16 Eylül 2020 – ‘Tokyo’nun idolleri’ – Yıldız Ramazanoğlu

0

Kurguyla gerçekliğin iç içe geçtiği hatta bazen imgenin gerçekten daha etkili olduğu bir zamandayız.

1927’de çekilen Metropolis filmi şimdiki zamana ayna tutmuştu, virüs salgını üzerine yapılan kurgusal filmler ise pandemi sürecinde şu an yaşamakta olduklarımızın neredeyse aynısı, habercisi.

Black Mirror (Kara Ayna)  serisi modern toplumun sinir uçlarını, nerelere doğru evrilebileceğimizi, on dakikada yaşanabileceklerin dehşetini ortaya koydu. Fakat ne de olsa kara mizahla bilimkurgunun, dramayla teknolojik ürkünçlüklerin iç içe geçtiği bölümler kurguydu ve şimdilik evlerden ıraktı. Yakın zamanda izlediğim Tokyo Idols belgeselinde (2017) sanki bu kara aynada görünenler vücut buluyor. Uzak sanılan geleceğin ışık hızıyla geldiği zamanımızda, Japonya’da popüler kültür kahramanlarına dönüşen küçük kızların yaşamını mercek altına almış gazeteci Kyoko Miyake. 9-16 yaş grubundan halk oylamalarıyla seçilen idol kızlar, binlerce yaşını başını almış erkeğin katıldığı seanslarda şarkı söyleyip dans ediyor ve hep birlikte bir takım cümleler haykırıp histeriye tutulmalarını sağlıyorlar.  

Belgeselde Rio Hiiragi’nin hikayesi merkeze alınmış. Şarkıcı olmayı hayal ederken, hayranların yücelttiği, başka toplumsal kesimlerin ise aşağıladığı idol kızlardan oluveren yoksul bir kasaba kızı. Bu şekilde çalışan 10 bin civarında kızdan ve bir milyar dolarlık endüstriden söze diliyor. Rio hiçbir melodisi olmayan şarkıları karşısında neredeyse secdeye varan yüzlerce erkeğe “iman, ibadet, hac” kelimelerini tekrarlatıp gözyaşları içinde haykırmalarını sağlıyor. “Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor” kitabında Marshall Berman, modernliğin kendimizi ve dünyayı dönüştürme imkanı oluşundan söz ederken, sahip olduğumuz, bildiğimiz, olduğumuz her şeyi de yok etmekle tehdit ettiğini vurgulamıştı. Çelişkiler anlamsızlıklar ve belirsizlikler çağı hızla hepimizin kara sularına ulaştı. 

İdeolojilerin sona erdiği, ideallerin değerlerin buharlaşıp gittiği dünyanın ıstırabını kavrayıp, kalıcı ve zamanla mukayyet olmayan, uğruna fedakarlık edebileceğimiz değerleri güncellemenin bir yolunu bulmamız gerekiyor.

Kız çocukların aslında o parıltıların altında ince sofistike bir yolla, hem de sürekli masumiyetten saflıktan bahsedilerek nasıl istismar edildiğini görmemek mümkün değil. Fakat bunu gizleyen ortak bir dil incelikle kurulmuş. Tam manasıyla absürd bir pedofili söz konusuyken, kızların babaları başarıdan ve yıldız gibi parıldamaktan anneler ise hayranların onlara baba şefkatiyle yaklaşmasından söz edebiliyor. Kızlar parayla değil daha çok bilinmek, tapınılmak ve hayranlarla kuşatılmakla ilgili. Baş döndürücü ilgiyle küçük yaşta ifşa olmanın, sergilenmenin, şöhret olmanın halesiyle kör olmuş durumdalar.

Haksız sayılmazlar, kimileri dünya çapında ilgi görüyor, idol endüstrisinde patronlar, eğitmenler, kostümcüler, reklamcılar, sosyal medya trolleri, çekim ekipleri, tasarımcılar, yazılımcılar, bilet satıcısı öğrenciler, amigolar, paralı canlı yayınlar, bir cd’nin 1000 yen olduğu mağazalar derken büyük bir ticaret hacminden bahsediyoruz. Hatta bu çocukların resimleri, özel yaşamları, gösterileri, devasa satış mağazaları ile dolu bir uydu şehir kurulmuş.

Peki mesela küçük idolün söylediği, kırk yaşındaki beyaz yakalı üst düzey eğitimli bir adamın haykırarak tekrarladığı şarkılarda neler söyleniyor? “Hiçbir şey ilgimi çekmiyordu/ölü bir balık gibi gözlerim vardı/bu hayata mahkum olduğumu düşünmüştüm/sonra ışığı gördüm/siz sıkıcı insanlar bize bakın/ biz gerçek kazananlarız biz eğleniyoruz/ dünyayı boş ver/bir kereliğine cesur olalım/daha uzağa gidelim/inatçı olalım/ yalnızken daha güçlüyüm/hiçbir şey beni durduramayacak/gerçekleşmekte olan bir mucizeyim.”

Derin bir anlamsızlık ve bezginlik duygusu, ne pahasına olursa olsun ünlü ve yarı tanrı olmak isteyen kızları rol model alan küçüklerin hırsı, anne babaların kolay yoldan isteklerine kavuşma arzusu, parasal potansiyeli gören girişimcilerin parlak zekası! bir araya gelince bulamaç şeklinde bir kötülük çıkmış ortaya. On yaşındaki Yuzu, dedesi babası yaşındaki adamların histerisini görünce çok korktuğunu fakat zamanla alışıp onları eğlendirmekten mutlu olduğunu, adına üretilen eşyaların nasıl satıldığını, alanların fişleri bile saklayan tutkulu hayranlar oluşunu sevinçle anlatıyor. 

Rio “Ondokuz yaşıma geldim, son kullanma tarihim doldu, hak ettiğimi alamadım. Duygularımı bastırdım. Okulumu bitiremedim. Yoluma çıktılar ve yok oldular. Yarı yolda bırakıldım” diyor ama duyan yok. Büyük bir şamata ve gürültüyle yeni idoller sunuluyor piyasaya. Bezgin, bitkin nihilizm döngüsündeki umutsuz insanların ceplerini boşaltabilmek için…

(Karar)

Share.

About Author

Comments are closed.