17 Kasım 2019 – Dipsiz Göl’ün ölümü- Atilla Aytemur

0

Göl ölür mü demeyin, ölür.

 Hatta ölmek ne kelime, ruhunu maddiyata teslim etmişlerin elinde,  canavar misali iş makinalarının kepçe darbeleriyle böğrü, ciğeri parça parça edilerek öldürülür de.

Pleistosen olarak bilinen son buzul çağının son evresi olan Holosen döneminde, yani günümüzden yaklaşık 12 000 yıl önce oluşan, Gümüşhane’nin merkeze bağlı Dumanlı Köyü’nün Taş Köprü yaylasındaki Dipsiz Göl, hepimizin gözü önünde taammüden katledildi.

Artık o yaylada ve buzul gölleri haritamızda Dipsiz Göl diye bir şey yok!

Sabrınızı zorlamak ve gözlerinizi biraz daha fazla yormak pahasına malumat vermenin, bu ibretlik hadiseyi anlatmak için yeterli olmayacağını düşünüyorum.

Devlet defineci el ele…

Olay şöyle gelişiyor: adları halen devlet sırrı gibi saklanan iki kişi dilekçeyle ilgili resmi makamlara başvurup, denizden 2140 m yüksekte bulunan, manzarası enfes, çevresi bitki örtüsü ve dağ çayırlarıyla kaplı gölde define aramak için izin istiyorlar.

Roma İmparatorluğu’nun lejyonerlerinden (kale içinde yaşayan bir nevi bölge ordusu) kalma hazinenin (yani altın) gölün dibinde saklı olduğunu ileri sürüyorlar.

Devletin koca Valiliği, Turizm ve Kültür Müdürlüğü ve nihayet Müze Müdürlüğü el ele verip, gözünü define bürümüş bu iki tarihi miras avcısı definecinin akıl almaz isteğine ‘olur’ diyerek, büyük bir rezalete kapı aralıyorlar.

Ahali başına üşüşüp “altınları” yağmalamasın diye de gölün etrafında jandarmaları yerleştiriyorlar.

Kazı beş gün sürüyor. Evvela her hangi bir kaynağı ve akarı bulunmayan gölün billur misali suyu lağım suyu gibi boşaltılıyor. Ardından binlerce yıllık bilgileri barındıran altın kıymetindeki dip çökeltileri iş makinalarıyla hallaç pamuğu gibi oraya buraya atılıyor.

Müze müdürlüğü görevlilerinin nezaretinde Göl delik deşik edilip de hazine filan bulunamayınca; taş, toprak, çer çöp, çamur balçık doldurulup, üzerinde bir güzel de iş makinaları gezdirilerek göl tamamen ve kapatılıyor.

Çalışmanın seri şekilde yapılıp en kısa zamanda “gölün eski haline döndürüldüğü” de fevkalade “sorumlu” Valilik makamınca bir açıklamayla kamuoyuna duyuruluyor. 

Doğamızın, eko sistemimizin, jeolojik tarihimizin bir parçası, 12 bin yıllık buzul gölü devlet-vatandaş işbirliğiyle işlenen bir cinayet sonucu yok ediliyor.

Cehaleti paraya çevirme ihtirası

Cehalet, sorumsuzluk, para hırsı, ne dersek diyelim; utanç verici bir olayı hepimize yaşattılar.

Bu kepazeliğin ülkemizde yaşanan ilk şey olmadığını da biliyoruz. Devlet kurumlarından yurttaşları aydınlatması ve böylesi tahribat ve yıkımları önlemesi beklenirken, bu olayda tanık olduğumuz vahim suç ortaklığı gerçekten söyleyecek söz bırakmıyor!

Halbuki Anadolu jeolojik oluşum tarihi, bitki ve hayvan mirası, ekolojik yapısı, üzerinde oluşan uygarlıkların sayısı ve geride bıraktıkları itibariyle dünyanın son derece önemli toprak parçalarından birisi.

Bu gerçek nedense hep birilerinin kolay yoldan köşeyi dönme ihtiraslarını kabartıyor. Bu olayın arka planında tarih ve tarihi mirasla kurulan bu çarpık ilişki yatıyor: Tarihten kalan değerleri bulmak ve onları eski eser piyasasında paraya çevirmek.

Antik Roma’nın da mirasçısıyız ama…

Antik Roma İmparatorluğu olağanüstü genişlikte bir coğrafyaya yayılan, Akdeniz havzasını tam bir iç göl haline getiren uzun ömürlü büyük bir köleci imparatorluktu. Hakimiyet bölgelerini ve kolonilerini ise çok sayıda paralı asker barındıran lejyonlar ve güçlü donanması vasıtasıyla koruyordu. Tarihi kayıtlar bu büyük imparatorluğun böyle 15 lejyonu olduğunu ve bunun dördünün de Anadolu’da bulunduğunu belirtiyor.   

Dipsiz Göl’ün bulunduğu Gümüşhane, imparatorluğun 15. lejyonunun görevlendirildiği Apollinaris bölgesinde (Anadolu’daki dört lejyondan en doğuda olanı olup, yakın doğudan gelebilecek düşman akımlarına karşı konumlandırılmış) yer alıyor.

İşte bu Apollinaris lejyonuna ait en önemli askeri üslerden biri aynı Gümüşhane ilinin Sadak Köyü’nde kalıntıları bulunan antik Satala kenti. Yaz aylarında burada Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yaptığı kazılarda kale yapıları ve bazı duvarlar ortaya çıkarıldı.  

Hazine söylentilerinin kulaktan kulağa yayılmasına, define avcılarının hareketlenmesine ve Dipsiz Göl’ün ölümüne sebep olan da bu gelişmeydi.

Sorumlular hesap vermeli!

“Bizden önce bu topraklarda kimler nasıl ve hangi koşullarda yaşadı” diye ilgi, merak, araştırma ve koruma gibi insani bir yaklaşım sergilemek varken; kolaydan zengin olma ihtirasıyla sarmalanmış rivayet, uydurma ve cahilliklerin kumanda ettiği hoyratlıklara devlet kurumlarının izin vermesi asla kabul edilemez.

Tarih ve doğaya karşı akıl almaz bir cehalet ve cüretle suç işleyenlerin yargı önüne çıkarılması ve hesap vermeleri gerekir.

Yetkililerden ve yargıdan bunu beklemek, bu toprakları gelecek nesillerden borç almış bir yurttaş olarak hakkımızdır.

Bekliyoruz!

Share.

About Author

Comments are closed.