22 Temmuz 2020 – Nereye sığınmalı? – Yıldız Ramazanoğlu

0

İstanbul Sözleşmesi akut şiddet olayları karşısında alınacak önlemlerle ilgili. Madem sözleşme yanlısı ve karşıtı herkes şiddete hiçbir gerekçe üretmeden sonuna kadar karşı, neden sakince konuşamıyoruz? Tartışma ortamında bile şiddet yeniden üretiliyor. En fazla tepki gösterilen maddelerden biri kadının beyanıyla, şiddet uyguladığı iddia edilen erkeğin itiraz hakkı saklı olarak evden uzaklaştırılması. Bu kalıcı bir durum olmayıp sadece canı kurtarmakla alakalı bir önlem fakat biz tersini düşünelim.

Kucağında bebeği ayağında terlikleriyle evi terk etmek zorunda kalan kadınları aileleri de dahil kimse kabul etmediğinde sığındıkları evlerden birini ziyaret etmiştim. Gizlilik esas ve ziyaretçi yasak olan kurumu bir insan hakları derneğinin izleme raporunu yazmak üzere görebilmiştik. Şiddet görmüş, incinmiş kadınlar ranzalarda oldukça dar bir mekanı paylaşıyor ve birbirlerinin yarasını sarmaya çalışıyordu. Gül gibi! yuvası olan bir kadının asla adım atmak istemeyeceği bir yer. Kurumun gencecik müdiresi son derece iyi eğitimli yüksek lisanslı mütedeyyin biriydi. Bu görevin memur zihniyetiyle değil, bütün benliğini adayarak sürekli kalben ve zihnen işin üzerinde olarak yerine getirilebileceğini söylüyordu ve en büyük destekçisi her yönden yardımcı olan, sorunlara farklı açılardan da bakmasını sağlayan kocasıydı.

Her sığınma başvurusuna cevap verilemiyor ne yazık ki. On sekiz yaşın altındaki kadınlar, özel bakıma alınması gerekenler, bulaşıcı hastalığı bulunanlar, 12 yaşından büyük erkek çocuk sahipleri kuruma alınamıyordu. Kuruma gelen kadınlar öncelikle psikolog eşliğinde sorunlarını samimi ve içten bir ortamda masaya yatırıyorlar. Burada en fazla üç ay kalabileceklerinden, bu zaman zarfında beden ve ruh sağlığına kavuşmaları için herkes çırpınmak zorunda. Bu yönüyle bende yuvadan, evden çok bir hastane izlenimi yaratmıştı ortam. Yaraların sarılacağı bir şefkat ve şifa evi. Şiddete uğrayan bir kadının bu dünyada yalnız olmadığı duygusunu tadacağı, başına gelenlerin sadece ona özgü olmadığını öğreneceği bir yer.

Ziyaret ettiğimiz kurumda konuk kadınların neredeyse yarısının eşiyle barışması sevindiriciydi doğrusu. Fakat öte yandan bu barışmaların çaresizlik duygusuyla olmaması bir hal ve tavır değişikliğinden kaynaklanması yöneticilerin en büyük temennisiydi. Bazı eşlerin alkolü bırakması ve pişmanlık duyması gibi. kendisinin eş ve çocuklarına yaşattığı kötülükleri görmezden gelip sebep sonuç ilişkisini kuramayan, “sığınma evine düştün!”, “evinden çıktın!” gerekçesiyle eşini ve çocuklarını istemediğini bildiren adamlar da az değildi.

Bu arada kadınların üretkenliklerini harekete geçirmek, bir zanaat öğretmek, para kazanmasını sağlamak, iş imkânları yaratmak, çocuklarıyla bir ev tutmasına, eşya edinmesine destek vermek de kurumun çabaları arasında. Bu aşamada hayır kurumları önemli bir destek veriyor. Çocukların eğitimini sürdürmesi, her şeyin gizlilik içinde sürdürülmesi, bu yüzden ikametgâh bile alınamadan, aile hekiminden yararlanamadan yeni bir hayat kurulma çabası hiç de kolay değil.

1995’te Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı İstanbul’da ilk sığınma evini açtığında özellikle muhafazakar kesimde büyük tepki olmuş ve bunu feminist kadınların aileyi parçalamak için icat ettikleri söylenmişti. Oysa bu fikir Osmanlıya dayanıyor. 18. yüzyılda Eyüp’te şiddet gören zor durumda ve kimsesiz olan kadınlara tahsis edilen Hatuniye Dergahı’nda sığınmacı kadınlara para kazanabilecekleri zanaat öğretilmiş, bedensel ve psikolojik tedavileri yapılmış.

Geleneğimizde kadınlara akrabaları komşuları ve hatta anne babası tarafından, içen, şiddet uygulayan, kaba davranan bir eşi varsa bu kişinin kahrını çekmesi, sorunlarını dile getirmemesi öğütlenir. Kaldı ki kadınlar da ailede haksızlık yapabilir, eşini sürekli aşağılayan, kazandıklarını har vurup harman savuran insanlar var. Mesele problemlerin şiddetle çözülmesini özendiren, destekleyen  hukuki, toplumsal boşluklar ve kültürel kalıtımla aktarılan tahakkümcü zihinsel işleyiş. Cinsel kimlikleri güç ve üstünlük üzerinden tanımlayan yetişme biçimi. Problemleri karşılıklı anlayışla çözme yetisi kazandırılmamış bireylerin güç kullanımını satır aralarında onaylayan nice kanaat önderi var. Şiddeti alışkanlık haline getirmiş adamı ve kadını cinayet gerçekleşene kadar aynı ortamda tutmanın mantığı nedir? Sığınma evinde gördüğüm kadınların mutsuzluğu tarif edilemez. Fakat yıllardır ilk kez güven içinde şiddetten uzak uyuduklarını söyleyenler karşısındaki utancımız da unutulmaz. Burada erkeklere yönelik bir önyargı da yok, kurum kimseyi suçlu ilan etmiyor.

Darp edilip sokağa atılmış kadınların ne yapmasını istiyoruz. Bu insanlık durumuna akut cevap vermeye çalışan, cep telefonu kullanmanın yasaklandığı, adresinin sır gibi saklanmak zorunda olduğu yerde kim süresiz kalmak ister. Erkekler de evinden uzakta kalmak istemez. O halde bir tartışmayı yürütürken bile şiddeti körükleme vebalini yüklenmemek için hep birlikte adap, edep ve merhametin yanında olmak zorundayız. Aileler yıkılmıyor, genç kuşaklarda ilişkiler can yoldaşlığıyla aşkla yürüyor, benim bildiğim gördüğüm sayısız yuvada. Şiddetin her türlüsü ise cehalettir ve yerle yeksan ediyor yuvaları.

(Karar)

Share.

About Author

Comments are closed.