15 Mayıs 2020 – Türkiye’de ve Dünyada İşçi Hareketleri – Faruk Sevim

0

1. İşçi sınıfının değişimi ve mücadelesi

  • 1.1. Dünyada işçi sınıfı hareketi yükseliyor

İşçi sınıfı dünyanın çeşitli yerlerinde grevler, gösteriler, direnişler düzenliyor. Son 10 yıldır, Çin’de ve Asya’nın diğer bölgelerinde fabrika işçilerinin grev dalgaları, Güney Afrika madenlerindeki işçi direnişleri, Kuzey Afrika’dan ABD’ye uzanan alanda işsiz, güvencesiz ve/veya geçici işlerde çalışan gençlerin kamusal alanları işgali, Avrupa’da kemer sıkma tedbirlerine karşı protestolar, Hindistan’da düşük ücretleri protesto için genel grevler yapılıyor.

İşçi sınıfının iç şekillenmesi kapitalist üretim süreçlerinde ortaya çıkan değişimler nedeniyle sürekli olarak yeniden yapılanmıştır. İşçi sınıfı ayaklanmalarını anlayabilmek için, sınıfın nasıl yeniden yapılandığını anlamak gerekir. Bugün de bazı sektörlerde işçi sayısı azalırken, küresel ölçekte yeni işler ve bu işleri yapan yeni işçiler ortaya çıkmaktadır.

İşçi hareketinin ölümü, önce yirminci yüzyılın başlarında seri üretimin yükselişi sırasında zanaatkârların gücünü yitirdiği dönemde ilan edilmişti. Şimdi de sanayi üretiminde otomasyonun ve robotların daha fazla kullanımı nedeniyle bir kez daha işçi sınıfının yok olacağı öngörüsü yapılıyor. Ama ortaya çıkan yeni işçi kitleleri, ucuz, pasif, esnek işgücü dayatmasına karşı mücadele ediyorlar.

  • 1.2. Sanayi üretimi alanlarında mücadele daha yaygın

Çin’de 2011 yılında meydana gelen grevler, Hindistan’da 2019 yazındaki genel grev, emek-sermaye çatışmasının her zaman devam edeceğini gösterdi. Yirminci yüzyılın ortalarından itibaren seri üretimin yapıldığı fabrikalar, dünya genelinde bazı coğrafyalara, özellikle Asya’ya yayıldı. Bu bölgelerde yeni işçi kitleleri oluştu, işçi direnişleri başladı.

Sermayenin kaçtığı merkez kapitalist ülkelerde emek hareketleri zayıflasa da hemen dibe doğru inmedi, oralarda da yeni iş kolları ve yeni işçi kitleleri oluştu. 1960’larda Brezilya ve Güney Afrika’da, 1970’lerde Güney Kore’de, 2010’larda Çin’de, 2019’larda Hindistan’da ucuz işgücü üzerinden ortaya çıkan üretim patlamaları, aynı zamanda işçi hareketlerini de geliştirdi.

Kapitalistlerin Çin’deki işçi direnişleri dalgasına karşı tepkisi, üretimi daha da ucuz işgücü olan bölgelere kaydırmak şeklinde oldu. Fabrikalar, sahil bölgelerinden Çin’in daha iç bölgelerine, Vietnam, Kamboçya ve Bangladeş gibi daha yoksul ülkelere taşındı. Ancak neredeyse eşzamanlı olarak, “sermaye nereye giderse çatışma da onu izler” tezini doğrularcasına yeni seçilen yatırım alanlarından da grev haberleri gelmeye başladı. Artık sermaye için kaçacak başka bir yer kalmamış gibi görünüyor.

  • 1.3. Üretim süreçlerinin otomasyonu kapitalistleri kurtaramaz

Kapitalistlerin işçi hareketine karşı bir diğer tepkisi, üretimin otomasyon trendini hızlandırma girişimidir. Böylece işçiler üretim sürecinden çıkarılacak, işçi kontrolü problemi çözümlenecektir. Ancak üretim yerlerindeki işçi direnişleri bütün işçi direnişleri içinde önemli bir bileşen olmaya devam etmektedir. Çünkü insan emeğinin üretim sürecinden tamamen çıkarılması, ulaşılması zor bir hedef. Dahası, üretimin post-Fordist biçimde yeniden yapılandırılması aslında işçilerin bazı sektörlerde üretim yerlerindeki yıkıcı gücünü arttırmıştır.

Örneğin tam zamanında [just-in-time] üretim, üretim sürecindeki yedekleme ve fazlalıkları elimine ederek üretim noktasındaki işçilerin yıkıcı gücünü pekiştirdi. Otomobil endüstrisinde, parçalar tedarikçiden montaj fabrikalarına “tam zamanında” ulaştırılır. İlave parça stoklarının ortadan kaldırılması nedeniyle, önemli parçalardan herhangi birinin üretimini durduran bir grev, şirketin bütün montaj operasyonunu birkaç günde, hatta daha kısa sürede durma noktasına getirebilir. 2010 yılında Çin’de tam da buna benzer bir olay yaşandı: Otomobil parçaları üreten bir fabrikadaki grev, Çin’deki tüm Honda marka araç üretimini kısa sürede durma noktasına getirdi.

Benzer şekilde, ticaret ve üretimin küreselleşmesi, ulaşım ve iletişim işçilerinin pazarlık güçlerini artırdı, çünkü bu sektörlerde oluşabilecek grevler gerek ülke ve bölge ekonomileri, gerekse de tüm bir küresel tedarik zinciri için yıkıcı etkiler barındırmaktadır. Örneğin, 2011 Şubat’ında Mısır’da Mübarek’in devrilmesine dair standart anlatı, sokak protestoları ile başlayan ve Tahrir Meydanı’nın işgali ile sonuçlanan eylemlerden bahseder. Aslında Mübarek’in istifası Süveyş Kanalı işçilerinin tüm ulusal ve uluslararası ticareti etkileyecek şekilde greve gittiğinde gerçekleşmiştir.

  • 1.4. İşsizlerin sokak mücadelesi toplumsal değişimi güçlendiriyor

İşçi sınıfı için bir başka önemli mücadele alanı sokaklardır. Kapitalist sistemde mevcut iş konumlarını korumak için mücadele eden işçiler vardır. Ucuz iş gücünün yoğun olarak kullanıldığı sektörlerde geçim sıkıntısı, pahalılık ve çalışma koşullarının kötülüğüne karşı mücadele eden işçiler de vardır. Bir de; iş bulamayan, iş gücünü satacak

yeri olmayan, işsiz olan veya düzensiz işlerde asgari ücretin de altında ücretlere çalışmak zorunda kalan işçilerin mücadelesi vardır. İşsizlerin sokaktaki mücadelesi çok büyük toplumsal olaylara yol açabilme kapasitesine sahiptir.

  • 1.5. Kapitalizmin işçi sınıfını bölme girişimleri ile mücadele etmeliyiz

Marx’a göre, işçi sınıfı içindeki ayrımlar sunidir. Çalışanlar ve işsizler, aktif işçiler ve yedek işgücü orduları, üretim yerlerinde sermayeye yüksek maliyetli yıkım yaşatabilme gücü olanlar ile sadece sokak barışını bozabilecek gücü olanlar arasında sınıf kardeşliği vardır. İşçiler arasında yurttaşlık, ırk, etnik köken, din, toplumsal cinsiyet gibi farklılıklar yoktur.

Dolayısıyla, bütün işçiler, aslında ortak güç ve ortak dertleri olan, dünya işçi sınıfının bütününü özgürleştirmeyi vaat eden, tek bir işçi sınıfını oluştururlar. Ancak tarihsel olarak kapitalizm, işçi sınıfını pek çok konuda (yurttaşlık, ırk/etnik köken, din, toplumsal cinsiyet) bölmeye çalışır. Bu bölünmeler işçi sınıfının mücadele kapasitesini köreltir.

Bugün bölünmelerin halen devam ettiğini gösteren emareler var. İslamofobi, göçmen karşıtlığı, yabancı düşmanlığı, göçmen akımını sınırlama çabaları, yurttaşlık temelli imtiyazların pekiştirilmesi gibi politikalar işçi sınıfı içinde de karşılık bulabiliyor. Ama aynı zamanda, bu bölünmelerin yok olmasa bile bulanıklaştığını gösteren gelişmeler de var. Yerel, ulusal ve uluslararası seviyedeki işçi hareketleri sürekli ırkçı, milliyetçi eğilimlere karşı mücadele ediyor.

2.   Türkiye’de İşçi Hareketi

  • 2.1. Sınıf mücadelesi devam ediyor

İşçi sınıfının Türkiye’de irili ufaklı pek çok kazanımları oldu. 2015’te metal işçileri çok büyük bir grev yaptılar. On binlerce işçi “yasa dışı” diye tabir edilen son derece riskli ve cüretkâr bir direniş gerçekleştirdi. Ağırlıklı olarak milliyetçi, muhafazakâr eğilimlilerden oluşan bir işçi kesimi, ciddi anlamda sınıf bilinçli bir eylem yaptı, bu eylemlere on binlerce işçi katıldı. Somalı maden işçileri bağımsız bir sendikanın öncülüğünde Soma’dan Ankara’ya bir yürüyüş örgütledi, verilmeyen haklarını aldı.

Türk-İş’e bağlı TÜMTİS – Taşıma İşçileri Sendikası son yıllarda kargo şirketlerinde, üst üste başarılı bir şekilde sendikalaştı. Daha yeni, devasa bir şirketi, Aras Kargo’yu örgütledi.

Kamu taşeronu işçileri, ciddi bir mücadele sayesinde kamu taşeronluğundan çıkıp tüm eksiklerine rağmen devlet işçisi oldular.

Önümüzdeki dönemde toplumsal sınıf, toplumsal cinsiyet, göçmen, Kürt ve iklim meseleleri en önemli konularımızdır. Bu beş konuyu kavrayan, sentezleyebilen hareketler güçlenecek.

  • 2.2. İntihar girişimleri önemli bir işçi eylemi haline geldi

İşçi sınıfının en önemli eylem biçimi elbette grevlerdir. Ancak grev yasakları yeni eylem biçimlerini öne çıkarıyor. İntihar girişimleri son döneme damgasını vuran eylem biçimi oldu. İşçi intiharlarının tek nedeni yoksulluk değildir. Ama yoksulluğun intihar girişimlerinin temel sebeplerinden biri olduğu söylenebilir.

2018’de, geçim derdinden dolayı, intihar girişimleri seri halde gerçekleşti. 2019’da en az 50 intihar girişimi oldu. Bu olaylar kamusal yerlerde yapılan, eylem gibi bir yanı da olan intihar girişimi ağırlıklı olaylardır; meclis önünde, belediye önünde, kent meydanında kendini yakma girişimi gibi, bir binanın tepesine çıkıp intihar tehdidiyle iş istemek gibi.

2015 Haziran ve Kasım seçimlerinden sonra işçi eylemlerinde düşüş oldu. Sonra 2016’dan 2018’e işçi eylemleri aşağı yukarı sabit sayıda sürdü. 2018’de, 429 iş yeri temelli işçi eylemi gerçekleşti. Bunlar, bir grup emekçinin, iş yerindeki meselelerle ilgili gerçekleştirdiği eylemler. İş yerinin önünde, içinde ya da kamusal bir alanda yapılan eylemler. 2018’de, çok ciddi otoriterleşmenin olduğu bir yılda sürdürülen bu eylemlere 83 bin işçi katıldı.

  • 2.3. Sendikal yapıların bürokrasiden kurtarılması gerekiyor

Büyük çoğunluğumuz işçiyiz. Hepimizin hak aramaya ihtiyacı var. Bilgi Üniversitesi’nde hocalar, asistanlar ve kol emekçileri birlikte sendikalaşıp yetkiyi aldılar. Her birimiz işçi sınıfının bir parçasıyız. Hepimiz ortada ciddi bir sorun olduğunun az çok farkındayız.

Sınıf meselesi kendini sürekli hatırlatıyor. Soma katliamında olduğu gibi… Havaalanı işçilerinin yaptığı tarzda, büyük eylemlerde olduğu gibi… Şu an yaşanan intiharlarda olduğu gibi…

Türkiye’de sendikalara karşı hep çok ciddi bir baskı oldu, baskılar bugün de devam ediyor. DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş’in bir yürüyüşüne polis, Eskişehir’de çok şiddetli bir şekilde müdahale etti. Sendikalar kanununda “İşkolu barajı” diye bir bölüm var: Bir sektörde kayıtlı olan işçilerin yüzde birini sendikaya üye yapmak gerekiyor. Bu sayıya ulaşmadan, işverenle toplu sözleşme imzalayamıyorsunuz. Yani pratik olarak sendikacılık yapamıyorsunuz.

Alternatif, mücadeleci, bağımsız sendikaların kurulup faaliyet göstermesine daha baştan devasa bir set çekilmiş oluyor. Böyle olunca çoğu sisteme entegre, hak aramaktan ziyade daha bireysel menfaatlerin peşinde olan “sendikacılık” pek çok sektörde alternatifsiz kalıyor. Bu sendikacılığa tabandan bir meydan okuma geliştirmek gerekiyor.

  • 2.4. Stalinist solun dindar insanlara yaklaşımı hatalıdır

Stalinist sol tarafından yaygınlaştırılan “Müslüman ülkelerde kadercilik var, bu yüzden sınıf bilinci gelişmiyor” şeklinde yanlış bir inanış Türkiye’de 70’li yıllarda dünya tarihi ölçeğinde büyük sayılabilecek bir işçi hareketi ortaya çıkmıştı. İran’da yine aynı dönemde ciddi bir işçi hareketi vardı. Endonezya’da 1960’larda dünyadaki en kitlesel komünist hareketlerden birisi, işçi hareketinin öncülüğünde ortaya çıktı. 2011’de Mısır’da askeri rejimi deviren devrimde işçi sınıfının, işçi hareketinin çok önemli bir payı vardı. Tunus’ta sendikalar çok güçlüdür. Devrimden sonra, iç savaş gerçekleşmeden o süreci aştıkları için, Nobel Barış Ödülünün layık görüldüğü kurumların arasında ülkenin en büyük sendika konfederasyonu da vardı. Elimizde, Müslüman işçilerin diğer işçiler kadar mücadeleci olabildiklerine dair önemli veriler var.

Ancak Türkiye’de Müslüman kimlikle sınıf bilinci arasında bir gerilim mevcut. Stalinist sol hareketler genelde dindarlığa karşı sert ve yabancılar. Sosyalist solun bu problemi aşması, işçi hareketinin gelişmesi açısından önemli.

  • 2.5. Türkiye’de dinamik, eylemci bir işçi sınıfı var

AKP döneminde hemen tüm büyük çaplı ve etkili olabilecek grevler ertelendi. Aslında fiilen yasaklandı. Bu nedenle toplu sözleşme uyuşmazlıklarını greve götürme iradesi oldukça zayıflamış durumda. Böyle bakınca işçi sınıfı bir eylemsizlik sürecine girmiş gibi görünebilir. Oysa gerçekte durum böyle değil. Emek Çalışmaları Topluluğu’nun (EÇT) derleyip raporladığı işçi eylemleri tablosu Türkiye’de hayli inatçı ve dinamik bir emek hareketinin varlığına işaret ediyor. Raporlarda 2018’de 429 vakayla ilgili olarak 1.193’ü aşkın eyleme, 83 bin civarında emekçinin katıldığı tespit edildi. Oysa aynı yıl için Çalışma Bakanlığı istatistiklerinde yasal grevlere katılan işçi sayısı 4200 civarında. Topluluğun 2016 raporu bize, OHAL döneminde bile işçi sınıfının eylemli hak arayışı iradesinin kırılmadığını gösteriyor.

Örneğin son dönemde yoğun eylemleriyle öne çıkan inşaat işçileri birçok durumda iş yeri pazarlık güçlerini, hızla bitirilmesi gereken inşaattaki faaliyetleri durdurup patronu zor durumda bırakarak, güçlü biçimde kullanabiliyorlar.

3.  Dünya’da İşçiler Hakları İçin Ayakta

  • 3.1. Haiti ve Honduras’ta emekçilerin mücadelesi sürüyor

Latin Amerika’da ilk toplumsal patlama şubat ayında Haiti’de başladı ve 2019 yılı boyunca sürdü. Haziran ayında hükümetin politikalarının protesto edildiği iki günlük genel grevin ardından, Ağustos ayında sendikalar benzin fiyatları ve benzin kıtlığına karşı üç gün boyunca greve gittiler. Petrol fiyatlarına 2019 Eylül’ünde yapılan zam, kitleleri tekrar sokağa döktü.

Protestolar daha sonra Honduras’a sıçradı. Hükümetin ABD desteği ile gerçekleştirmek istediği reformlara ve özelleştirmelere karşı öğretmenlerin ve doktorların başlattığı eylemler kısa sürede tüm toplumsal kesimlere yayıldı; on binlerce kişi hükümetin istifası için gösteri düzenledi.

  • 3.2. İran’da, Irak’ta ve Lübnan’da ayaklanmalar yayılıyor

İran’da ABD’nin yaptırım politikaları ve yolsuzluk gibi nedenlerle giderek derinleşen ekonomik kriz huzursuz kitleleri sokağa döküyor. 2019’un son aylarında İran bir kez daha kitlesel gösterilere sahne oldu. Akaryakıta yapılan zamları protesto etmek için sokaklara dökülen işçi ve emekçilerin mücadelesi molla rejimine karşı “özgürlük” talebi ile sürüyor. Gösterilere katılan genç kitleler artık eskisi gibi yönetilmek istemiyor. Hareketin, kendisine karşı bir isyana dönüşeceğinden korkan rejim ise zor kullandı: 2000’e yakın kişi polis kurşunlarıyla can verirken, binlerce kişi yaralandı.

Irak’ta iş ve ekmek talepleriyle başlayan gösteriler kısa sürede bağımsız ve demokratik Irak talebinin öne çıktığı bir ayaklanmaya dönüştü. Ekim 2019’da yolsuzluk, işsizlik ve yetersiz kamu hizmetlerine karşı yapılan protestolar ülkenin güney ve iç bölgelerine sıçradı. Kitlesel gösteriler kanlı müdahalelerle, şiddetle bastırıldı. Yüzlerce Iraklı hayatını kaybederken, binlercesi yaralandı. Protestolar Irak Başbakanının istifası ile sonuçlandı. Gösteriler zaman zaman durulsa da bitmedi, bitecek gibi de görünmüyor.

2020 yılına protestolarla giren bir diğer ülke ise Lübnan oldu. Lübnan’da sosyal medya vergilerine yapılan zamlar karşısında, her din ve her mezhepten halk yığınları ortak taleplerle bir araya gelip meydanları doldurdular. Başbakan istifa etmek zorunda kaldı ve hükümet, zamları geri çekti.

3.3. Sudan, Tunus, Cezayir’de emekçiler ayakta

Sudan’da gıda maddelerinin fiyatlarının artmasına ve kötü ekonomik koşullara karşı tüm ülkeye yayılan kitlesel protestolar yaşandı. Eylemlerde çok sayıda kişi hayatını kaybetti. Nisan ayında 30 yıllık el-Beşir’in zorba diktatörlüğü çöktü; el-Beşir tutuklandı. İktidarı halka devretme amaçlı bir “geçiş hükümeti” kuruldu: Halk bu sürecin bir mücadele süreci olduğu bilinciyle hareket ediyor. Mayıs ayında Sudan’da ordu üzerindeki basıncı artırmak için iki günlüğüne genel grev yapıldı. Sonrasında askeri yönetim, halk temsilcilerinin taleplerini kabul etti ve sivillerin ağırlıkta olduğu bir hükümet kuruldu.

Tunus’ta yılın başında 650 binden fazla memur iş bıraktı. On binlerce kişi ülke çapında hükümet karşıtı gösteri düzenledi.

Cezayir’de 20 yıldır iktidarda olan diktatör Buteflika yüz binlerce işçi ve emekçinin meydanlardaki protesto gösterileri karşısında, seçimlere katılmayacağını açıklamak zorunda kaldı. Halk, çeşitli taleplerle sokaklardaki mücadeleyi sürdürüyor. Kasım ayında 13 bağımsız sendikanın çağrısı üzerine, grev hakkı için, ülkede yaşayan halkın yarısının katıldığı ve üç gün süren bir genel grev yaşandı

  • 3.4. Fransa, Finlandiya, Hong Kong, ABD: İşçi sınıfı direniyor

Fransa’da akaryakıt zamlarına ve kötü ekonomik koşullara tepki olarak 2018’in Kasım ayında başlayan Sarı Yeleklilerin protesto gösterileri, 2019’da farklı protestolarla birleşerek devam etti. Sınıf ve emekçi kitle hareketi Fransa’yı sallarken, Macron hükümeti tarafından, emeklilik yasasında yapılacak değişikliklerle, kazanılmış hakları gasp etmeye yönelen reforma karşı 5 Aralık’ta süresiz genel grev ve protesto başladı. Sonunda hükümet 12 Ocak 2020’de emeklilik yasa tasarısını geri çekti.

Finlandiya’da, Aralık ayında, öncesinde 400 posta işçisinin atılmasına karşı çıkarak işten atmaları örnek bir sınıf dayanışmasıyla engelleyen işçiler, toplu sözleşmelerde anlaşmaya varılamaması üzerine üç günlüğüne greve gittiler. 100 bin işçinin greve çıkması Finlandiya işçi sınıfının mücadele tarihine önemli bir sayfa olarak eklendi.

Nisan ayında özerk Hong Kong bölgesinde, zanlıların Çin’e iadesini kolaylaştıran yasa tasarısına karşı başlamış olan protestolar 6 aydır sürüyor. Eylemler bölgenin belli cadde ve sokaklarında başladı, milyonlarca kişinin katıldığı gösterilerle sürdü. 15 Haziran’da yasal düzenlemenin askıya alındığının açıklanması da protestoları dindirmedi. Protestocular, polis şiddetinin cezalandırılması, protestocuların serbest bırakılması ve genel oy hakkı gibi taleplerini sürdürüyorlar.

ABD’de 150 bin dolayında metal işçisi haklarını savunmak için, Eylül 2019’da başlayan ve haftalar süren bir grev yaptı. Bu, yıllardan sonra, ABD işçilerinin böylesi kitlesel ve uzun süreli olabilen ilk mücadelesiydi. General Motors’a ait 31 fabrikada 46 bin işçi yeni bir toplu sözleşme için greve gitti. 40 gün süren grevin sonunda yapılan oylamada işçiler sözleşmeye onay verdi.

  • 3.5. Hindistan’da işçi sınıfı tarihinin en büyük genel grevi yaşandı

Hindistan’da 2019 yılı boyunca kitlesel grevler ve gösteriler hız kesmeden sürdü. Modi hükümetinin işçi karşıtı politikalarına yönelik olarak, on sendikanın çağrısına uyan yaklaşık 200 milyon işçi ve emekçi Ocak ayında iki günlük greve gitti. Ocak ayında Tamil Nadu eyaletinde 700 bin öğretmen ve memur, daha yüksek ücretler ve sürekli istihdam için greve gitti. Gösterilere katıldıkları gerekçesiyle 20 bin kişi tutuklandı.

Kuzey Hindistan’daki Uttar Pradesh eyalet hükümetinde 200 binden fazla işçi greve başladı; emeklilik yasasının geri çekilmesini istiyorlar. Yasaya göre, yüzde dört daha yüksek katkı payı ödemek zorundalar.

Hindistan’ın en büyük şehri Mumbai’deki kentsel ulaşım şirketi BEST’in 32 bin çalışanı, ücretlerin artırılması ve zamanında ödenmesi için 9 gün boyunca iş bıraktı.

Bihar eyaletinde kadın aşçılar greve gittiler. 200 binden fazla kadın emekçi, ücretlerin yükseltilmesi talebiyle iş bıraktı. Eylül ayında Coal India Ltd (CIL) ve Singareni Collieries (SCCL) kömür ocaklarında çalışan 270 bin kadrolu ve 200 bin taşeron işçi özelleştirmelere karşı greve gitti.

  • 3.6. İşçi sınıfı her yerde hakları için mücadele ediyor

Kamboçya’da Taieasy International in Krakor, Pursat’ta çalışan 10 bin tekstil işçisi kadının günlerce süren grevleri kazanımlarla sonuçlandı.

Bangladeş’te Dhaka, Gazipur ve Chattogram’da, Ağustos ayında, tekstil işçisi kadınlar ücretlerin ödenmesi için greve gitti. Yedi binin üzerinde kadın, fabrikalara giden kapıları kapattı, sokaklara barikatlar kurdu.

Ocak ayında Dakka bölgesinde tekstil endüstrisinde çalışan binlerce kadın işçi düşük ücretleri protesto ederek greve gitti. Sokaklara barikatlar kuran işçiler polisle çatıştı. Grev iki hafta sürdü.

Ürdün’de kamu sektörünün en uzun grevinde, dördüncü haftanın sonunda, öğretmenler ücret artışı talebini kazanıma dönüştürdü.

Meksika’da Matamoros şehrinde General Motors, Ford ve Fiat-Chrysler’e mal üreten tedarikçi 45 fabrikada 70 bin işçi greve gitti. Yüzde 20 daha fazla ücret, prim ödemeleri ve daha kısa haftalık çalışma saatleri talep eden işçilerin iki hafta süren grevleri kazanımla sonuçlandı. Bölgedeki bu fabrikalar yabancı şirketler tarafından “sömürü cehennemleri” olarak görülüyor.

Güney Kore’de General Motors Korea işletmesinde çalışan sekiz bin işçi greve gitti. Bu, 20 yıldan bu yana gerçekleşen en kitlesel grev oldu. 1970 yılında kötü çalışma koşullarını protesto etmek için bedenini ateşe veren tekstil işçisi Chun Tae-il’i anmak ve kötüleşen esnek çalışma uygulamalarını protesto etmek için 2019’un Kasım ayında Sendikalar Konfederasyonu KCTU’nun çağrı yaptığı yürüyüşe ise 100 bin işçi ve emekçi katıldı.

İtalya’nın dört bir yanında yüz binlerce işçi, Şubat ayında, İtalyan sendikalarının çağrısı ve “İş için bir gelecek” şiarı ile Roma’da hükümet politikalarına karşı gösteri düzenledi. Protestolar İtalyan hükümetinin ırkçı politikalarına da yönelikti. Mart ayında Mailand’da hükümetin ırkçı politikalarına karşı yapılan kitlesel protestoya da 250 bin kişi katıldı.

Ekim’in sonunda CGIl, CISL ve UIL sendikalarının yaptığı çağrıya uyan İtalyan işçileri, AB’nin talepleri doğrultusunda katma değer vergisinin yüzde 22 artırılmasını ve sosyal kısıtlamaları protesto ederek daha fazla ücret ve emeklilik, daha iyi çalışma koşulları talepleriyle genel greve gittiler.

Macaristan’ın Györ kentinde binlerce Audi işçisi yılın başında, ücretlerin artırılmasını talep ederek üretimi durdurdu. Grev diğer ülkelerde de üretimin durmasına neden oldu ve şirket de işçilerin taleplerini kabul etmek zorunda kaldı. Bu ise, sermayenin ucuz işçi cenneti olarak gördüğü Macaristan’da otomobil sektöründe ve parça üreten işletmelerde grevlerin patlamasına neden oldu.

4.   Sonuç

Latin Amerika, Asya, Afrika ve Avrupa’daki eylemlerin toplamına bakıldığında, bu hareketlerin tümü, birikmiş öfkenin bir dışavurumu ve bardağın taşması olarak görülebilir. Tüm ülkelerde neoliberal politikaların kaçınılmaz sonucu olarak zamlara, ağırlaşan vergilere, kazanılmış hakların gaspına, kendilerine dayatılan kemer sıkma politikalarına karşı krizin faturasını ödemeyi reddeden işçiler ve yoksul emekçi kitleler ayağa kalktı. Sokaklara çıkarak, kitlesel ve yaygın protesto gösterileri yaptılar.

Ekonomik taleplerle başlayan bu eylemler, hızla iktidarı hedef alan ya da ekonomik talepler üstünden iktidardan işçi sınıfı ve emekçiler adına hak talep eden eylemlere dönüştü, bazı ülkelerde isyan şeklinde devam etti.

Yaşanan eylemlilikler her ülkedeki işçi mücadelelerini olumlu anlamda etkiledi. İşçi hareketi; işsizliğe, yoksulluğa, zamlara ve vergilere karşı taleplerle ortaya çıkarak, kitlelerin düzene karşı ortak mücadelesini örgütledi.

İşçi sınıfının örgütlü olduğu Fransa, Finlandiya ve Kolombiya gibi ülkelerde işçiler ve sendikalar mücadelenin başını çekti, işçi sınıfı mücadelenin öznesi oldu. Diğer bazı ülkelerde ise taban örgütleri, işçi hareketlerinin dinamik gücüydü.

Ömrünü dolduran neoliberal politikalara karşı mücadeleler daha da yaygınlaşarak sürecektir. İşsizlik, yoksulluk ve ağır yaşam koşulları, ekonomi ve siyasetteki her gelişmenin “Bardağı taşıran damla” olma olasılığını güçlendirmektedir.

(enternasyonalsosyalizm.org)

Share.

About Author

Comments are closed.