16 Mart 2020 – Türkiyeli ve Suriyeli aktivistler ırkçılığa karşı bir araya geldi

0

“Hepimiz Göçmeniz – Irkçılığa Hayır” platformu, uluslararası ırk ayrımı ile mücadele haftasında etkinlikler düzenledi.

Tüm dünyada ırkçılık karşıtları her yıl Mart ayında ırkçılığın ortadan kaldırılması için sokaklara çıkıyorlar, ırkçılığa dur diyorlar, göçmenlerle dayanışma etkinlikleri düzenliyorlar.

“Hepimiz Göçmeniz – Irkçılığa Hayır” kampanyası bu hareketin Türkiye ayağı olarak, bu yıl 15 Mart’ta Kadıköy Kargart toplantı salonunda göçmenlerle dayanışma etkinlikleri düzenledi.

İlk olarak “Bir Sonraki İstasyon (Next Station)” isimli film gösterildi. Sonrasında filmin yönetmeni Alaa Arabi Katbi ile söyleşi yapıldı. Yönetmen Alaa Arabi Katbi şunları söyledi:

“Filmi olumsuz, kötü koşullarda çektim. Yeterince sanatsal olamadı. 4 yıl önceki bir hikâyeyi anlatıyor. Göçmenler için 4 yıldır koşullar daha da ağırlaştı. Hikâyeyi insani açıdan ele aldım, mizah unsurları kattım. Devletlerin sorumluluklarını tartışmak istemedim. Bunu zaten hepimiz biliyoruz. Filmde toplumların bakış açısını tartıştım.

Filmin kahramanı Şevku’nun şimdiki hayatını da filmin ikinci bölümü olarak çekmek isterim. Acaba hayallerini gerçekleştirebildi mi diye.

Filmin çekimleri çok zor oldu. Şevku’ya video çekimi ile ilgili çok kısa bir eğitim verdim. Filmi konuştuğumuzda bir gün sonra gidiyordu, gidişini iki gün ertelemesi için ikna ettim. İlk gidişinde botta çektiği video bize ilham verdi. Bütün filmi daha sonra çektim. Gerçi botta çektiği video pek işe yaramadı. Çünkü o botta aynı zamanda kaptanlık yapıyordu. Ama bu video bize ilham verdi.

Filmde pek çok ayrıntıyı dikkatlice inceledik, filme koyduk. Örneğin düdük konusu göçmenler için çok önemli. 10 TL daha pahalı olan düdük hayat kurtarabiliyor. Şevko çok sempatik birisi ama kamera karşısında stres oldu. Bir de sürekli yolculuğu düşünüyordu, geriliyordu. Onunla ikinci bir film yapmak isterim. Başka projelerim de var, ancak mali destek olmadan zor.

Filmi mizahi yapmamın nedeni, insanların trajik anlatılardan bıkmış olması. Suriye toplumu savaş ve göç sonrası tam bir şok yaşıyor, yaşadıklarına inanamıyor. Şimdiye kadar Suriyeliler başka ülkelere göç etmemişlerdi, aksine Suriye’ye pek çok ülkeden insanlar göçmen olarak gelmişlerdi. Yunanistanlılar, Türkler vb.

Mesela benim yaşadığım yerde bir Türk mahallesi vardı, 15-20 yıl önce gelen Türkler yaşıyorlardı. Onları kendimizden sayardık, yabancı saymazdık. O nedenle bir Suriyeli Türkiye’de ırkçılığa maruz kalırsa, canı çok acır. Ben 5 yıldır Türkiye’deyim, ırkçı bir davranışa maruz kalmadım.

Suriye’de yaşadıklarımız bizi duygusuzlaştırdı, kalbimizi taşlaştırdı. Bu nedenle ölümcül deniz yolculukları bizleri etkilemiyor. Çünkü geride çok büyük acılar yaşadık.”

Salondan katkılar:

“Film çok etkileyici, konuyu çok iyi anlatıyor. Filmde botun sönmüş hâlini görünce şok geçirdim, neyse ki herkesin kurtulduğunu 3-4 saniye sonra öğreniyoruz. Alan bebekle birlikte binlerce çocuk denizlerde boğuldu, onları hatırladım, çok etkilendim. Böyle binlerce öykü var. Bu tür filmler Türkiye’de ve dünyada önyargıları kırmak için önemli. ‘Göçmenler neden burada kalmak istemiyor, neden Avrupa’ya gitmek istiyor’u çok iyi anlatıyor. İnsanları ikna eden bir film. Bu filmi daha fazla yerde, daha fazla insana göstermemiz lazım.”

“Son haftalarda göçmenler Edirne sınırına sıkıştı. Yunanistan almıyor, Türkiye göndermek istiyor. Hem Yunanistanlı, hem de Türkiyeli aktivistler olarak göçmenlerle dayanışma sağlamalıyız. İşçi sınıfı içinde göçmenlerle dayanışan bir hareket inşa etmeliyiz. “Hepimiz Göçmeniz – Irkçılığa Hayır” kampanyası olarak bunun için mücadele ediyoruz. Göçmenlere mültecilik hakkı verilmesini, bütün sınırların açılmasını istiyoruz.”

Enternasyonalist forum

Daha sonra “Hepimiz Göçmeniz, Irkçılığa Hayır” forumu başladı. Forumda ilk olarak söz alan aktivist Dila Ak şunları söyledi:

“Hükümet göçmenleri sürekli AB’ye karşı koz olarak kullanıyor. Şimdi sınırları açtığını söyledi. Aslında sınırları açmak bu değildir, sınırları açmak, gelen göçmenlere kapıları açmak demektir. Türkiye’deki göçmenler burada gerekli yaşam koşullarını sağlayamadıkları için zaten gitmek istiyorlar. Şimdi bir kısım göçmen sınıra gitmiş durumda. Sınıra gitmeyenler, kalmak istediklerinden değil, sınırda başlarına gelecekleri tahmin ettiklerinden gitmediler.

Sınıra giden göçmenler Yunanistan askerleri tarafından insanlık dışı muameleye maruz bırakılıyorlar. Dövülüyorlar, gaz bombası atılıyor, gerçek mermilerle öldürülüyorlar. Paralarına, eşyalarına, elbiselerine el koyuluyor. Türkiye’deki ırkçılar da pervasızlaştılar, bütün göçmenlerin gitmesi gerektiğini söylemeye başladılar, ama gidenlere de nankör demeyi ihmal etmiyorlar.

Sınırı geçemeyen göçmenler çok zor koşullarda geri dönüyorlar, kendilerinden fahiş yol ücretleri isteniyor. Geri dönmeyip hâlâ sınırda bekleyenler daha da zor durumdalar. Soğukta çadırlarda barınmaya çalışıyorlar. Sağlık durumları çok kötü. Bir de “göçmenler gitsin, ama bu kötü koşullarda değil” diyenler var. Bu kimseler göçmenlerin hangi koşullarda gideceklerini sanıyorlardı ki? Göçmenler gitsin demek ırkçılıktır, onlara yapılan insanlık dışı muameleye onay vermektir.

Atina’da göçmenlerle dayanışma eylemleri yapılıyor. Biz de göçmenlerle dayanışma etkinlikleri düzenliyoruz. Taleplerimiz şunlar: Göçmenlere mültecilik hakkı verilsin. Geri kabul anlaşması iptal edilsin. Suriye sınırları dahil bütün sınırlar, göçmenler ve yoksullar için açılsın. Göçmenlere yönelik ırkçı davranışlar cezalandırılsın. Suriye’den bütün dış güçler çekilsin.

Suriyeli yazar Heaven Jackl şunları söyledi:

“Biz Suriyelileri eleştiriyorlar. Mesela en çok söylenen şu: Yıllardır buradasınız, niçin Türkçe öğrenmediniz? Biz Suriyeliler, Türkiye’ye uzun süre kalmak için gelmemiştik. Esad gidecek, biz de döneceğiz diye planlıyorduk. Her geçen yıl bunu planladık, ama yıllar geçti, Esad gitmedi, biz de Suriye’ye dönemedik. Özellikle Doğu Guta’ya kimyasal silah saldırısı olunca, bütün Suriyeliler “Esad artık gider” diye konuşuyordu. Ama Esad o zaman bile gitmedi.

Şimdi de İdlib savaşı nedeniyle bize soruyorlar, ‘Niçin gidip vatanınız için savaşmıyorsunuz?’ Biz Suriye’de savaşa 9 yıl önce başladık, yeni değil. İlk yıl halk özgürlük, adalet, onur için sokaklara çıktı. Ama Suriye hükümeti barışçıl gösterilere ateş açtı. Askerler ordudan ayrılıp eylemcileri korudu. Ben Yermük’lüyüm, Yermük’te rejim pek çok insanı tutukladı. Gençler silah kullanmayı bilmedikleri hâlde rejime karşı halkı korumaya çalıştılar, silah eğitimi aldılar. 6-7 yıl rejime karşı direndiler. Aynı zamanda cihatçılara, İŞİD’e karşı savaştılar. Rejim yıllarca bizi abluka altına aldı, bombaladı, ama teslim olmadık. Yermük’te savaşan gençler, anlaşma sonrası şimdi İdlib’e gönderildiler.

Suriyeliler yıllarca kendi vatanları için savaştılar ama başarılı olamadılar. Bu kadar yıkımdan, ölümden sonra artık Suriye’de kalmak istemiyorlar. Çünkü Suriye içinde gidecekleri yer yok, her yerde Esad rejimi var. Esad rejiminin olmadığı yerler de yaşamak için elverişli değil. Esad var oldukça kimse Suriye’de yaşamak istemez.

Bizler anladık ki, uluslararası güçler Esad’ın gitmesini istemiyor. Bu sorunu ancak Birleşmiş Milletler çözebilir. Esad sorunu çözülmedikçe Suriyeli göçmen sorunu bitmez.”

Suriyeli devrimci aktivist Muhammet Alabud konuşmasında şunları söyledi:

“Bizler Türkiye’de elverişsiz koşullarda yaşıyoruz. İstanbul’da 800 bin göçmen var, ama iki tane kimlik veren merkez var. Kimlik almadan hiçbir iş bulamıyoruz, tedavi olamıyoruz. Ama kimlik almak için günlerce bekliyoruz. Şimdi randevu sistemi getirdiler. Bilgisayardan randevu almamız gerekiyor, ama sistem açılmıyor. Bu basit gibi görünen sorun, bizim hayatımızı çok zorlaştırıyor.

İşlerde çalışırken aldığımız ücretler çok düşük. Çünkü işverenler Suriyelileri ucuz işçi olarak çalıştırıp kâr etmeye çalışıyorlar. Esad olduğu sürece kimse Suriye’ye dönmek istemez.”

Suriye Demokratik Sol Parti’den Zeki Aldroubi konuşmasında şunları söyledi:

“Suriye’de olaylar ilk başladığında, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Buseyna Şaban televizyonda yaptığı konuşmada ‘reform yapacağız’ dedi ama reform yapılmadı. Aksine insanları tutukladılar, öldürdüler. Hapishanelerdeki cihatçıları serbest bıraktılar, muhalefeti böldüler. Devrimi silahlanmaya zorladılar, böylece özgürlük ve adalet taleplerini bitirdiler.

Şimdi Suriye’nin yarısı mülteci, hapiste yüzbinlerce insan var. Suriye rejimi tam bir diktatörlüktür. Sadece 2019 yılında 2800 kişi tutuklandı. Bunların 113’ü çocuk, 125’i kadın. Tutuklananların 275’i işkencede öldürüldü. Rejimin en küçük eleştiriye tahammülü yok. Kendi destekçilerini bile kolayca hapse atıyor. Örneğin rejim yanlısı bir gazeteci sağlık bakanını eleştirdiği için bir ay hapsedildi. Yine rejim yanlısı bir gazeteci, hükümetin yapamadıklarını sitesinde yazdığı için 9 ay ceza aldı. Başka bir rejim yanlısı gazeteci, başbakan ile bir toplantıda benzine zam yapılacağını öğrendi, ama bunu yazdığı için yalan haber yapmaktan gözaltına alındı. Bunlar rejim yanlılarının başına gelenler, muhaliflere neler olabileceğini siz tahmin edin.

Esad, muhaliflere yumuşak davranan, aynı zamanda akrabası da olan bir muhaberat komutanını idam ettirdi. Başka bir yakın akrabasının bütün mal varlığına el koydu. Yakın zamanda Esad’la barış yapan, mücadeleden vazgeçip affedilen muhalifler, şimdi birer birer idam ediliyorlar. O nedenle Esad rejiminin bölgelerine dönmemiz mümkün değil.”

Salondan katkılar:

Bugün 15 Mart, Suriye devriminin başlamasının 9. yıl dönümü. Şimdi devrim zor durumda. Lenin der ki, yarım devrim yapanlar, kendi mezarlarını kazarlar. Yenilen devrimler hep böyledir. 1871 Paris Komünü yenildiğinde, komünarlar kurşuna dizildiler. 1818-23 Alman Devrimi yenildiğinde arkasından Hitler faşizmi geldi.

Suriye halkı da çok bedeller ödedi. Suriyeli yoldaşlarımız, bu mücadelede önemli deneyimler kazandı. Suriye devrimini desteklemeden göçmenlerle dayanışma olmaz. Bunu yapan bazı gruplar Türkiye’de var. Hem Suriyeli devrimcilere cihatçı vb. suçlamalarda bulunuyorlar, hem de göçmenlerle dayanışma içinde olduklarını söylüyorlar. Bunun asıl sebebi Erdoğan’ı sevmemeleri, Erdoğan’ı sevmedikleri için Esad’ı destekler pozisyona düşüyorlar, ama bu hatalı bir yaklaşımdır.

Bizler her yerde sıradan insanların kendi egemenlerine karşı yaptıkları mücadeleleri desteklemeliyiz. Suriye’de Esad’a karşı, Türkiye’de Erdoğan’a karşı mücadele edenleri savunuruz. Göçmenlerle dayanışma ancak bu perspektifle mümkün olur.”

(Marksist.org)

Share.

About Author

Comments are closed.