23 Nisan 2020 – NEYİ KAYBETTİĞİNİZİ BİLMİŞ OLSAYDINIZ AZ GÜLER ÇOK AĞLARDINIZ – Fahrettin Dağlı

0

Siyasal iktidarın yapıp ettiklerine bakıp sevinen, mutlu olan, geleceğe dair umutlanan Müslümanların hallerine tanıklık edince gerçekten hüzünleniyorum; kahırlanıyorum. Nasıl bu kadar sığ düşünebiliyorlar; nasıl bu kadar tefekkür edebilme nimetinden uzaklaşabiliyorlar?’ diye kendi kendime soruyorum. Zaviyemden bulduğum cevaplar, başımızda ‘Covid-19’dan daha büyük bir musibetin olduğunu gösteriyor. Tasavvurumuza bulaşan virüsün nasıl da aklımızı, düşüncemizi enfekte ettiğini, aklımızı çalışamaz hale getirdiğini tefekkür ediyorum. Bu virüsün, ivmesini artırarak yaygın bir etkileme kabiliyetine eriştiğini ve zayiatların gün geçtikçe katlanarak büyüdüğünü gördükçe/müşahede ettikçe az gülüyor, çok ağlıyorum. Ve en acıtıcı, en üzüntü verici cihet ise, sizin ağladığınız mevzularda iktidar destekçisi Müslümanların sevindiğidir. ‘Din, devlet, vatan, millet, bayrak’ edebiyatı ve hamaseti ile nasıl akılların uyuşturulduğuna tanıklık ediyorsunuz.

İşte bu tabloya şahitlik ettikçe Gandi’nin o meşhur tekerlemesi akla geliyor;

“Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür…
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür…
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür…
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür…
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür…
Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür…
Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür.”

Evet, Gandi’nin bu hikmetli ifadesinin Müslümanlar açısından nasıl tezahür ettiğini yaşayarak öğreniyoruz. Onun için de dün yanlış ve batıl gördüğümüz onca tutum ve davranışı bugün kutsar hale geldik. Hâşâ din adına güce, iktidara, devlete tapınmaya başladık! Burada mübalağa yok!

Allah Resulü ile birlikte kaba putçuluk dönemi bitmiştir. Ondan sonra farklı versiyonlarıyla yeniden pagan kültürüne dönme emareleri belirmiştir. Malum, her gelen yeni Peygamber, muhatabı oldukları toplumların yeniden paganizme evirilen din anlayışlarını tashih etme ve tabir caizse yeni güncellemeler yapma konusunda mücadele vermişlerdir. Bugün benzer tehlikelerle karşı karşıyayız. Bundan böyle yeni Peygamber gelmeyeceğine göre bugün Peygamber misyonunu kim / kimler yerine getirecek? Peygamberlerin varisleri âlimlerdir. Dolayısıyla bu sapmaları, savrulmaları tashih etme görev ve sorumluluğu o toplumun aydınlarına/âlimlerine düşüyor. Eğer onlar da bu sorumluluktan imtina edecek, kayıtsızlık gösterecek olurlarsa işte o toplum o zaman büyük bir musibet ile karşı karşıyadır demektir. Bir âlim zat der ki, ‘bir Müslümanın başına gelebilecek en büyük musibet, dinine gelendir.’ Yani, eğer Müslümanın din anlayışı, batıl virüslerin bulaşmasıyla enfekte olmuş; sapma ve savrulmaya uğramışsa orada çok ciddi bir insani felaket/musibet yaşanıyor demektir.

Evet, mevcut siyasal iktidar ayağına kadar gelen büyük bir nimeti israf ederek, çarçur etmiştir. Allah’ın kendilerine nasip ettiği iktidarı hakkın ve adaletin emrine vermek yerine gücün emrine vermiştir. Neticede olması mukadder olmuş ve gücün emrine verilen iktidar, adalet yerine zulüm üretmiştir.

Lütfen bundan sonrası için yazacaklarımdan dolayı kimse hayal/serap gördüğüm gibi bir anlayışa kapılmasın. Allah’a şükür akli melekelerimde bir sıkıntı yok.

2003 yılının başında 2020 yılının nasıl olabileceği üç aşağı beş yukarı belliydi. Sebep-sonuç ilişkisi bağlamı size geleceğe dair öngörüler verir. Bu iktidar ahlakı ve kültürü ile bir inkılabın / devrimin gerçekleşmeyeceği aşikardı. Dolayısıyla sürecin başında, İstanbul Büyükşehir Belediye deneyimi ile siyasetinin enfekte olduğunu gören ve her fırsatta iktidar çevrelerini uyaran, ikaz edenlerden birisiyim. Dolayısıyla bu iktidardan bu anlamda hiçbir beklentim ve umudum sözkonusu olmamıştı.

Evet, şimdi gelin şöyle bir farzımuhalde bulunalım;

Malum, Ak Parti’yi iktidara taşıyan en önemli etken, Recep Tayyip Erdoğan ve onun sahip olduğu karizmasıydı. Şimdi Farzımuhal, 2002 yılında iktidar olan Ak Parti şunları yapsaydı ne olurdu?

-Milletvekilliği için isimleri herhangi bir yüz kızartıcı fiille anılmamış; çevrelerinde ilim, ahlak ve dürüstlüğüyle mümeyyiz olmuş insanlardan adaylar göstermiş olsaydı,

-Kabine üyelerini de, milletvekili gurubu içerisinde İlim, ahlak, erdem ve bakanlıklarının gerektirdiği ilmi disiplin ve uzmanlığa sahip kişilerden seçmiş olsaydı;

Baştan bu iki maddeyi çok rahat çalıştıracak altyapısı vardı. Tabir caizse R. Tayyip Erdoğan, ülke genelinde ceketini koysa seçilebilecek bir politik zemin bulmuştu. İşte genelde doğru görmediğim bu karizmatik lider avantajını hayırdan taraf kullanarak; hayra tahvil ederek bunu sağlama imkanına sahipti.

Şimdi faraziyelerimizi maddelendirmeye devam edelim;

-İlk kabine toplantısında, Bakanlarından yazılı ve sözlü taahhüt alsaydı; ‘Görev verilen bakanlar, kamu menfaatlerini koruyacağına, yolsuzluğa, iltimasa, rüşvete izin vermeyeceklerine, bakanlıkta işleri ehil insanlarla istişare ederek yürüteceklerine; aksi varit olup da adil denetimler sonunda hatalı, yanlış ve yetersiz bulunduklarında, hiçbir mülahazada bulunmayarak görevi bırakacaklarına dair taahhütte bulunsalardı;

-Başta başbakan olmak üzere tüm bakanlar göreve başlarken ‘mal beyanında’ bulunsalardı ve bunu her yılsonunda yenileyebilselerdi,

-Halkın arasında mütevazı konutlarda yaşamlarını sürdürselerdi,

-Birinci derecedeki yakınlarından hiçbirisi ticaretle iştigal etmeseydi,

-Kurulacak yeni güçlü denetim kuruluşlarıyla kamil anlamda bir ‘denge-denetim’ ağı kurulsaydı ve tüm kamu iş ve işlemleri açık ve şeffaf yürütülseydi,

-Bir tuş basımıyla devletin tüm alım-satım ve ihaleleri görülebilseydi,

-İktisadi sistemde yapılacak yeni düzenlemelerle milli hasılanın tüm vatandaşlar arasında adil bölüşümünü sağlayacak bir ekonomik reform yapılsaydı,

Tüm haksız kazançların önüne geçilseydi,

Kul haklarının birbirine geçmemesi konusunda azami dikkat ve itina gösterilebilseydi,

Türkiye’nin zengin coğrafyasında büyük bir üretim seferberliği başlatılsaydı,

-Fikir ve düşünce hürriyetinin önündeki tüm engeller ortadan kaldırılabilseydi,

-Sosyal refahın en önemli unsuru olan güvenin tesisi için etkili bir söylem geliştirilebilseydi ve buna munzam eylemlerde bulunulsaydı,

-Kendisine oy veren veya vermeyen tüm sosyal kesimlere karşı adil ve dürüst davrandığına dair inandırıcı söz ve eylemlerde bulunabilselerdi;

-Dışarıyla olan ilişkiler konusunda da, karşılıklı güvene dayanan bir ilişki geliştirilebilseydi ve buna munzam bir dil, üslup ve eylem tutturulabilseydi,

Gerçek anlamda ‘sıfır sorun’ dış politika gereklilikleri yerine getirilebilseydi ve komşularla adil ve dürüst ilişkiler ve bölgesel ittifaklar oluşturabilseydi;

AB ile ilişkiler konusunda, AB’nin tüm olumsuz siyasetine rağmen o günkü tabirle ‘Ankara Kriterleriyle’ dünün tüm gayri hukuki düzenlemelerini tashih edebilseydi veya ortadan kaldırılması için sağlam bir irade ortaya konabilseydi…

Ne mi olurdu?

-Dindarlık diye bir endişeniz olmazdı. Yukarıda saydıklarımın dışında bir şey yapmanıza da gerek yoktu; İlave İHL’leri, Kur’an Kursları yapmak; Diyanet kadrolarını şişirmeye gerek kalmazdı. Siyasette din dilini kullanmaya ihtiyacınız olmazdı.

Siyasal kadronun bu performansına şahitlik eden halk, dünden daha heyecanlı ve hevesli olarak dinleri için hizmet etmeye devam ederlerdi.

Siyasal başarı, dindar kesimin başardığı bir zafer olacaktı. Tarihe böyle geçecekti. Bunları başaran ve hayata geçiren siyasal kadronun temsil ettiği siyasal kültür, ahlak bir geleneğe dönüşecek; bu inkılabın aydınlığı tüm dünyanın ufkunda yeni bir güneş gibi parlayacaktı. Hakiki anlamda bir Türkiye aydınlanma dönemi başlayacaktı.

İslami umdeleri, endişeleri olan bir siyasal kadronun başarısı, aynı zamanda intisapta bulundukları din için önemli bir şahitlik/örneklik oluşturacaktı. Dünyaya model olabilecek bir miras bırakılacaktı. O miras, başta o siyasal kadro olmak üzere tüm halkın bir başarısı olarak tarihe geçecekti. Dolayısıyla sözkonusu siyasal kadro dünyanın değişim rüzgarlarını aşılayarak Rahmete dönüştürüp Türkiye ile birlikte İslam dünyasının ve dünyanın diğer ülkelerinin ümranını temin edecekti. Ve dahi kendileri ve onlara destek veren halkın hem dünyaları ve hem de ahretleri mamur olacaktı. Bu fani dünyada bundan daha büyük bir mutluluk ve nimet düşünülebilir mi?

Şimdi anlatabildim mi, bu iktidar ve destekçilerinin neleri kaybettiğini?

Bunlar benim naçizane zihnimden çağlayanlar. Ya Allah’ın nezdinde?

(fahrettindagli.com)

Share.

About Author

Comments are closed.