21 Mayıs 2020 – “İstiklâl Savaşı”ndan iktidar arayışına – Ümit Aktaş

0

Devleti kurtarmak

Devleti kurtarma iddiasıyla ortaya çıkıp, batırma noktasına getirdikten sonra yurtdışına kaçan Enver Paşa, 1902 yılında kurmay yüzbaşı olarak orduya katılırken, onunla aynı yaşta olan Gazi M. Kemal, aynı yıl ancak teğmen olarak Harp Akademisi’ne girebilmiştir.

1908 ihtilalinin kahramanı ve çok sıkı bir “ahlâkî anlayış”a (perhizkârlığa) sahip olan Enver, “muhteris” bulduğu M. Kemal’i “ahlâkî zaafları” gerekçesiyle İttihat Terakki yönetiminden hep uzak tutmuştur.

Kemalistlere bakılırsa bu, Enver’in kendisinden çekinmesinden; yani, Ş.Süreyya Aydemir’in deyimiyle, bir “M. Kemal kompleksi”nden kaynaklanır.
 
Ona göre M. Kemal’in örgüt içerisinde yükselememesi, örgüte oldukça geç bir tarihte, 1908 Şubatı’nda katılması ve kendi hamisi durumunda olan Fethi Bey’in Balkan Savaşları sırasında Enver Paşa ile kavga ederek daha sonra M. Kemal’in de gideceği Sofya’ya bir sürgün olarak gönderilmesi gibi nedenlere dayanır.

Zira M. Kemal, daha sonra Cumhuriyet tarihçilerince icat edileceği gibi ne Harp Okulu’nda, ne Meşrutiyetçi Hareket Ordusu’nda, ne Çanakkale Savaşlarında, ne de Birinci Dünya Savaşının bitimi esnasında bulunduğu Suriye’de çok “parlak” bir sima olarak öne çıkmış biri değildir. 

Oysa kendisiyle aynı yaşta olan Enver Paşa, Meşrutiyet kahramanı, Saray’ın damadı, Harbiye Nazırı ve daha sonra İttihat Terakki iktidarının üç önde geleninden biri, hatta fiilî olarak önderidir.

Daha sonra M. Kemal’ce sürdürülecek olan birçok yenilik de, gerçekte Enver Paşa tarafından başlatılmıştır.

O nedenle daha çok M. Kemal’de bir “Enver kompleksi”nden söz edilse yeğdir.

Öyle ki kendi açığını kapatmak için Birinci Dünya savaşı sonrasında o da Saray’a damat olmak ister ve ardından Enver gibi Harbiye Nazırı (ve Başkumandan Vekili) olmak için çaba gösterir.
 
Her iki çabadan da olumlu bir sonuç alamayınca, biraz da gücenik ve öfkeli olarak Anadolu yolunu tutar. Fakat burada da Enver’in hayaleti uzun süre yakasını bırakmaz.

Biraz da bu nedenle bir yandan Sovyetlere yakın bir politika izlerken, bir yandan da İttihatçılar ve komünistlere göz açtırmayacaktır.

Ama bu yönleri, yani adının rastlantısal olarak İttihatçılıkla anılmaması ve Enver’e uzaklığı, paradoksal olarak ona avantaj sağlamış ve Saray çevresinde Anadolu’ya gönderilecek, adı İttihatçılıkla lekelenmemiş, güvenilir bir üst düzey general arandığında, M. Kemal’in adı öne çıkmıştır.

Nisan 1916 yılında tuğgeneral (mirliva) olan M. Kemal, daha sonra 2. ve 7. Ordu komutanlığı yapacaktır.

Vahdeddin‘in henüz veliaht iken Almanya’ya yaptığı bir ziyarette yaverliğini de yapan M. Kemal, Vahdeddin 1918 Temmuz’unda tahta geçince, onun tarafından İstanbul’a çağrılacaktır.

M. Kemal, Ağustos 1918’de Suriye‘deki 2. Ordu Komutanlığı’na atanacak, Eylül 1918’de ise İngiliz saldırısı üzerine geriye çekilerek, orduyu hemen hemen günümüzdeki Suriye sınırında mevzilendirecek, Kasım 1918’de ise Harbiye Nezareti emrine, İstanbul’a alınacak, daha doğrusu iktidar kavgasının yakınında olmak için, mağlup ordusunu Suriye sınırında bırakarak İstanbul’a gidecektir.

Bu sırada Tevfik Paşa kabinesinin güvenoyu alamaması için çaba gösteren M. Kemal bunu başaramayacak ve Vahdeddin’le görüşerek yeni kabinede Harbiye Nazırlığının kendisine verilmesini talep edecektir.

Ancak Vahdeddin, ipleri kendi eline almak için Meclis-i Mebusan’ı feshederek kendisine bağlı bir kabine teşkil edecek ve Damad Ferid’i sadrazamlığa getirecektir.

Yeni kabinede de yer bulamayan M. Kemal, İttihatçılık şaibesi taşımayan üst düzey bir general olarak Karadeniz ve Doğu Anadolu’daki Rumlar, Ermeniler ve Türkler arasındaki çatışmaların engellenmesi, isyanların bastırılması, esasında ise Anadolu’daki direnişin örgütlenmesi için 30 Nisan 1919’da, 9. Ordu Müfettişi olarak atanarak Anadolu’ya gitmekle görevlendirilecektir. 

Kâzım Karabekir‘e göre ise milliyetçi subayların bir bağımsızlık mücadelesi başlatmak için Anadolu’ya geçmeleri fikrini ilk kez ortaya atan ve bunu yine ilk kez eyleme geçirerek 19 Nisan 1919’da Doğu Anadolu’daki orduların komutanı olarak ve öncelikle de millî bağımsızlık hareketinin zeminini hazırlamak ve bir kongre girişimi başlatmak üzere Trabzon’a çıkan kendisidir. 

Görüşlerini daha çok kendi kurduğu Minber gazetesi aracılığıyla açıklayan M. Kemal ise, daha Anadolu’ya geçmeden Daily Mail gazetesi muhabiri G. Ward Price’a şöyle der:

İngilizler, Anadolu’da sorumluluğu üzerlerine almak niyetinde iseler bu sıfatla yardım arz edebileceğim bir makama geçmek isterdim. 1

Yine benzeri amaçlarla İtalyan Yüksek Komiseri Kont Sforza’yla da görüşür. 2 

M. Kemal’in, İzzet Paşa kabinesinde Harbiye Nazırı olmak için gösterdiği çaba da İzzet Paşa’nın istifası ile sonuçsuz kalınca, Anadolu’ya geçmekten başka bir yol kalmaz.

Ama bu, zor da olsa âdeta kendisini iktidara çıkaran kral yolunun döşenmesidir.

Bu sırada Kâzım Karabekir Erzurum’da, A. Fuat Cebesoy Ankara’da, Refet Bele ise kendisiyle birliktedir; Rauf Orbay da ordudaki görevinden istifa ederek Anadolu’ya geçecektir.

M. Kemal 9. Ordu (3. Ordu) Müfettişliği ve olağanüstü yetkilerle gönderildiği Anadolu’da tüm Doğu, Güneydoğu, Karadeniz ve İç Anadolu’daki askeri birliklere komuta etmekle vazifelendirilmiştir.

Anadolu Müfettiş-i Umumisi olarak görevlendirilirken, kendisine verilen resmi talimatta ise, “9. Ordu birlikleri müfettişliğine ait görevler yalnız askerî olmayıp, müfettişliğin kapsadığı bölge dahilinde aynı zamanda mülkîdir…” denmekte; özellikle iç güvenliğin sağlanması, iç isyanların bastırılması, yasal olmayan komitelerin lağvedilmesi ve subayların atanması gibi sorumluluk, yetki ve görevler de verilmektedir.

Vahdeddin’le vedalaşması sırasında ise Vahdeddin kendisine şunları söyleyecektir:

Paşa, Paşa; şimdiye kadar devlete birçok hizmetler ettin. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa! Devleti kurtarabilirsin… 3


Padişah, M. Kemal’e yüklü bir para yardımı yapar ve bir Hatt-ı Hümayun (bizzat kendi yazdığı görevlendirme emri) verir.

M. Kemal ise, Padişah’ın bu görevlendirmesini, İtilafçılar lehine direnişleri bastırmak olarak yorumlar.

Ama son tahlilde M. Kemal, ismi “İttihatçılık”la lekelenmemiş, Padişah tarafından olduğu kadar Genelkurmay tarafından da onay görmüş, beri yandan gidişine bir engel çıkarılmadığına göre, İngilizler tarafından da benimsenmiş bir isimdir. 4

Bunun da ötesinde, Ordu’daki üst düzey birçok isim de onunla beraber Anadolu’ya geçtiğine göre, bu görevlendirmenin sıradan bir teftiş görevlendirmesi olmadığı oldukça açıktır. 

M. Kemal Anadolu’ya 22 kişilik askerî kurmay heyeti ve 25 kişilik emir erinden oluşan kalabalık bir maiyetle ve kendisine tahsis edilen Bandırma vapuru ile gider. 
 
Bu ise daha sonra resmî tarihin M. Kemal’i efsaneleştirme ve bir kurtuluş efsanesi yaratma çabalarında zikredildiği gibi pusulasız bir vapur değildir ve bu yolculuk da Padişah’ın talimatı ve İngilizlerin izniyle gerçekleştirilmiştir. 

İngilizler ise bir yandan Osmanlı hilafet merkezini boşaltmaya çalışırken, öte yandan “Türklerin içişlerine karışmama, M. Kemal’e karşı bulunmama” 6 kararı alırlar.

Zira İngiliz çıkarları açısından en önemli sorun, etkinliği Hindistan’dan Ortadoğu petrol bölgelerine değin yaygın ve İngiliz sömürgeciliğini baltalayabilecek olan hilafetin varlığı ve bunun ortadan kaldırılabilmesidir.

Öte yandan savaşın sonuçları genel olarak monarşilerin yıkılarak burjuva cumhuriyetlerine geçme yönündedir.

İngilizler ise bunun sağlanması için kendi askerî güçlerini kullanmak niyetinde değildirler; mücadelenin sonucunu bekleyerek tercihlerini o yönde kullanmakla yetineceklerdir.

Ocak 1919’da İngiltere savaş bakanı olan Winston Churchill, Türklere karşı daha ılımlıdır.

Zira “İstanbul’un dost bir Türk devletinin başkenti olmasıyla Anadolu’nun ve Doğu Akdeniz’in kontrolünü sağlamak daha kolay olacak… Türkiye ile Hindistan Müslümanları arasındaki güçlü tarihsel ve kültürel bağlardan dolayı, başkentlerinin Türklerin elinden alınması Hindistan’da ters tepkilere yol açacak… İstanbul’un itilaf kuvvetlerince işgâli Türkleri İngilizlere karşı Bolşeviklerle stratejik bir işbirliğine sürükleyebilecektir.”  7

Buradaki temel İngiliz stratejisi, Avrupa’dan Hindistan’a dek uzanacak olan bir Sovyet karşıtı blok oluşturmaktır.

Bu temel strateji doğrultusunda Kafkasları, Sovyet nüfuzuna terk edecek olan İngilizler, tahkimatlarını AnadoluIrak ve İran üzerinde yapacaklardır.

Kemal Tahir‘e göre ise, M. Kemal’in Anadolu’ya gönderilmesindeki bir başka etken, Anadolu’nun Sovyet desteğiyle o sırada Rusya’da olan Enver Paşa’nın eline geçmesini engellemektir.

İngilizler, Kafkasları Ruslara terk ederken, Anadolu üzerindeki inisiyatifi ellerinde tutmuşlardır.

M. Kemal’in Anadolu’ya gönderilmesi ise Sadrazam Damad Ferid Paşa’nın İngilizlerle istişaresi sonucu kararlaştırılmıştır.

İngiliz yazar Robert Dunn ise, M. Kemal’i Anadolu’ya İngilizlerin gönderdiğini yazmaktadır.

İngilizler ve Damad Ferid M. Kemal’den, Bolşeviklerin “Sovyet”lerinden esinlenerek şura lafları eden Doğu’daki örgütlenmelere son vermesini istemektedir… 8

Mayıs sonlarında toplanan saltanat şurasında ise, millî bir şura toplanması ve Kuvay-ı Milliye’ye yardım kararı alınır. 9

Mustafa Kemal, işte bu koşullarda, 3. Ordu (9. Ordu) Müfettişi olarak, Kemalistlere göre İstanbul’dan uzaklaştırılmak ve hatta Anadolu direnişini bastırmak amacıyla, ama gerçekte Anadolu direnişinde etkin bir rol almak ve hatta direnişi örgütlemek üzere Anadolu’ya gönderilecektir.

19 Mayıs 1919 tarihinde ve kalabalık bir maiyetle Samsun‘a vardığında ise, bir Osmanlı Paşa’sı ve “resmî görevli olması” 10 hasebiyle sıcak bir şekilde karşılanır.
 
Bu tarih, daha sonra İstiklâl Savaşı’nın başlangıç günü olarak kabul edilecektir. Ama gerçekte İstiklâl Savaşı çoktan başlamıştır.

Ege’de Yunanlılara, güneyde Fransızlara, doğuda ise Ermenilere karşı savaş verilmekte; İstanbul ve çevresinden Anadolu direnişine gizlice silah sevkiyatı yapılmaktadır.

Samsun’a çıkış

M. Kemal’in mücadelesini anlattığı Nutuk şu cümle ile başlar:

1919 yılı Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım.

Bu cümledeki “çıktım” ifadesi bile olaylara bakıştaki benmerkezciliği ortaya koymaktadır.

Samsun’dan İç Anadolu’ya hareket eden M. Kemal’i, 13 Haziran’da vardığı Amasya’da karşılayan heyetin başında, şehrin müftüsü vardır.
 
Bayezid Camii’nin imamı yaptığı konuşmada halkı harekete geçmeye çağırır ve biriktirmiş olduğu 5 altını da Millî Mücadele’ye bağışlar.

Müftü ise Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin başına geçer. 21-22 Haziran’da halkı direnişe çağıran ve direnişin örgütlenmesi için Sivas’ta bir kongre toplanmasını öneren bir tamim yayınlanır.

Anadolu’da bulunan önemli komutanlarla; Refet, Ali Fuat ve Rauf Beylerle yapılan toplantıda direniş kararı alınırken, bu karar telgrafla Kâzım Karabekir ve Cafer Tayyar’a da onaylatılacaktır. 

23 Haziran’da ise İstanbul hükümeti M. Kemal’i İtilaf Devletlerinin baskısı üzerine geriye çağırır.

Bunu kabul etmeyen M. Kemal yönetimi de zor duruma düşürmemek için istifa eder.

İstifasını bildirdiği telgrafta, Padişah’ın ve Hükûmetin içinde bulunduğu zor durumu bildiğini, bunu daha da ağırlaştırmamak için askerlikten istifa ettiğini, ancak hayatının sonuna kadar saltanat ve hilafet makamına bağlı kalacağını vurgular.

Padişah da M. Kemal’e cevabî telgrafında, şayet İstanbul’a gelmekten çekiniyorsa, Anadolu’da dilediği bir yerde kalabileceğini söyler. 11
 
Erzurum’da Kolordu Komutanı olan Kâzım Karabekir ise, Erzurum Kongresi esnasında Harbiye Nazırının M. Kemal’i tutuklama emrine (30 Temmuz) karşı, bu oldukça kritik durumda, “Ben ve kolordum hepimiz buyruğundayız” diyerek M. Kemal’i destek kararı alır ve Anadolu direnişi fiilen başlamış olur. 12

Oysa Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa, 21 Haziran 1919 tarihli talimatıyla Kâzım Karabekir’i, M. Kemal’in yerine vekâleten 3. Ordu müfettişliğine tayin etmiştir.

(Aslında Karabekir de, M. Kemal’le aynı rütbededir, yani tuğgeneraldir; ama M. Kemal’in kıdemi daha fazladır.)

Kâzım Karabekir bunu kabul etmediği gibi, Erzurum Kongresi’ni de himaye eder. Kongreye katılmaları istenmeyen M. Kemal ve Rauf Orbay’ı kongreye dahil eder. 13 

M. Kemal’in yaveri Kâzım Dirik’in görevinden ayrılmasına rağmen, Kâzım Karabekir vermiş olduğu söze binaen M. Kemal’e itaatini sürdüreceğini belirterek bu en kritik anında M. Kemal’i yalnız bırakmadığı gibi, bir anlamda kendisine sunulan bir liderlik fırsatını ve şansını da geriye çevirir.

Bu ân, M. Kemal’in hayatının ve liderlik kavgasının en kritik ânıdır ve Kâzım Karabekir’in tavrı ve tercihi sonucu belirleyecektir.

Ancak Saray’la Anadolu arasındaki bu restleşmeler, en azından şimdilik “danışıklı dövüştür” ve İstanbul’la Anadolu arasındaki bağlar sürmektedir.

23 Temmuz’da başlayan Erzurum Kongresi oybirliğiyle M. Kemal’i başkanlığa getirir.
 
Kongrede eşraftan 17, ulemadan 6 kişi bulunurken, 14 bürokrat, 3 mebus, 2 general olmak üzere toplam 42 (veya 56) kişi vardır.

Kongre’de düşman işgâline karşı örgütlenme ve şayet hükümet bu görevi üstlenmezse geçici bir hükümet kurma kararı alınırken, Sivas Kongresi için de hazırlıklar yapılır.

Hürriyet ve İtilafçılar kongrenin düzenlenmesinde etkili oldukları için, adem-i merkeziyetçi ve merkeziyetçi ayırım ve çatışması kongrenin başlıca mevzusu olur.

Nutuk‘a göre Sivas valisi M. Kemal’e bir telgraf çekerek, Fransız Binbaşı Mösyö Brunot’nun, şayet Sivas’ta toplanacak heyet mensupları İtilaf Devletleri aleyhinde tahrikâtta bulunmaz ve onlar hakkında mütecavizane lisan kullanmazlarsa, kongrenin toplanmasında bir sakınca görmediklerini ve General Frachet D’Esperey’e müracaat edilerek M. Kemal hakkındaki tutuklama emrinin geri aldırılabileceğini söyler.

Erzurum Kongresi esnasında Erzurum’a gelen İngiliz istihbarat subayı Rawlinson da M. Kemal ve K. Karabekir ile görüşür. Amaç ise ulusçu liderlerle temas kurmak ve Bolşevik yayılmasını engellemektir.

Rawlinson, daha sonra İstanbul’da tutuklanan ulusçulara karşılık olarak tutuklanacaktır. 14


Sivas Kongresi ve manda tartışması 

4-11 Eylül tarihlerinde toplanan Sivas Kongresi ise, belki bir ölçüde de Saray’ın menfî tutumu ve halkın güvensizliği nedeniyle beklenen ilgiyi görmeyecektir.

120 kişinin dâvet edildiği kongrede yalnızca 38 kişi vardır. 15 Bunların 12’si ise M. Kemal’in silah arkadaşları olan subaylardır.
 
M. Kemal’in milliyetçi savaşımı sürdüreceği kadrosu; Fransızca bilen, Fransız kültürüyle yetişmiş ve Fransız Devrimi’nden etkilenmiş, İttihat Terakki’nin ön safının arkasında kalmış olan, ama ve belki de konjonktürel şartlar nedeniyle daha radikal bir kadro.

Erzurum Kongresi’nin başlıca mevzuu işgâlci ülkelere karşı direniş iken; Sivas Kongresi’nin temel tartışma konusu “ABD manda”sıdır ve manda fikri benimsenerek ABD‘ye bildirilir.

Ancak olumlu bir cevap alınamaz. Zira ABD yönetimi kendisini henüz İngilizlerin yerini alacak bir güçte hissetmemektedir.

Emperyalist vesayet İngilizlerin yetkisinde bulunmaktadır; İngilizler ise şimdilik Saray’la flört etmektedir.

Sivas Kongresi’nin ilk üç günüyle ilgili olarak M. Kemal, Nutuk’ta şunları söyler:

İttihatçı olmadığımızı teyit için, yemin etmek lüzumuyla ve yemin etme formülü hazırlamakla; Padişah’a ariza yazmakla ve Kongrenin küşadı münasebetiyle gelen telgraflara cevap vermekle; bilhassa Kongre siyasetle iştigâl edecek mi, etmeyecek mi zemininin münakaşasıyla geçti. İçinde bulunulan mücadele ve faaliyet, siyasetten başka bir şey değilken bu son zemini münakaşa şâyanı hayret değil midir?


Görüldüğü ve M. Kemal’in de hayretle karşıladığı gibi Osmanlı halkı ve hatta ileri gelenleri, siyasetle uğraşma hususunda son derece tedirgindirler.

Ama ne yazık ki bu tedirginlik M. Kemal’den sonra da devam edecektir.

M. Kemal, kendi iktidar kavgasında olumsuz bir işlev gören bu siyasetle uğraşma tedirginliğinden, daha sonra, kendi iktidarı döneminde oldukça yararlanacak ve bu tedirginliği daha da pekiştirecektir.

Nutuk’a göre, Halide Edip, Kongre’ye çektiği bir telgrafta, ABD mandası fikrini savunarak şunları söyler:

Amerika’nın idare makinesi (!) 16, dinsiz ve milliyetsizdir. O çok âhenktar, muhtelif cins ve mezhepte adamları, çok imtizaçlı bir surette bir arada tutmanın usûlünü biliyor.


Manda fikri kongre kararlarının 7’nci maddesinde yer almaktadır:

Milletimiz, asrî gayeleri tebcil ve fennî, sınaî ve iktisadî hal ve ihtiyacımızı takdir eder. Binaenaleyh devlet ve milletimizin dahilî ve haricî istiklâli ve vatanımızın tamamiyeti mahfuz kalmak şartıyla altıncı maddede musarrah hudud dahilinde milliyet esaslarına riayetkâr ve memleketimize karşı istila emeli beslemeyen herhangi devletin, fennî, sınaî, iktisadî muavenetini memnuniyetle karşılarız ve bu şeraiti adile ve insaniyeti muhtevî bir sulhun da acilen takarrürü selâmeti beşer ve sükûnu âlem namına ehassı âmili milliyetimizdir.


19 Eylül 1919’da M. Kemal’in 15. Kolordu Komutanı Kâzım Paşa’ya yazdığı telgrafta ise şöyle denmektedir:

Yalnız Amerikan senatosuna yazılan ve malumunuz olan bir mektuba kongre kararıyla beş kişi vaz’ı imza etmiştir ki bu meyanda bendenizin de imzası vardır. 


Sivas’a gelen Amerikan, Fransız ve İngiliz temsilcileriyle ciddi temaslar yapıldığı da Nutuk’ta yer alır.

Fransız temsilcileri ve ABD tahkik heyeti reisi General Harbord ile Sivas’ta görüşüldüğü, bu görüşmede hareketi milliyenin meşruiyeti ve lüzumu, İstanbul hükümetinin zayıf ve gayrı meşru olduğu, amaçlarının haklılığı ve muhatap olarak kabul edilmekten başka çare olmadığından söz edilir.

Yine de Sivas’ta bir ABD’li gözlemci (gazeteci) bulunur ve ABD, manda koşullarını incelemek için İstanbul’a bir heyet gönderir.

Heyet ise Osmanlı’yı İstanbul, Anadolu ve Ermenistan olmak üzere üçe ayırarak, ABD mandasının uygulanabileceğini rapor edecek; ne var ki bu rapor ABD yönetimi tarafından tasvip edilmeyecektir. 17

Manda rejimi ise, Osmanlı‘dan ayrılan Arap ülkelerinde uygulanmış, Suriye ve Lübnan üzerindeki Fransız mandası İkinci Dünya Savaşı akabinde sona ererken, Irak‘taki İngiliz mandası 1931’de, Ürdün‘deki İngiliz mandası 1946’da sona erecek; Filistin ise 1947’de Birleşmiş Milletler kararıyla ikiye bölünerek, bir kısmı üzerinde İsrail devleti kurulacaktır.

ABD mandası fikri Rauf ve Refet Beyler, İstanbul’dan gelen Kara Vasıf, Bekir Sami, İ. Fazıl Paşa, İsmail Hami isimler tarafından savunulurken, bu fikre karşı çıkan yalnızca Erzurum temsilcisi Hoca Raif Efendi ve Bursa temsilcisi Ahmet Nuri Bey’dir.

Manda yanlısı Hami Bey ise itirazlara cevap olarak şöyle der:

İstanbul’da İzzet Paşa ile konuştuğunu ve Paşa’nın Amerika heyeti ile görüşmüş olup kendisine, şayet manda kabul edilirse ABD’nin Türkiye’ye yardımcı olacağının söylendiğini ve bunu Sivas Kongresi’nde anlatmamı söyledi.


Canik mutasarrıfı Hamit Bey ise, İngiliz subayı Perring’e başvurarak İngiliz mandası talep edecektir.

Aynı amaçla Samsun’da da bir heyet İngilizlere başvurunca, İngilizler bunu M. Kemal’in bir girişimi olarak yorumlayacak ve M. Kemal’in doğrudan müracaatını önereceklerdir. 18

ABD tarafından Sivas’a, tümgeneral James G. Harbord başkanlığında bir heyet gönderilecek ve heyet M. Kemal’le görüşecektir.

M. Kemal, bu görüşmede bağımsızlık talebinde bulunduğunu söylerken; Harbord, yapılan görüşmede Osmanlı Devleti’nin bütünlüğünün tercihen bir ABD mandası altında korunması talebinde bulunulduğunu söyleyecektir.

Nutuk’ta Atatürk, Kongre’nin ABD senatosuna yazılmasını kararlaştırdığı manda kararına önem vermediğini ve gönderilip gönderilmediğini hatırlamadığını söylüyorsa da, “mektubun yazıldığını, başta M. Kemal olmak üzere imzalandığını (9.9.1919), yerine ulaştırılmak üzere Brown’a verildiğini ve onun da bu görevi yerine getirdiğini biliyoruz.” 19

Kâzım Karabekir de kendi anılarında manda ile ilgili Kongre kararını teyit eder ve ABD Kongresine çekilen telgraf ve eklerinin ABD Kongre zabıtlarındaki tarih ve sayılarını verir. 20

U. İğdemir de, şayet M. Kemal ve arkadaşları isteseydi Kongre’den manda kararının çıkarılamayacağını söylemektedir. 21

Nişanyan’a göre ise, ABD’ye gönderilen manda talebinin ABD senatosuna sunulmasına gerek görülmemiştir. 22

İlber Ortaylı ise, Sivas’ta da Erzurum’da olduğu gibi, “manda ve himaye kati suretle reddedildi” 23 demektedir.

Sivas Kongresi, Damad Ferid’in talimatıyla, Elazığ valisi Ali Galip tarafından sabote edilmek istendiyse de, bu girişim M. Kemal’in çabaları sonucunda önlenmiştir.

K. Karabekir’e göre bu meseleyi şahsîleştiren M. Kemal’in, daha Erzurum Kongresi sırasında Ali Galip’in öldürtülmesine yönelik bir girişimi kendisi tarafından engellenmiştir. 24

Karabekir’e göre M. Kemal, her ne kadar Ali Galip’e yönelik tepkisinde haklı olsa da, bu tip emrivakîlerle adım adım diktatörlüğe doğru gitmektedir. 25
 
Yine Kâzım Karabekir, Sivas Kongresi sırasında, M. Kemal’i tutuklamak amacıyla Samsun’a gelen Fevzi Çakmak‘a yönelik benzeri bir suikast girişimini de kendisinin önlediğini, Fevzi Çakmak’ın da yine kendisi tarafından ikna edilerek bu tutuklama kararından vazgeçirildiğini iddia etmektedir.

Fevzi Çakmak ise Karabekir’i, M. Kemal’e güvenilemeyeceğini, eline geçen ilk fırsatta kendisini de ortadan kaldırmaya çalışacağını söyleyerek uyarır. 26

Nitekim bu uyarısı, “İzmir suikastı” davası sırasında nerdeyse gerçekleşecektir.

Karabekir (ve diğer muhalif Paşalar), hiçbir ilgileri olmayan bu mesele nedeniyle idamla yargılanırlar ve siyasî hayattan tasfiye olunurlar ki bu da bir tür manevî idamdır.

Ne diyelim:

Kurtlukta düşeni yemek kanundur.

1. Lord Kinross, Atatürk, Altın Kitaplar Y. s. 179
2. Lord Kinross, age. s. 179
3. Ş. Süreyya Aydemir, Tek Adam, Remzi Kitabevi, c. 1, s. 408.
4. Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni, s. 202
5. D. Mehmet Doğan, Darbeler Müdahaleler, Rehber Y. s. 37; http://www.hurriyet.com.tr/iste-19-mayis-gercegi-bandirma-vapuru-nda-tam-48-kisi-vardi- (Murat Bardakçı).
6. D. Mehmet Doğan, age. s. 39, 85
7. Bülent Gökay, Bolşevizm ile Emperyalizm Arasındaki Türkiye TVYY, s. 52, 53
8. Aydemir, age. c. 1, s. 405
9. Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, Cem Y. s. 327

10. İlber Ortaylı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Kronik y. s. 167
11. Ahmet Mumcu, Tarih Açısından, Türk Devriminin Temelleri ve Gelişimi, İnkılap Kitabevi, s. 39
12. Age. s. 40
13. Kâzım Karabekir, Paşaların Hesaplaşması, Emre Y. s. 52, 53
14. Gökay, age. s. 98, 99
15. Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, s. 513

16. (!) işareti, siyasal sistemi bir “makine”ye benzeten Osmanlı aydınının bakış açısına dikkat çekmek için tarafımca konulmuştur
17. General Charles H. Sherill, Mustafa Kemal’in Bana Anlattıkları, Örgün Y. s. 93
18. Akşin, age. s. 522, 523
19. Akşin, M. Erol’a atfen, age. s. 533
20. Karabekir, age, s.58
21. Akşin, age, s.530
22. Sevan Nişanyan, Yanlış Cumhuriyet, s. 485
23. İlber Ortaylı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Kronik y. s. 171
24. Kâzım Karabekir, Paşaların Hesaplaşması, s. 56, 57
25. Akşin, age. s. 563
26. Kâzım Karabekir, age, s. 65

(Independent Türkçe)

Share.

About Author

Comments are closed.