2 Ocak 2018 – OHAL, nasıl bir hal? (1) Hukuksuz yöntem

0

Vahap Coşkun

Yürütme, 15 Temmuz 2016’nın ertesinde Olağanüstü Hal (OHAL) ilân etti. Hükümet temsilcileri, mümkün olan en kısa sürede buna son verileceği ve olağan duruma dönüleceğini topluma taahhüt ettiler. Fakat OHAL sürekli uzatıldı. Dahası, hali hazırda OHAL’in kaldırılacağına dair herhangi bir emare de görülmüyor.

OHAL’in maksadı, darbe teşebbüsü sonrasında meydana gelen krize çare bulmaktı. Lâkin süreklilik kazanan boyutuyla OHAL’in kendisi kriz üretir oldu. İçinde bulunduğumuz bu durum, başlıca iki açıdan değerlendirilebilir. İlk açı, OHAL’in daimi bir idare yöntemi olarak kullanılmasını değerlendirmektir. İkinci açı ise, OHAL kapsamında ilan edilen kanun hükmünde kararnamelerin (KHK) içeriğini incelemektir.

Elbette KHK’lardaki her bir düzenleme üzerinde ayrıntılı bir içerik tahlili yapılmalıdır. Ancak bana göre asıl önem taşıyan husus, yürütmenin ülkeyi KHK’larla yönetme noktasındaki ısrarıdır. Dolayısıyla ilk olarak bunun üzerinde durulmalı ve OHAL tartışmasına bunu merkeze alarak başlanmalıdır. Bunun için de öncelikle hukuki çerçeveye bakmakta fayda vardır.

“Olağanüstü halin gerekli kıldığı konular”

1982 Anayasası, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanacak olan Bakanlar Kurulu’na, tabii afet ve ağır ekonomik bunalım (madde 119) ve/ya şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması (madde 120) gibi sebeplere dayanarak OHAL ilan etme yetkisini verir. Kendisini doğuran şartlara bağlı olarak OHAL, ülkenin bir bölgesinde, birden fazla bölgesinde veya tamamında ilan edilebilir.

OHAL’de, Cumhurbaşkanının başkanlık ettiği Bakanlar Kurulu KHK’lar çıkarabilir. OHAL KHK’ları, olağan dönemlerdeki KHK’lardan farklı bir nitelik taşır. Anayasa, olağan dönemde çıkarılan KHK’lar için bir konu sınırlandırması getirir; temel hakların, kişi hakları ve ödevlerinin, siyasal hak ve ödevlerin bu KHK’larla düzenlenemeyeceğini belirtir. Fakat OHAL KHK’larını bu sınırlamaların dışında tutar (madde 91). Dolayısıyla söz konusu hak ve ödevlerin de OHAL KHK’ları ile düzenlemesini (sınırlanmasını) mümkün kılar.

OHAL KHK’ları için, Anayasadan kaynaklanan tek bir hudut vardır. O da OHAL KHK’larının “olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda” çıkarılmasıdır (madde 121) Yani hangi nedenden ötürü OHAL ilan edilmiş ise ancak onunla ilgili konular KHK’larla tanzim edilebilir; onun haricindeki konular ise KHK’larla tanzim edilemez. Anayasa Mahkemesi (AYM), 1991 yılında verdiği bir kararda bunu çok net bir şekilde izah eder:

“Olağanüstü halin gerekli kılmadığı konuların OHAL KHK’larıyla düzenlenmesi olanaksızdır. Olağanüstü halin gerekli kıldığı konular, olağanüstü halin neden ve amaç öğeleriyle sınırlıdır.” (E: 1990/25, K: 1991/1, Karar Tarihi: 10.01.1991)

15 Temmuz ve OHAL

Türkiye, 15 Temmuz 2016’da bir darbe girişimine maruz kaldı. Ordu, yargı ve emniyet içine sızan FETÖ mensupları, meşru hükümeti devirmeye kalkıştı. Köprüleri tuttular. Zorbalıklarına karşı meşru bir direniş gösteren devlet görevlilerine ağır silahlarla saldırdılar. Meclisi bombaladılar. Yüzlerce insanı öldürdüler, binlercesini yaraladılar. Ancak tüm gaddarlıklarına rağmen başaramadılar. Halkın ve darbe karşıtı devlet güçlerinin birlikteliğiyle bu kalkışma bastırıldı.

Darbe teşebbüsünün boşa çıkarılmasından sonra, 20 Temmuz 2016’da Cumhurbaşkanlığı başkanlığındaki Bakanlar Kurulu, olağanüstü hal ilan etme kararı aldı. TBMM, 21 Temmuz 2016’da bu kararı onayladı. OHAL’in ilan nedeni, Milli Güvenlik Kurulu’nun 20 Temmuz 2016’da yaptığı toplantıda aldığı tavsiye kararına göre; 15 Temmuz’daki darbe girişimi ile tehdit edilen “demokrasimizin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi” idi.

OHAL’in ilanından ve Meclis’te onaylanmasından sonra ilk (667 sayılı) KHK 23 Temmuz 2016’da yayınlandı. 24 Aralık 2017 tarih ve 696 sayılı KHK ile, son bir buçuk yılda toplam 30 KHK yayınlanmış oldu.

OHAL düzeni

Burada birbiriyle bağlantılı iki noktanın altını çizmeliyiz. Bir, OHAL’in varlık nedeni 15 Temmuz’dur. OHAL yoluna başvurulmasının sebebi, bir taraftan 15 Temmuz’u gerçekleştirenleri ortaya çıkarmak ve onlarla mücadele etmek, diğer taraftan da bu kalkışmanın yarattığı tahribatı ortadan kaldırmaktır. Eğer 15 Temmuz yaşanmamış olsaydı, OHAL de olmazdı.

Ve iki, 15 Temmuz’dan dolayı ilan edilen OHAL döneminde çıkarılacak KHK’lardaki bütün düzenlemeler, mutlaka ama mutlaka darbe teşebbüsü ile bağlantılı olmalıdır. 15 Temmuz’daki kalkışma ile ilgisi bulunmayan, darbecilerle mücadele ve/ya bundan kaynaklanan tahribatı giderme amacı taşımayan herhangi bir düzenleme, Anayasaya açık bir aykırılık teşkil eder. Çünkü Anayasa, Cumhurbaşkanlığı başkanlığındaki Bakanlar Kurulu’na istediği ve/ya ihtiyaç duyduğu her konuda değil, yalnızca “olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda” OHAL KHK’leri çıkarma yetkisi vermiştir.

Çıkarılan 30 OHAL KHK’si bu çerçevede değerlendirildiğinde, KHK’larla getirilen birçok düzenlemenin 15 Temmuz ile hiçbir ilgisinin bulunmadığı görülür. Yürütme, rektör seçimlerinden araştırma görevlilerinin statüsünün değiştirilmesine, üst yargı organlarının üye sayısından İhale Kanunu’na, Seçim Kanunu’ndan bazı devlet kurumlarının kapatılmasına, kış lastiği zorunluluğunun getirilmesinden taşeron yasasına kadar hemen her konuyu OHAL KHK’sıyla düzenlemiştir.

Anayasa “hiçbir kimsenin veya organın kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağını” (madde 6) söyler. Yine Anayasa, OHAL KHK’larını ancak “olağanüstü halin gerekli kıldığı konular”la sınırlar. Bu hükümler karşısında, 15 Temmuz darbesi ile uzaktan yakından irtibatı bulunmayan konuların OHAL KHK’ları ile düzenlenmesi hukuka aykırıdır, anayasanın ihlalidir.

OHAL KHK’ları denetlenebilir mi?

Peki, OHAL KHK’larını denetlemek mümkün müdür? Anayasaya göre (madde 148), “olağanüstü hallerde… çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.”

OHAL KHK’ları hakkında denetim yasağı getiren bu hüküm, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Zira idarenin takdir yetkisi geniş tutulsa da, hak ve özgürlükler olağan dönemlere nisbetle daha fazla kısıtlansa da, OHAL yine de bir hukuk rejimidir. OHAL hukukun dışında düşünülemez; OHAL KHK’larına mutlak bir denetimsizlik tanınamaz. Nitekim AYM, buradan hareketle, bu maddenin meydana getirebileceği hukuksuzluğu frenlemek için 1991 yılında bir içtihat geliştirmiştir.

Bu içtihadında AYM (özetle ve mealen) der ki: Mahkeme olarak, denetlenmesi istenen bir metne verilen isimle kendimi bağlı saymam… OHAL KHK’sı adı altında bir düzenleme önüme geldiğinde, ilk önce onun gerçekten bir OHAL KHK’sı olup olmadığını incelerim ve “olağanüstü halin gerekli kıldığı konuları” içermiş mi, ona bakarım. Eğer bu niteliği haizse o zaman onu Anayasaya uygunluk denetiminin dışında tutarım. Ama eğer olağanüstü hal ile alâkası bulunmayan konuları düzenlemişse, o zaman da bunu OHAL KHK’sı olarak kabul etmem ve denetlerim.

Ancak AYM, kanımca hukuk devleti ilkesini koruma bağlamında isabetli olan bu içtihadını 15 Temmuz’dan sonra değiştirdi. Mahkeme, Anayasadaki hükmün lâfzını esas alarak, OHAL KHK’larının Anayasaya uygunluk denetiminin hiç yapılamayacağına karar verdi. Böylece yürütme sınırsız bir hareket serbestine sahip oldu ve istediği her konuyu OHAL KHK’sı ile düzenlemeye başladı.

Çöpe atılan milli irade

Bu suretle OHAL hukuksuz bir idare yöntemine dönüştü. Bunun üç alanda derin bir zarar ürettiğini söylemek lâzım.

Birincisi son derece açık; hukuk devletinin çanına ot tıkanıyor. Vatandaşların hak arama hürriyetleri sınırlandırılıyor. Hukuk güvenliği derseniz, hak getire! Kapalı kapılar arkasında bütün bir toplumsal yaşam tanzim ediliyor; hiç kimse herhangi bir mevzuda öngörüde bulunamıyor.

İkincisi, Meclisi anlamsız kılıyor. Herhalde, Meclisin devre dışı bırakıldığı böyle bir demokrasi olmaz. Meclisin açık olması ile kapalı olması arasındaki fark belirsizleşti. Milli irade, ona en çok vurgu yapan parti veya partiler tarafından çöpe atılmış halde. Milyonlarca insanın hayatını ilgilendiren hayati meselelerde bile Meclisin esamesi okunmuyor. Düzenlemeler Mecliste konuşulmuyor; eksik ve hataları Meclis’te ele alınmıyor. Muhalefet yok, tartışma yok, farklı kesimlerin hassasiyetlerini aktaracak mekanizmalar yok. Hazırlayanların dışında (iktidar milletvekilleri de dâhil) hiç kimse hangi konunun nasıl hazırlandığını bilmiyor.

Üçüncüsü, hukuksuzluk sadece bugünü değil geleceği de tehdit ediyor. AK Parti, hukuksuzluğun kapısını açmakla çok kötü bir yola girdi. İleride başka bir iktidar da, bugünkü tatbikatı misal göstererek ülkeyi OHAL KHK’larıyla kendi arzusunca yönetebilir.

Memlekete yapılabilecek en büyük kötülük olağanüstüyü olağanlaştırmaktır, hem bugün hem de yarın için.

Bu yazı Serbestiyet web sitesinde yayınlanmıştır.

Share.

About Author

Comments are closed.