22 Mayıs 2019 – Melek Kayıtları – Yıldız Ramazanoğlu

0

Bazı şehirler insana içi içine sığmayacak bir sevinç veriyor. Dublin ve Belfast öyle benim için. Avrupa’dan ayrı tutulması gereken yanları var İrlanda halkının. Yaşadıkları ayrımcılık acıları onları her türlü acıya ve başka olanın ahvaline aşina ve duyarlı hale getirmiş. Deneyimli katılımcılarla çatışma çözümlerini konuşmak üzere yaptığımız bir ziyarette yolda yanımda Abdullah Harmancı’nın Melek Kayıtları kitabı vardı. Yazarın hikayelerini ilk kitabı Muhteris’in yayınlanmasından beri takip ediyorum. Yolda biraz okuyor sonra arasına kurumuş manolya yaprağından bir ayraç koyup dışarıdaki akışı seyrediyordum. Her yol, bir kaderle çantaya atılmış kitaplara okuma hikayeleri ekler. Arasına konmuş uzak diyarların çiçekleri, yaprakları, müze ve metro biletleri, içine düşülen notlar, altı çizili satırlar.  

***

Şimdilerde son kitabı Behçet Bey Neden Gülümsedi? Gündemde olsa da benim anılarım 2016’da yayınlanan Melek Kayıtları’yla ilgili. Yazar dili zengin bir kelime-deyim yelpazesi açarak kullanabiliyor ve farklı biçim arayışlarını sahiciliğine ket vurmadan sürdürebiliyor. Algılanan dünyanın ötesine geçen, algılanamayanları da nazara veren bilinçaltı ağırlıklı bir hikaye evreni var.  

Kitaptaki Ritm Bozukluğu hikayesi misal. Ortalama bir Müslümanın yenilgiler içinden kanatlanma arzusuna, sürekli yeniden başlamanın mahcubiyeti içinden yükselen iç alemimize işarete diyor. “Kendi içimde kaybolup gideyim. Çantamda pusulalı bir seccadem olsun. Elimde bir meali şerif. Günahlarım unutulmuş. Yağmurlu bir havada bilmediğim şehirlere doğru yolculuklara çıkayım.”  

Bu arada toplantılardan arta kalan serbest zamanımızda Dublin’i gezmek üzere dağılıyoruz, genelde ilkin tarihi bir şatoya yöneliyor arkadaşlarımız fakat bir de büyük şair William Butler Yeats’in sergisi var parlamento binasının bitişiğinde.  Parlamentonun önünde Arakanlı kardeşlerimiz yaşadıkları mezalime dikkat çekmek için gösteri yapıyor. Hemen tutuyorum pankartların ucundan gösteri o kadar hayati ki, Yeats bekleyebilir. Bir şair için hazırlanmış daha güzel bir sergi görmedim. Fotoğraf, resim, kaligrafi, enstalasyon, video, müzik ve bütün sanatlar iç içe olağanüstü bir özen ve incelikle bir kurgu içinde kullanılmış. Eşikten adımını atan kişi şairin halesinin, yaşadığı dönemin, insanlığın ve şiirin evrenine öyle dalıyor ki bütün gün kalamamak büyük ukte. Çıkışta bir kafede vazo kadar büyük bir fincanda gelen kahveyi içerken Harmancı’nın Ritm hikayesi şiirlenerek devam ediyor. “Yapılması gerekenler. Yapılmaması gerekenler. Verilecek sadakalar. Hepsi için cetveller hazırladım. Teheccüt cetveli. Hadis ezberleme cetveli. Ayet tefsir fıkıh cetveli. Selam cetveli. Yardımlaşma cetveli. Sosyal medya kullanım süresi cetveli. Kurallar koydum. Kararlar aldım. Yeminler ettim. Bütün kıyamlarım. Bütün cetvellerim. Bütün planlarım tavsadı. Olmadı. Yapamadım. Hayatım boyunca aldığım bütün kararları bozdum. Bütün kuralları çiğnedim. Sonra yeniden sıvadım kollarımı. Her bahar doğruldum.” 

Belfast’a doğru yola çıktığımızda kitabın içinden ilkokula başlayan küçük bir çocuğun yazdığı ilk hikaye çıktı. Atıvermişim en emniyetli yere, sayfaların arasına. Dinozor çok yalnızdı ondan önce kimse yoktu, çok sıkıldı öldü diyen kıpkısa bir hikaye. Melek Kayıtları güzel bir kitap ismi, sağ ve sol omuz sakinleri, biraz sevinç, biraz endişe, çokça hüzün imliyor. İnsanlığın ağır bir imtihandan geçtiği şimdide kurtuluş iddialarının bütün sahipleri tutarsızlıklar içinde. Bu dünyada derdi meselesi olan bir yazarın çıkıp sanat ve estetikten hiç geri adım atmadan elini taşın altına koyması değerli.   

***

Kitap kapanıp çantaya atılıyor tekrar. Çok kısa bir süre sonra Bingöl uçağında yine dizlerimin üstünde. Şehir karlarla kaplı. Elazığ havaalanına inip meşakkatle şehre doğru yola çıkıyoruz. Gece yatmadan dışarıdaki diz boyu karın içinde yürümeye çalışanlara, kara batmış arabalara ve karşıdaki dağlara bakarak Melek Kayıtları hikayesini okudum. Dünyanın başka ülkelerini, şehirlerini, kasabalarını, kıyılarını özlemeyen bir öğretmen vardı. Özlediği başka bir iklim, alem, şehir, ada ve belki de bu dünyada olmayan bir rüya. Sonra yazar gelecek hikayelerinin teminatı olan, yıllar önce yazılmış kısacık hikayelerini son bölümde toplamış, Kanatsız Kapılar bölümünde. Pim hikayesi bütün kısaların açıklaması olabilir. “Size bir şey diyeceğim. Bütün hücrelerimden geçerek. Merdivenlerden, asansörlerden, çocuklardan,  minarelerden yükselecek. Size bir kelime. Bir büyü. Bir vird. Bir küfür. Bir dua. Bir numara. Bir okus. Bir pokus yuvarlayacağım. “ Kitaba yazma isteği. Formadan kalan son iki boş sayfaya karalamaya başlıyorum. Şehirde herkes evine çekilip yollar boşalırken, siluetler belirsizleşip canlılığını kaybederken, Bingöl’de bir evin iç odasında unutulup gidecekken belirginleşiyor o. Kitaplarının arasında hareket yeteneğini bütünüyle kaybetmiş biri olarak. Meleklerin kaydı altında bir hikayeyi başlatıyor Harmancı.

(Karar)

Share.

About Author

Comments are closed.