17 Şubat 2021 – Hak mücadelesinde yılmıyoruz, boyun da eğmiyoruz – Ömer Faruk Gergerlioğlu

0

Gergerlioğlu kendi yayın organı ÖFG TV’de gündemdeki gelişmeler üzerine konuştu. Siyasi iktidarın kendilerini susturmak için fezlekeler hazırladığına dikkat çeken Gergerlioğlu, ”Biz bunlara alışkınız. Biz her türlü iktidardan bu tür sözleri duymuş insanlarız ama hak mücadelesinde yılmıyoruz, boyun da eğmiyoruz.” dedi

‘NEDEN BENİ SUSTURMAYA ÇALIŞIYORLAR?’

Gergerlioğlu, “Malum biliyorsunuz son zamanlarda gündemden düşmüyoruz. Birçok önemli insan hakları ihlalinde biz konuyu net bir şekilde vurguladığımız için aniden tartışma konusu oluyoruz. Bize hakaretler, iftiralar, tehditler yağıyor ve yine insan hakları ile ilgili ihlaller olduğunda biz yine gündeme getiriyoruz, yine aynı hadiseler cereyan ediyor” diyerek “Son zamanlarda bana bol miktarda soruşturmalar açılıyor. Yine fezlekeler geliyor ve bizi susturmaya çalışıyorlar. Neden susturmaya çalışıyorlar? Bunu bugün biraz sizinle konuşmak istiyorum” ifadelerini kullandı.

‘BİZ HER TÜRLÜ İKTİDARDAN AYNI SÖZLERİ DUYDUK’

“İnsan hakları mücadelesi kolay değildir” diyen Gergerlioğlu, şöyle devam etti:

“Güçlü devletlere karşı toplumun bazı kesimleri ihlale uğramıştır ve önemli bir mücadele sergilemiştir. Şimdi ülkede çok farklı insan hakları sorunları var ve biz bu sorunlar için önemli bir mesai sarf ediyoruz. Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesiyim ama içime sinmeyen işlerin içinde de hani ‘gün dolsun, maaşımızı alalım’ deyip bulunmak istemiyorum. Ben Mazlum-Der’de çalıştım ve orada çalıştığım zaman işimin hakkını vermeye çalıştım, canla, başla çalıştım, ülkenin önemli insan hakları sorunları vardı ve onlar için çok gayret sarf ettim. O zamanlarda başörtüsü yasağı vardı, biz başörtüsü yasağı insan haklarına aykırıdır derdik. Başörtüsü yasağı dinimize aykırı bir durumdur evet ama aynı zamanda ve ortak bir şekilde insan hakları ihlalidir ve biz buna karşı duruyoruz dedik. O günkü devlet mekanizması bizi tahkir ederdi, aşağılardı, her türlü hakareti yerdik. Vatan haini derlerdi, terörist derlerdi vb. Biz bunlara alışkınız. Biz her türlü iktidardan bu tür sözleri duymuş insanlarız ama hak mücadelesinde yılmıyoruz, boyun da eğmiyoruz.”

‘DÜN MERVE KAVAKÇI KOVALANIRKEN KAHROLUYORDUK, BUGÜN ONUN ARKADAŞLARI BİZİ KOVALIYOR’

Gergerlioğlu, “Biz bu Meclis’te başörtülü Merve Kavakçı’nın nasıl kovalandığını izledik. Ben o gün kahrolmuştum. Resmen başörtülü bir milletvekili Meclis’ten kovalanıyordu” diyerek, bugün ayın şeyin kendilerini için yapıldığını vurguladı:

“Ama şimdi Meclis’te insan hakları dediği için, çıplak arama var dediği için, işkence var dediği için, kaçırılmalar var dediği için, Kürt meselesinde barışı değil öldürmeyi seçiyorsunuz dediği için ben terörist ilan edildim. Bana soruşturmalar açılıyor ve bunu yapanlar da dün bu Meclis’ten kovalanan insanlar. Dün başörtülü Merve Kavakçı kovalanırken biz kahroluyorduk. Şimdi onun arkadaşları iktidar oldu, biz başka haksızlıklara karşı mücadele ettik bu sefer onlar bizi kovalıyorlar. İstedikleri kadar kovalasınlar, dokuz köyden kovalasınlar biz onuncu köyde de hakkı, hakikati söylemeye devam edeceğiz arkadaşlar. Doğru duvar yıkılmaz derler. Biz doğruyu söylediğimiz için, Kürt meselesinde barışın esas olması gerektiğini söylediğimiz için; doktorluğumuzdan ihraç edildik. Hani 3 günlük dünyada da şerefimiz ile, onurumuz ile yaşarız gerisi de önemli değil.”

“Dün başörtüsüne karşı mücadele veren devlet anlayışı bugün de Kürt meselesinde hakikati söylemeye çalışanları şeytanlaştırıyor” diyen Gergerlioğlu, iu ifadeleri kullandı:

“Biz dün başörtüsü için elimizi taşın altına sokuyorduk, yemediğimiz hakaret kalmıyordu; bugün de Kürt meselesi için söylediğimiz zaman yemediğimiz hakaret kalmıyordu ama üzgünüm doğru söylüyoruz. Bize hakaret edenler, zorbalık edenler haksızlar. Biz doğru söylüyoruz, çıplak arama var, işkence var, kaçırılmalar var, Kürt meselesinde adil olmayan savaşçı çözümler var ve bunlar yanlış.”

‘KÜRT MESELESİNİN DAĞLAR, TAŞLAR BOMBALANARAK ÇÖZÜLECEĞİNİ Mİ SANIYORSUNUZ?’

Gergerlioğlu, “İster Kürt olmayın, Türk olun ama bunu kabul etmemelisiniz. Kürt meselesinin çatışmacı yöntemler ile dağları, taşları trilyonluk bombalar ile bombalayarak çözülebileceğini mi düşünüyorsunuz? Bunu düşünmeyin arkadaşlar. Bir Türk olarak Kürt’ün derdini hissetmezseniz, bir KHK’lı olarak bir Kürt’ün derdini hissetmezseniz, bir başı açık olarak bir başörtülünün derdini hissetmezseniz, bir başörtülü olarak bir LGBTİ+ bireyin derdiniz hissetmezseniz, bir Sünni olarak bir Alevi’nin derdini hissetmezseniz bu toplum düzelmez.” dedi.

‘AKAR ’13 KİŞİ’ DEDİĞİNDE ONLARIN KİM OLDUĞUNU ANLADIM’

“Benim için son 3-4 yılın açık ara en önemli konusu olan insan kaçırmalar niye bu toplumun en önemli konusu olmuyor diye sormuştum ve buna sitem etmiştim. Ne zaman ki bu toplumun en önemli konusu bir başkasının hayatı olursa o zamana kadar sitem etmeye devam edeceğim arkadaşlar. Bu devlet insanın değerini bilene kadar buna devam edeceğim” diyen Gergerlioğlu, Gare’de yaşananlarla ilgili ise şu bilgileri verdi:

“Bakın son günlerde bir olay oldu. Pazar günü sabah uyandık; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir açıklamasını duyduk. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar bir açıklama yapıyordu ve diyordu ki: ‘Gare’de bir operasyon yaptık, 13 sivil vatandaşımızı kaybettik. Çok üzgünüz.’ Ben bu açıklama yapıldığı zaman bile ne olup ne bittiğini anladım. Neden? Çünkü PKK’nin elinde 13 tane asker, polis, MİT mensubu insan vardı ve biz bunu uzun süredir biliyorduk. Niye biliyorduk? Çünkü aileler bize başvuruyordu. Her yoldan bize başvuruyorlardı. Hem bana hem partime hem de tüm partililere başvuruyorlardı ve bu çocukların kurtarılması gerektiğini söylüyorlardı. Çok haklılardı. Korkunç bir şey yaşıyorlar. 6 yıldır çocuklarınızın nerede olduğunu bilmiyorsunuz! Dağ başlarında mı? Mağaralarda mı? Neler çekiyorlar? Bu çocuklar, gençler bir yerden bir yere seyahat ederken yollarda kaçırılmış askerler, polisler idi ve ne olduğunu bilemeden kendileri bir esir durumuna düşmüştü ve bir müddet sonra ailelerine mektup yazmışlardı. Bakın bu mektuplar da burada!”

SEMİH ÖZBEY’İN BABASINA YAZDIĞI MEKTUP…

Kendisine gelen mektupları gösteren Gergerlioğlu, bu mektuplarda yazılanları da aktardı:

“‘Devletin bizim için bir şeyler yapmadığından yakınıp, bahsederken sabredin diyerek sizi hep oyalanmasından yakınmaktasınız.’ diyordu Semih Özbey babasına yazdığı bir mektupta. ‘Devletin asli görevlilerinden biri de vatandaşına, askerine, polisine sahip çıkmak ama ne yazık ki zaman içerisinde gördüğüm ve anladığım kadarıyla bu bizim için geçerli değil. Türkiye Cumhuriyeti devletinde Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden bizim için bir şeyler yapması, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir vatandaşı olarak istemekte, talep etmekte ve beklemekteyim.’ diyordu Semih Özbey, babasına yazdığı mektupta bunu söylüyordu. Şimdi bunun gibi mektuplar var. Mesela Semih Özbey’in babasının söyledikleri çarpıcıydı. Diyordu ki: ‘Bu süreçte Meclis’e giderek tüm parti temsilcileri ile görüştük ve kendilerini bizim yerimize koymalarını istedik. Biz artık savaşmayın dedik, ölümler olmasın, anneler ağlamasın istedik.’”

‘DEVLETİN YAPTIĞI İHLALLERE DE ÖRGÜTÜN YAPTIĞI İHLALLERE DE KARŞIYIZ’

Gergerlioğlu, “Yine Müslüm Altıntaş’ın babası demiş ki: ‘Yeter artık! Babayım ben de bu candır, karpuz kabuğu değildir! Bu ordunun namusudur, bu sadece benim sorunum değildir. Basına çıkma kamuoyu duymasın dediler” dendiğinin bilgisini de verdi.

“Evet bunları kim öldürmüşse cinayet işlemiştir, katliam yapmıştır. Bu iki kere iki dörttür. İster devlet yapsın ister örgüt yapsın kim yaparsa yapsın bu net bir husustur.” diyen Gergerlioğlu, konuşmasına şöyle devam etti:

“Bu kabul edilecek bir husus değildir. İnsan hakları savunucusu olarak biz devletin yaptığı ihlallere de karşıyız. Örgütlerin yaptığı ihlallere de karşıyız. Bu konu nettir ama burada önlemi alması gereken ilk başta adım atması gereken devlet yetkilileriydi ve bu insanların hayatını kurtarılabilmesi mevzu bahisti fakat yapılmadı ve resmi bir şey tercih edildi.

‘BU İNSANLAR 6 YILDIR ÖZGÜR DEĞİLDİLER, KELİMELERE NİYE TAKILIYORSUNUZ?’

“Bakın o gençlerden birisi Semih Özbey’in sözlerini ben alıntılamıştım, videosunu. ‘Allah rahmet eylesin, üzgünüm. Keşke bu topraklarda çözüm, barış çabamıza bir karşılık görebilseydik. Esir askerlerden birisi 2.5 sene önce bunları diyordu. Mesele kim olursa olsun insanı yaşatmak olmalıydı. Ölümle çözüm olmaz! İnsanlarımızı yaşatmalıyız!’ Ne var bu cümlelerde? Suç unsuru tek bir kelime var mı burada? Bir insanın yaşaması gerektiğini, sorunların hayatla, barışla çözülmesi gerektiğini söylüyoruz. Hakkımızda soruşturma açmışlar! Ben ve Hüda Kaya vekilim hakkında kıyametler koparıyorlar. Kıyamet koparacağınıza böylesine tehlikeli bir operasyona imza atmasaydınız. ‘Vay esir dedin!’ Cumhurbaşkanı Erdoğan da ‘Esir’ dedi o zaman ona niye sesiniz çıkmıyor? Ortada bir gerçek var, adına ister esir deyin, ister rehine deyin, ister alıkonulma deyin. 6 yıldır bu insanlar özgür değiller, birilerinin elinde arkadaşlar! Bu tür kelimelere niye takılıyorsunuz? İki kere iki dört. Bu böyledir yani!

“Türk milliyetçiliğinin peşinde olanlar; kin, nefret, öfke dolu olanlar demediğini bırakmıyor. Sanki biz suçluyuz! Bu sözleri söylediğim için mi ben suçluyum? Apaçık gerçeği söylüyorum ama çıplak gerçeği söylüyorum. Gerçeği çıplak bir şekilde temas ediyorum ve herkes irkiliyor, ürperiyor ve çok ağır, aşırı tepkiler veriyor. Bunların hiçbir anlamı yoktur.”

(Gazete Davul)

Share.

About Author

Comments are closed.