23 Kasım 2019 – Kendi bindiği dalı kesmek – Korhan Gümüş

0

Sektörel bir bakışa sabitlenen siyasetin paradoksu, meseleyi kendi dar perspektifinin içine hapsetmesidir. Bu nedenle turizme daha çok para kazanmak, daha çok turist çekmek olarak bakan bir politika hiç bir zaman başarılı olamaz. Çünkü konuyu ilişkisel bir bağlamı içinde değerlendiremez. Meselenin ekonomik değil, kültürel bir mesele olduğunu kavrayamaz. Kolayına kaçıp “rant” hırsı falan deniyor ya, ben asıl bu sorunu ele veren değil, perdelemeye çalışan söylemleri sorunlu buluyorum. Elinde altın yumurtlayacak bir tavuk varken onu kesip yiyen yatırımcılara hiç “rantçı” denir mi? Ellerindeki büyük rant kaynağını yokedenlere “rant düşmanı” denmeli.  Bu paradoksu anlamak yerine perdelemeye çalışan söylemlerden sakınmak gerekiyor. Sorunun başında turizmi ekonomist bir ideoloji ile tanımlamak geliyor.

İstanbul dünyanın en büyük, eşsiz kentsel sur varlığına sahip bir şehir. Onun gibi dünyada tarihsel topografyası içinde Ortaçağ surlarına sahip başka bir şehir yok. Ama UNESCO Listesi’nde yer alan bu eşsiz kültür mirasına yaptığımıza bir bakın. Hangi yönetim böyle bir değerli varlığını birbiriyle ilişkisiz projeler, inşaat çalışmaları ile mahveder?

Hangi ülkede mimarlar Süleymaniye’deki gibi eşsiz sivil mimarlık eserlerini yok eder? Hangi ülkede Sulukule gibi insanları yerinden eden, sosyal dokuyu kazıyan bir proje yapar? Hangi ülkede yönetim, gönüllü çabalarla bütün iyi niyetli çabalara rağmen dünyanın en önemli arkeolojik keşiflerinden birinin gerçekleştiği Yenikapı gibi bir yeri dünyanın en berbat şehirsel alanına dönüştürür?

Hangi ülkede Sultanahmet dediğimiz şehrin Akropolis’inin üzerine dünyanın en berbat otellerini inşa eder? Yassıada gibi bölgenin demokrasi tarihi açısından önemli bir hafıza merkezi olma potansiyeli taşıyan yerini dünyanın parasını harcayarak bir beton adasına dönüştürür? Hangi yönetim Prens Adaları adıyla meşhur olmuş bir yeri bu hale getirir?

Kadir Topbaş kamusal alanı genişletme çabalarıyla ortaya çıkan, bir STK Platformu olarak kurulan bu girişimi çapsız yöneticilerin marifetiyle bir Turizm Platformu’na dönüştürdü. Sektörün potansiyellerini kullanacağını düşünerek, iyi bir iş yaptıklarını zannetti. (Bu arada elbette ki piyasa temsilcileri ile yönetim arasında bir diyalog zeminine ihtiyaç var. O ayrı mesele.) 

Ancak “bu fırsattan yararlanayım” derken kendi bindiği dalı kesti. İstanbul’da turizm sektörü battı. Oysa “turizmi geliştirmek” olarak ağızlara sakız olan şeyi yapmak için piyasa dışı bir mekanizmaya ihtiyaç vardı ve bu kendisine defalarca söylendi. Ama bu ufka sahip olmayan, siyaseti kendileri için bir fırsata çevirmekten başka şey düşünemeyen yönetim kademesi bunu anlayamadı. STK Platformu,  STK kılığındaki piyasa aktörlerinin kendilerine ayrıcalık, yönetimle ilişki kurma zeminine dönüştü. Herkesin kendi bacağından asıldığı bir ilişki zemininde söz ve güç sahibi olmaya çalışanlar farkında olmadan kendi bindikleri dalı kestiler.

Eğer bu STK Platformu bir ilişki zemini olarak değerlendirilip, imtiyaz peşindeki bu piyasa aktörlerine boğdurulmasaydı, sonuç farklı olabilirdi. Yöneticilerin, politikacıların ve elbette kendi bugün bu yaşananlardan bir ders çıkarma vakti geldi. 

Share.

About Author

Comments are closed.