18 Mayıs 2021 – Şahsiyet, İsrail devleti, Türkiye ırkçıları – Şafak Ayhan

0

Belki de en büyük suçumuz, kendi kendimizi değiştirmeden başkalarını değiştirme, başkalarına öğretme girişiminde bulunmamız. 

Andrey Tarkovski

Şahsiyet,  ilk bölümü 17 Mart 2018 tarihinde yayınlanan, yönetmenliğini Onur Saylak’ın üstlendiği, senaryosunu Hakan Günday’ın yazdığı, başrollerini Haluk Bilginer, Cansu Dere, Metin Akdülger, Şebnem Bozoklu ve Hüseyin Avni Danyal’ın paylaştığı  gerilim ve suç türündeki internet dizisi.

Dizide yayınlandığı günden son bölümüne kadar milyonlarca insanı kendisine çekmeyi başarmış bir Türkiye’nin “ötekiler” fotoğrafı var. Dizi “insana ait olan hiçbir şeye insanın yabancısı olamayacağı” fikrini özellikle son romanı “Daha” da mülteci, umut, ölüm kavramlarını oldukça sert bir şekilde yüzümüze vuran bir Hakan Günday anlatımı.

Dizideki kasabada (Kambura) geçmişte çıkan bir yangının izi sürülüyor ve olaylar gelişiyor. Yangın sahnesi aslında Türkiye toplumuna hiç de yabancı değil. Birden galeyana getirilen kitleler, içerisindeki insanlarla birlikte evi yakıyor ve “insan” denilen canlı o yangını dışardan izleyebiliyor. 

Şahsiyet dizisinin popüler olduğu zamanlarda Türkiye’de hiç “linç, yağma, talan ve pogrom” kültürü yokmuş gibi insanların gerek gündelik hayatta diziden bahsederken yangın sahnesi için ‘Böyle şey mi olur?’ dediklerine tanık olmak çok ilginçti. Milyonlarca insan bu yağma ve linç kültürüne karşı çıkabiliyorsa nasıl oldu da Türkiye’de; 1934 Trakya pogromu, 6-7 Eylül olayları, Maraş –Çorum katliamları,  Sivas- Madımak Otel yangını yaşandı. Nasıl oluyordu da bu kadar yağma ve talan karşıtı insan varken; Kürt mevsimlik işçi ailelerin batıdaki şehirlerde yaşadıkları çadırların yakılması, Suriyeli ailelerin yaşadığı mahallelere baskınlar düzenleyerek evlerini yakmakla tehdit edilmeleri, Romanların yıllardır bir arada yaşadıkları insanlar tarafından birden evlerinin yağmalanması, LGBTİ+’ların sokak ortasında aleni bir şekilde öldürülmeleri, kadın cinayetlerinin yine herkesin gözü önünde yaşanması gerçekleşebiliyor. Nasıl oluyor da Ermenileri, Rumları her fırsatta yeni bir soykırımla, yağma ve talanla tehdit edip “rahat durmazsanız ne olacağını iyi bilirsiniz” diyebiliyor birileri. Bu olaylara gerçek hayatta karşı çıkan,  ses çıkartan insan sayısı istenilen sayıda değilken nasıl oluyordu da gerçek olaylardan esinlenilerek yazılmış bir senaryonun kurgulandığı dizide yaşanan bu olaylara herkes ses çıkartabiliyordu. Anlamıyordum.

Şahsiyet dizisindeki sahne, geçtiğimiz günlerde İsrail-Filistin çatışmalarının başladığı günlerde bir grup Siyonist’in ellerinde bayraklarla Mescid-i Aksa’nın bahçesinde çıkan yangını şarkılar söyleyip danslar ederek izlemelerini görünce birden hafızamda canlandı. Ve yine aynı şey oldu. Türkiye’de hiç ırkçılık ve nefret cinayeti yokmuş gibi herkes birden klavyesine sarıldı ve o yangın sırasında eğlenen Siyonizm taraftarlarına ses çıkartıp lanetler okudu. Burada yanlış anlaşılmaya imkân vermeyelim tabi ki biz sosyalistler dünyanın neresinde olursa olsun ezilenlerin yanındayız ve her türlü ırkçılığa karşı mücadele etmeyi kendimize görev edinmişizdir.  O yangın sırasında eğlenilmesine karşı çıktığımız gibi her zaman özgür Filistin mücadelesinin savunucusu olmaktan da gurur duyuyoruz. Burada bir çelişki var, üzerinde durmaya çalıştığım bu. Başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye’de özgürlük mücadelesi veren halklara ve onların politik hatlarına “emperyalistlerin oyununa geliyorlar” diyenler birden sosyal medyada Filistin kurtuluş harekâtına destek verdiklerini söylüyorlar. Türkiye’de sistematik asimilasyonu görmezden gelenler birden başka bir ulus devlet olan İsrail’e veryansınlar edebiliyor. Suriyelilerin soyunu kurutmak gerek diyen kişi ertesi gün Facebook’ta İsrail’de “ırkçılık” var diyebiliyor. Her ay nefret ve ırkçılık kökenli cinayetlere bir yenisi eklenirken İki gün önce Mersin’de Erbil’den gelen Kürt bir aileye ırkçı bir saldırı gerçekleştirildi ve bunun ırkçı bir saldırı olduğunu söyleyenlere “birliğimizi bozmayın Türk ve Kürt kardeştir” yanıtları verildi.  Alevilerin evlerine işaret konulan bir ülkede herkes birden ‘’Irkçılık’’ karşıtı oluverdi. Karşımızdaki kocaman bir ikiyüzlülük.

Bu türden kriz ortamlarını seven ırkçılar, hemen Türkiye’de, İsrail’de ve dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan Siyonizm ideolojisini benimsemeyen Yahudilere karşı diktatör bozuntusu eli kanlı katil Hitler’den alıntılar yaparak antisemitizm çukurunda daha da derinlere battılar. Her Yahudi’yi Siyonist ideolojinin bir neferi sanmak cahillik değil bu topraklarda sistematik bir şekilde inşa edilen ırkçılığın bir ürünüdür. Aynı olay Ermenistan –Azerbaycan savaşı sırasında da yaşandı. Türkiye’de ve dünyada yaşayan her Ermeni sanki savaşı, ölümü destekliyormuş gibi ırkçı sözlü tacizlere ve tehditlere maruz kaldılar. Türkiye’de işler böyle yürüdüğü için devlet politikalarıyla o ülkenin vatandaşlarını aynı kefeye koymayı seviyor insanlar. Savaş değil barış istiyoruz, çocuklar ölmesin diyen akademisyenler devletle aynı ideolojiyi paylaşmadıkları için hain ilan edilip işlerinden ekmeklerinden edilmediler mi? İsrail Filistin savaşında ‘savaş istemiyoruz’ diyenlere alkış ancak bu topraklarda da çatışma savaş istemiyorum diyenlerin vay haline.

İsrail saldırıları devam ederken yangına bakarak sevinen Siyonizm taraflarına küfürler eden ancak herhangi bir sosyal hareketlilikte yanarak can verecek olanları sevinerek, dans ederek (bu ülkede Ermenilere, Rumlara, Kürtlere, Romanlara, Suriyelilere, LGBTi + bireylerine, Alevilere ve tüm “ötekilere”) yapacak, aynı şekilde sevinecek ırkçılar var. Bu ırkçılara, “şahsiyetsizlere” karşı tek bir şansımız var, o da ırkçılığa ve milliyetçiliğe karşı birleşerek mücadele etmek.

(Marksist.org)

Share.

About Author

Comments are closed.