16 Aralık 2017 – Aliya İzzetbegoviç Sunumları

0

Cihangir İslam’ın sunumundan notlar:

Aliya, bir siyasetçi olmadan önce bir düşünür ve felsefecidir. İslam’ı geleneksel anlamının ötesinde ele alır. Aliya’nın düşüncesi ile ilgili satırbaşlarını şöyle özetleyebiliriz:

“Allah dinini tamamlamıştır” ayetini skolâstik olarak ele almamalıyız. Din her çağda yeniden kendi değerlerini üretmelidir. İslam bir metot öğretir, reçete değildir.

İslam, idealizmin akılcılığı ile materyalizmin deneyselciliğini birlikte ele alır. Bu iki felsefi akımın dünyayı tek yanlı ele almalarına ve açıklamalarına karşı çıkar. Monist, tekçi tutum insana yabancıdır. İnsanda hem maddi, hem de manevi boyut vardır. İslam, düalizmi kabul edip, bunu aşmak demektir. Monizm tekçilik, tevhit birleştiricilik demektir. İslam tevhidi öngörür. İlim de, felsefe de kendini doğaya, evrene hapsetmektedir. Bu tek yanlı bakışı aşmak gerekir.

Evrim canlıların tekâmülüdür, kabul edilmelidir.

İnsanlarda saf din denen, saf idealizme tekabül eden bir inanış vardır. Aynı zamanda saf materyalizm de vardır. Saf din zihne, saf materyalizm bedene tekabül eder. Hıristiyanlık ve doğu dinleri saf din grubundadır, Yahudilik ve sosyalizm saf materyalizm grubundadır. İslam ise bu iki grubun arasında orta yolcu, üçüncü yolcu bir anlayışı temsil eder.

Ahlakın siyasileştirilmesi tehlikelidir, ahlaki değerlerin otorite tarafından siyaset olarak topluma dayatılmasına yol açar. Siyasetin ise ahlaklı olması gerekir. Ahlaklı olmak iyiyi yapmak, eylemek değildir, iyiyi seçebilmek demektir. Özgürlük yoksa seçme hakkı yoksa ahlaklı olunamaz.

İnsanlar hata yapabilir, önemli olan tekrar doğruya dönebilmektir.

Materyalist yaklaşım bilimi rehber alır, bilim eşitliği önemsemez, mevcut durumun objektif açıklamasını yapar. Bilim çatışmayı, kaosu, güçlünün kazanacağını söyler.

Din ise eşitliği önemser, kralla köleyi yan yana getirmeye çalışır. Tanrıyı kabul etmeyen bir bilim anlayışı boştur. İnsan sorumlulukları olan bir varlıktır. Tanrıyı ortadan kaldırırsak bilim bize eşitliği, adaleti, özgürlüğü sağlamaz. Ancak din ve tanrı anlayışı eşitliği, adaleti, özgürlüğü sağlar.

İdealizm ve materyalizm tarih boyunca paralel ilerlemiş, özleri değişmemiştir. Felsefeye göre insan hayatı zevk ve acı üzerine kuruludur. İdealizm acıyı, materyalizm zevki öne çıkarır, İslam her iki duyguyu da önemser.

Materyalizm ilerlemeyi, idealizm hümanizmi önemser. Saf din bize ilerleme sağlamaz, saf materyalizm bize hümanizm sağlamaz. Doğru yol bu ikisinin bileşkesi olmalıdır. Hem sosyalizm hem de Hıristiyanlık pratikleri insanları doktrinlere hapseder, meselelere doktrinsel yaklaşır. Mesela sosyalizm aileyi reddetti, çocukları aileden ayrı yetiştirmek için uğraştı, ama bunu gerçekleştiremedi. Hıristiyanlık ise alçak gönüllüğü önerdi, gücü reddetti, ama sonuçta en güçlü, zorba devletleri kurdu. Bu iki anlayışın da pek çok kavramı eskidi, değiştirildi. Gerçek hayatta kafa karıştırıcı olsa da, ahlaklı ateistler veya ahlaksız dindarlar olabiliyor. Bireysel olarak ateist ahlaklı olabilir, ama ahlaki normların taşıyıcısı olamaz. Çünkü kendi doktrini, kültürü buna elverişli değildir.

İslam pek çok defa, Hıristiyanlık tarafından sol, materyalistler tarafından sağ olarak suçlanmıştır. İslam toplumsal sınıfların varlığını ve çelişkisini kabul eder, ama bunun en önemli sorun olduğunu kabul etmez. İnsanı insan yapan daha önemli düzeyler vardır.

Cihangir İslam’ın Aliya ile ilgili daha ayrıntılı bir yazısı AZ web sitesinde bulunmaktadır.

Cihangir İslam – Ortayol

Alev Erkilet’in sunumundan notlar:

Aliya, evrenin ve insanın var oluşunu ikili ele alır. Özgürlük ve eşitlik kavramları çok önemlidir. Ali Şeraiti ile birlikte özellikle kadın erkek eşitliğine önemli vurgular yapmıştır.

Özgürlük konusu insanın insan olmasının temelidir. Materyalizm ve idealizm insanın özgürlüğünü sağlayamazlar. Sadece İslam, insanın özgürlüğünü sağlar. Sosyalist veya dini her türlü ütopya, insana bir dayatmadır, reddedilmelidir. Çünkü ütopya, bireyin toplum uğruna feda edilmesidir. İnsanın seçme özgürlüğü kısıtlanır, dayatmalar öne çıkarsa, o toplum İslami değildir.

Aliya, İslam davasını önemser, savunur, İslamcıdır, ama İslami bir düzeni tasarlayıp insanlara dayatmaz.

Aliya’da özgürlük sınırlı ve sorumlu bir kavramdır, sınırsız değildir. Yugoslavya’nın dağılma döneminde Aliya çok kültürlü federal bir devletten, birlikte yaşamaktan yanaydı. Ama Hırvatlar ve Slovenler kendi devletlerini kurunca Aliya’da ayrı bir devlette yönelmek zorunda kaldı. Yeni kurulan Bosna, Dayton anlaşmasıyla dayatılmış bir sistem olduğundan tam manasıyla Aliya’nın özgürlükçü federasyon modeline karşılık gelmiyor, ama yine de federatif bir yapısı var.

Aliya’nın düsturu “kendinden olanı sev, başkasına saygı göster” şeklinde özetlenebilir.

Muhammed İkbal, Ali Şeraiti ve Aliya’nın İslam anlayışları, reel İslam’dan farklıdır.

Aliya aileyi önemser, ama yetersiz de olsa klasik ataerkil İslam düşüncesini eleştirir. Geleneksel kadın karşıtı söylemlerle hesaplaşır. Çok eşlilik, harem, miras hukuku gibi konularda İslami kuralların yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyler.

Modernistlerin de, dincilerin de kendi yollarını topluma zorla dayatmalarını problem olarak görür.

Savaş sırasında Çetnik çetelerin yaptıklarına benzer şekilde karşılık verilmesine karşı çıkar. “Çetnikler bizim öğretmenimiz olamaz” der. İnsan faktörünü önemser, mehdi bekleme anlayışına karşı çıkar. “Mehdi bizim tembelliğimizin adıdır” der.

Aliya Peygamberin diğer insanlar tarafından doğrudan örnek alınabilecek olan insani varoluşunu merkeze alıyor; insan-üstü özellikler yüklemiyor. Bunun istisnası elbette vahiy almasıdır.

Katkılar:

Hayat içinde hem din, hem maddi üretim birlikte gerçekleşir, bu ikisini birbirinden ayırmak mümkün değildir.

Ahlak, mağdurun yanında olmak, bunun için bedel ödemektir.

Aliya, insan hayatının doktrinsel yapılar tarafından sınırlandırılmasına karşıdır, ama aile konusunda çok eleştirel olamamıştır.

Aliya, daha ziyade insanın maddi ve manevi dünyasının birleştirilmesine, inanç ve ittihada önem vermiştir.

Aliya, insana karşı olan bilime eleştirel yaklaşır, bu yüzden bilime karşı zaman zaman çok sert eleştiriler yapar.

Aliya, medeniyet ve kültürü önemser. Ütopyayı, gerçekleşmesi mümkün olmayan şey olarak görür, karşı çıkar. Ama ideallere, ülkülere karşı değildir.

Aliya, hem eylem, hem de düşünce insanıdır, özgürlükçülüğe çok önem verir.

Aliya, doğu toplumlarındaki okullara “eleştirel düşünce dersi” koyulmasını ister. Yani başta geleneksel İslam toplumları olmak üzere tüm doğu toplumlarında eleştirel düşüncenin eksik olduğunu düşünür.

Aliya, bireyi devlete karşı savunur, ama aileyi kutsal görür. Ne geleneksel ne de modern bir bakı açısı yok, ama yine de modernliği tercih etmişliği vardır.

İslam insanın hem maddi, hem de manevi yönünü kavrar, İslam sosyalizme veya Hıristiyanlığa düşman değildir, onlardan üstündür.

Aliya, açık toplumdan yana, kurumsal dine karşıdır.

Aliya’nın insanların inandığı gibi yaşamasını savunan bir laiklik anlayışı vardır.

Share.

About Author

Comments are closed.