir değişir gider ama memleket ahalisi olarak biz hep burada değil miyiz?
Geride bir “biz” bırakmayacak kadar değerli hangi koltuk olabilir ki?
Eğer bir “beka” meselesi varsa, o da toplumsal adalette, barışta, huzurda ve esenlikte aranıp, sağlanmalıdır; eğer bunlar yoksa, ne yapsanız kâr etmez zaten!
İşte o yüzden, bu ülkedeki, bu memleketteki tüm canlıları, barış ve adalet ile, eşitlik ve özgürlük ile, hak ve hukuk ile yaşatmanın yolunu bulmak zorundayız; koltuk uğruna memleketi yaşanılmaz kılmanın değil!

(Sakarya Yenihaber)

Share.

About Author

Comments are closed.