22 Kasım 2018 – Osman Kavala’dan gizli örgüt lideri çıkmaz!

0

Atilla Aytemur

İki yıla yaklaşmasına karşın iddianamesi bile ortalarda olmayan Osman Kavala “Davası” balon gibi şişirilmiş operasyonlarla yeni yeni inşa edilmeye ve büyütülmeye çalışıyor.

Yapılan iş, demokrasi, adalet ve yargı adına tam bir felaket, ülke adına utanç.

Çağırsalar tereddütsüz ifade vermeye gelebilecek Türkiye’nin yüz akı insanlarını sabahın köründe evlerinden polisiye operasyonlarla toparlanıyor; olay medyaya gelenek ve hukuk usulü dışında ve zırva ötesi iddialarla yüklü basın açıklamasıyla servis ediliyor.

Ama gördüğüm kadarıyla vicdan sahibi kalemler, hatta çok sınırlı da olsa iktidar medyası içinden yazarlar, bu inandırıcılığı sıfır, hukuksuz ve hoyrat tavır karşısında susmadılar.

Ne finansörmüş ama!

Barışsever iş insanı Osman Kavala’dan “Gezi Olayları’nın finansörü ve gizli beyni”  ve şirket yöneticileri, çalışanları ve danışmanları  “hiyerarşik ilişki içerisindeki gizli örgüt ” çıkarmaya çalışmak hangi ve nasıl bir kafanın ürünü?!

Burada adalet, demokrasi, insan hakları ve hakkaniyet gibi değerlerin olmadığı, basbayağı bir siyasal sindirme davasının söz konusu olduğu görülüyor.

AK Parti’nin son grup toplantısında söylenenlere bakılırsa, 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri sonuçlanıncaya değin, seçmenleri bu minvalde yapılacak siyasal propagandayla koşullandırmaktan yarar umuyor ve toplumu daha da kutuplaştırmak istiyor. Seçmenler alıştılar ve buna şerbetliler.

Ama daha önemlisi, muhalefeti, özellikle de herhangi bir siyasal güçle doğrudan bağı olmayan ve sivil girişimler etrafında harekete geçen seçmen türünü baskı altına almayı ve sindirmeyi amaçlıyor.

Vahap Coşkun ve Yıldıray Oğur, Serbestiyet’te de yayınlanan yazılarında bu hususlara etraflıca değiniyorlardı.

Peki, bu girişimin akıbeti ne olur, derseniz, hiçbir numara çıkmaz ve tersine iktidarın ayağına dolanır.

İktidar ikinci fiyaskoya hazırlanmalı

İktidar kendini, Büyükada büyük fiyaskosunun üzerinden henüz birkaç ay bile geçmeden ikinci bir yargı ve adalet fiyaskosuna hazırlıyor.

Bir iktidar kendini sürekli açmazlara sürükleten ve duvarlara toslatan böylesi operasyonlara neden sık sık tevessül eder, diye sorduğumda, aklıma yasama-yürütme ve yargı dengesinin bozulduğu, iplerin tek elde toplanıp, dünyada pek itibar görmeyen demokrasi dışına doğru kaymakta olan otoriter rejimlerin bulunduğu ülke örnekleri geliyor.

Her şeyi zapt-u rapt altına almak, hak hukuk diyeni susturmak, medyayı dümdüz etmek, hepsi bu.

Osman Kavala’nın tutuklanmasını hakkında epey önce yazmıştım. Gezi’ye kışla projesinin durdurulması, Park’ın  park olarak ihyası için Hükümetle direnişçileri temsilen bir heyetin bir araya gelerek görüşme yapması, sürecin demokrasi dışı yöntemlere daha fazla savrulmaması, can kaybı olmaması için gösterdiği ısrarlı ve samimi çabaya dair tanıklığımı kamuoyuyla paylaşmıştım (Serbestiyet, “Gezi Olayları ve Kavala Hakkında bir tanıklık”, 01.11.2017).

Bir rahatsızlık nedeniyle bir süredir hastanede yatıyordum o yüzden konuyu bu kez biraz geriden değerlendirmek durumunda kaldım.

Ama görüyorum ki, iddianamesi hazırlanmayan davayı iktidar eliyle köpürtme operasyonu her şeyin üzerine tüy dikti.

Öyle ki, sayısız konuda yıllardır iktidarı tereddütsüz destekleyen gazeteci –yazar Nagehan Alçı dahi, olan bitene dayanamayıp, “Yapmayın, bu insanları imalat suçlarla yargılamayın “diye yazıyor.

Yazıyı, o dönemde tepki sergileyen toplumsal dinamikleri bir kez daha hatırlatarak noktalamak istiyorum.

Kavala’nın liderliği ve Gezi’deki partiler

Gezi Olayları’nın çeşitli merhalelerinde milliyetçisinden en soluna, büyüğünden küçüğüne, parlamentoda milletvekili bulunanından bir avuç üyesi olana kadar çok sayıda parti Gezi’nin park olarak kalmasını savundu. Bununla da sınırlı kalmadı ve olayların görüşmeler yoluyla barışçı bir çözüme ulaştırılması görüşünün yanında yer aldı. Muhalifler ve mağdurlar onu dost bildi, gizli liderleri filan değil.

Bu partiler Türkiye ölçeğinde örgütleri bulunan, sendika ve meslek odalarında taraftarları olan dinamik örgütlerdi. Taksim Dayanışma’da bir araya gelip genel bir hatta buluşsalar bile, kendi sıkı karar mercileri vardı. Sağı bilmem ama solda bir partinin bir şirket ve sahibinin dümen suyunda yürümesi görülmüş şey mi?

Şimdi kalkıp, Osman Kavala’nın liderliği ve Anadolu Kültür AŞ’nin organizasyonuyla bu parti örgütlerinin günler ve haftalar boyu sokakta kalmaya devam edeceğini ileri sürmek, Türkiye’de parti denen yapıyı azıcık tanıyanın ileri sürebileceği bir şey değildir.

Bütün muhalif partilerin o eylemlerle perde gerisindeki lideri Osman Kavala olacak ve o istiyor diye bu örgütler eylemleri yayacak ve süresini uzatacak, öyle mi? Güldürmeyin insanları kendinize!..

Odalar ve Sendikalar bu liderliğe nasıl bakardı?

Gelelim sendikalar, meslek odaları, vakıflar, kültür dernekleri, semt dernekleri, Çarşı benzeri spor klüpleri, gençlik örgütleri, platformlar, vb gibi yapıların Osman Kavala’nın finansal ve siyasal liderliği ile Anadolu Kültür AŞ’nin organizatörlüğüne ‘nasıl bakarlardı’ sorusuna.

Yahu, bunların çoğu ülke hak mücadeleleri tarihinin son derece önemli aktörü olan kuruluşlar. Bir şirket ve sahibinin yönlendirmesi altında kitlesel motivasyona gidebileceklerinin sanıyorsanız, vay sizi ciddiye alanların haline!

DİSK, KESK, TMMOB, gibi büyük kuruluşlardan söz ediyoruz.  Bunlar yemeyip içmeyip, “Osman Kavala bunu bunu yapın dedi, biraz da para verdi, o halde hadi eylemleri Türkiye’ye yayalım ve süresini uzatalım” mı diyeceklerdi?   Yapmayın mantık liselerden kalktı, tamam ama sözü aklın terazisinden geçirmek de mi yok!

Taksim Dayanışma’nın gizli şefi yoksa Kavala mıydı?

Gezi’de bir platformun adı çok duyuldu. Gezi direnişi denilen 21 günlük eylemler sürecinin bir tür müzakere ve koordinasyon platformu olan Taksim Dayanışma. Bunda sendikalardan temsilciler de yer alıyordu ama ağırlığını ve esasını oda temsilcileri oluşturuyordu. Sözcülük de onların üzerindeydi.

Taksim Dayanışma’da yer alanların Kavala’nın liderliği ve Anadolu Kültür AŞ’nin organizatörlüğünde koştura koştura bu işi genişleteceği ve bütün ülkeye yayacağı varsayımı, saçma olanı düşünüp doğruyu bulma egzersizi bile sayılamaz.

Yarı resmi ve on binlerce üyesi bulunan devasa yapıların zengin ve muhalif bir kişinin ve şirketinin rotasında hareket edebileceği, nedense bizim savcıların ve muktedirlerimizin dışında kimsenin aklına gelmiyor.

Belli ki, ne Osman Kavala’yı ne de adı geçen sayın akademisyenleri ve diğer ilgilileri doğru dürüst tanıdıkları filan yok. Hani halk arasında işkembeden atmak diye bir deyim, sallıyorlar gidiyor. Bir nevi sallama adalet ve yargı uygulaması.

Taksim Dayanışma’da platformu adına süreçte rol aldığı ileri sürülenler hakkında ise zaten davalar açıldı; yargılandılar ve yanlış hatırlamıyorsam hemen hepsi beraat etti.

Biraz ciddiyet, biraz adalet, biraz demokrasi; gerisi hikaye!

Osman Kavala’nın katılımcısı olduğu Taksim Platformu ise akademisyen, meslek sahibi, yeşil, çevre ve ekoloji duyarlılığı yüksek bireylerin ara sıra bir araya geldiği, dört dörtlük yerel bir oluşumdu.

Gezi Parkı korunsun; şiddet olmasın, can yanmasın, yerel talepler ”İktidar gitsin” gibi makro taleplere kurban edilmesin, diye çaba gösteren kimi insanlar burada kümeleniyordu.

Sorumlu, barışsever, meşruiyetçi bir yurttaştan, kültür alanında ülke için iyi işler yapıp aynı zamanda para da kazandıran şirketten, yakın siyasi tarihimizin gördüğü en büyük kitlesel eylem sürecinin karanlık yüzlü lideri ve organizasyonu çıkarmak, bir film senaryosu olsa bile fazla olurdu.

Share.

About Author

Comments are closed.