15 Mayıs 2020 – Kürtler ve Ermeniler, tırnak içinde – Ohannes Kılıçdağı

0

Son zamanlarda ‘Kürtlerin’ Ermeni Soykırımı’ndaki rolü hayli tartışma konusu oldu. Ermeni-Kürt ilişkilerinin tarihi dikensiz gül bahçesi değildir, tatsız tarafları çoktur ama sonuçta bunlar konuşulması gereken konular, yeter ki soğukkanlılığı, feraseti elden bırakmayalım ve unutmayalım ki, tarihte yaşanmış olaylar, ilişkiler başkadır, bizim bugün onları nasıl bir yaklaşım ve ideolojiyle ele alacağımız başkadır. Olanı değiştiremeyiz ama onu bugüne, bugünkü ilişkilerimize nasıl yansıtacağımız bizim tercihimiz. 
Osmanlı’dan bugüne Kürt-Ermeni ilişkilerinin bu yazıda ya da bunun gibi üç-beş yazıda ele alınıp halledilecek bir mesele olmadığı açıktır. Bu yazıda, son tartışmalar sırasında aklıma ve gönlüme takılan, daha ziyade ‘usule dair’ bazı hususlar hakkında kısa notlar sunmaya çalışacağım. 
En bariz olandan başlayalım ki bu, yukarıda Kürtler sözünü tırnak içinde yazmamın da sebebidir. Gerçi hep söylenen ama yine de sıkça unutulan bir husus… Ben de dâhil hepimiz zaman zaman bu şekilde kullanıyoruz ama ‘Kürtler’, ‘Ermeniler’, ‘Türkler’ dediğimiz zaman bir genelleme yapıyoruz ve bazı tabirlerde bu genellemeler daha da sırıtıyor – ‘soykırımda Kürt sorumluluğu’ gibi… Soruları daha spesifik sorup, daha spesifik cevaplar vermek gerekiyor. Soykırımda bazı Kürt birey ve topluluklar rol almış mıdır? Evet. Soykırımın sorumluluğu bir kolektivite olarak Kürtlere yüklenebilir mi? Hayır. Bu anlamda sorumluluk kategorik olarak Türklere de yüklenemez zaten. Hani oturup saysak, bu soykırımın ‘tepesinde oturan’ pek pek 80-100 kişilik bir liste çıkar. Belki de daha az. 
Peki, soykırımın sorumluluğu bu 80-100 kişiyle mi sınırlıdır? Hayır. Soykırıma halk düzeyinde dolaylı veya doğrudan, aktif veya pasif (doğrudan katliama ortak olmak veya itiraz etmeyip, kenarda durarak vs.) katılım olmuş mudur? Evet. Hem de çokça. Onların katılımı olmasaydı en tepedekiler de, en azından bu hacimde bir kırımı yapamazlardı. Sonuçta ‘büyük’ aktörler yağmadan büyük pay, ‘küçük’ aktörler küçük pay aldı. Bunların yanı sıra, kendini ‘haram’dan sakınan Kürtler, Türkler, Müslümanlar olmuş mudur? Evet. Bütün bu sorular ve cevaplar birbiriyle çelişkili değildir, gerçeğin karmaşık niteliğine işaret eder sadece. Gerçek, bizim zihinlerimizin arzu ettiği biçimde, işin içinden “Şunlar şöyle, bunlar böyle” deyip çıkacak basitlikte ve kolaylıkta değil. 
Faillik, kademeleri ve seviyeleri olan bir olgu. Karar alıcılar var, planlayıcılar var, bunu aşağılara ileten aracılar var, sürgünleri ve katliamı yerelde örgütleyenler var ve nihayet komşusunun canına, malına tasallut edenler var. Bunların hepsi fail ama nitelikleri farklı. Buradan bakınca Ermeni Soykırımı’nın mimarları ve merkezî planlayıcıları arasında Kürt bireylerin ve grupların ağırlığı olduğunu söylemek zor. Nihayetinde Ermeni Soykırımı, Doğu vilayetlerini aşan hacimde merkezî bir organizasyondu ve izahtan varestedir ki herhangi bir Kürt grubunun bırakın ülke çapında, Vilayet-i Sitte sathında dahi böyle bir organizasyon yapma ve uygulama yetisi yoktu. Her şeyden evvel, buna elveren, hızlı bir haberleşme ağları yoktu, ama hükümetin tabii ki vardı. Merkez (İttihat Terakki) ve merkezin adamları (valiler, mutasarrıflar, kaymakamlar, parti sekreterleri/kâtip-i mesuller…), onların irade ve idaresi olmasaydı, bu soykırım olmazdı. Baş sorumlu tabii ki onlardır.
Öte yandan, yerelde katliamları organize eden ‘ağalar beyler’/eşraf, katliama veya yağmaya karışan köylüler arasında Kürt olanlar vardır. Bunu inkâr ederek bir yere varamayız. Ha, bu işleri Kürtlük adına mı yapmışlardır, İslam adına mı, yoksa kişisel zenginleşme amacıyla mı, tartışılır. Kaldı ki, her bir Kürt aktörün motivasyonu da farklı olabilir. 
Tabii, bir de yüzleşme meselesi var ki Kürtlerin ve özellikle de HDP ve öncüllerinin tabanını oluşturan Kürtlerin bu konuda ülkenin geri kalanına göre çok daha ileri bir seviyede olduğu da kanımca açıktır. Aynı tektipleştirici, homojenleştirici, baskıcı yönetim anlayışının kurbanı olmalarının getirdiği politik bilincin ve yerel kolektif hafızaların katkısıyla Ermenilerin başına gelenin ne olduğunu bilen, anlatan, konuşan, hatta “dedelerim” dediği insanların bundaki sorumluluğunu açıkça kabul eden ileri bir anlayıştan bahsediyoruz. Bu zamanda bunun kıymetini bilmek gerekir diye düşünüyorum. Fakat, Kürtler tabii ki bu konuda da homojen değil. Son tartışmalarda daha da açığa çıktığı üzere, Kürtlerin arasında da Ermeni Soykırımı’na, hani neredeyse devletin inkârcı tezleriyle birebir örtüşen bir açıdan bakan, sağ, muhafazakâr bir kesim var. Doğrusu yüz yıllık bayat tezleri (“Biz öldürmesek onlar bizi öldürecekti” gibi) bir de Kürt dostlarımızın ağzından duymak yorucu ve şevk kırıcı oluyor. 
Kürt ve Ermeni milliyetçilerinin tartışma ortamını bozan yaklaşımlarından biri de neresinin Kürdistan, neresinin Ermenistan olduğu. Çünkü, her milliyetçi gibi bunu yekdiğeri üzerinde hâkimiyet kurma sorunu olarak algılıyorlar. Bu ancak, bunca musibetten, bunca felaketten, bunca kandan sonra hala akıllanmamış insanların soracağı bir soru. Bir yerde farklı etno-dinsel grupların –ve diğer kimliklerin– beraber, özgür ve huzurlu yaşayacağı bir düzen kuramadıktan, insanların birbirinin boğazına sarıldıkları bir yer olduktan sonra oranın ismi ister Kürdistan, ister Ermenistan, ister Türkiye, isterse de ‘Cehennemin Dibi’ olsun, fark etmez; hatta sonuncusu daha da yakışır. Yok, eğer herkesin kimseden korkmadan, birbirine yan gözle bakmadan, yarınından şüphe etmeden yaşadığı, çalıştığı bir düzen kurmuşsanız, isminin ne olduğu gene fark etmez. Hedefimiz, Ermeni, Kürt, Türk, şu bu, insanların birbirinin ayağına basmadan, özgürlüğünü, kimliğini yaşama imkânını gasp etmeden yaşadığı bir ülke kurmak olduktan sonra, buluruz bir isim. 

(Agos)

Share.

About Author

Comments are closed.