24 Eylül 2019 – Sivil Toplumun Yerelliği – Polat Alpman

0

Popülist sağ iktidarların ve Türkiye’deki egemen siyaset dilinin bir tahakküm aygıtına dönüşmesinin göstergelerinden biri, evrensellik taleplerinin karşısına yerleştirilen yerellik-millilik söylemidir. 

Bu söylemin Türkiye ile sınırlı olmadığı, popülist sağın iktidarı ele geçirdiği her yerde bu söylemi tekrar ettiği biliniyor. Yine bu söylemin toplumsal muhalefeti ve sivil toplum hareketlerini bastırmak için dile getirildiği ve sivil toplum hareketlerini topluma, toplumsal değerlere yabancı, art niyetli ve seçkinlik talep eden hareketler olarak damgalanmasının sayısız örneğinden söz edilebilir. Toplum karşıtı ve seçkin olarak tasvir edilen bu örgütlerin, sivil toplum adı altında dile getirdikleri eleştirilerin ve taleplerin kendi imtiyazlarını korumak için gerçekleştirildiği iddiası, evrensellik taleplerini boşa çıkartmak için dile getirilen yerellik-millilik söylemiyle destekleniyor. 

Popülist sağ iktidarlar açısından en sevimsiz ve can sıkıcı itirazların sivil toplumun içerisinden yükseliyor olmasının nedeni, sivil toplum tanımının niteliğinden kaynaklanıyor. Siyasal alana iktidar talep etmeksizin dahil olmanın getirdiği güç, muhalefet – iktidar arasında tercih yapmak zorunluluğunu ortadan kaldırmakla birlikte siyasal alana siyaset-üstü bir müdahale fırsatı sunuyor. Birçok popülist sağ iktidarın sivil topluma yönelik cebre başvurmasının nedenlerinden biri de bu bağımsızlıkla mücadele edemeyecek olmanın getirdiği çaresizlik olabilir. 

Yerli-milli söyleminin bu yaygınlığının nedenlerinden popülist sağ siyasetlerin, siyasal temsil maharetleriyle ilgili. Kendi seçmenlerini toplumun tümü ya da ezici çoğunluğu, toplumun gerçek üyeleri ya da temsil hakkına sahip olan kesimleri olarak gösteren bu siyaset tekniğinin gittikçe fanatikleşmiş taraftarlarının saldırganlıkları yoluyla kalabalık görünme telaşının arkasında, sosyo-politik alanla ilgili sivillik/medenilik talepleri var. Bu talepler, evrensellik ilkesinin yerli-milli, bağımsızlık ilkesinin ise ajanlık-hainlik suçlamalarıyla karşılanmasına neden oluyor. Buna, popülist sağ iktidarların temsil üzerinden kurdukları söylemlerin sivil toplumun varlığı nedeniyle aşınması da eklenebilir. Hegemonik söylem inşası için her uğrakta kendini restore etmeye motive olan bir iktidar mekanizmasının sürekli sivil toplum muhalefetiyle karşılaşması rahatsız edici olsa gerek.

Macaristan’da Orbán ve Polonya’da Kaczynski’nin çeşitli yasal düzenlemelerle sivil toplum örgütlerini ajanlıkla suçlamaları tesadüf değil. Benzer biçimde Putin’in sivil toplum örgütlerini çalışamaz hale getirdiği ve birçok açıdan faaliyet göstermelerini engellediği de sır değil. Buna Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’yu da ekleyebiliriz. Canını sıkan ya da sıkması muhtemel herkesi ya da kesimi Sorosçulukla suçlayan Bolsonaro, dakikada üç futbol sahası kadar ormanın yok olduğu Amazon ormanlarda çıkan yangın için sivil toplum örgütlerini suçladı. Bolsonaro bu iddiası için kanıtı olmadığını ama sivil toplum örgütleri tarafından sevilmediğini bildiğini de ekledi. Hatta Brezilya’nın, Amazonlarla ilgili politikasını eleştiren Avrupalı ülkelerle gizli bir savaş içerisinde olduğunu söyledi. 

Hükümeti sıkıntıya düşürmek için Amazon ormanlarını yakmakla suçlanmak sivil toplum örgütleri için de yeni bir gelişme olarak kabul edilebilir. Ancak popülist sağ iktidarların tipik özelliklerinden biri haline gelen sivil toplum karşıtlığı ve düşmanlılarının, demokrasiye olan karşıtlıklarıyla paralel bir seyir izlediğini unutmamak gerekir. Buna rağmen popülist sağ iktidarların desteklenmeye devam ettiği de biliniyor.

Suudi Arabistan ve benzeri rejimlerde otoriterliğe verilen destekle, örneğin Avrupa Birliği üyesi olan Macaristan’da Orbán ve partisi Fidesz’e verilen destek arasında fark var. Popülist sağ iktidarların sivil topluma yönelik düşmanlıklarının arkasında krize odaklanan bir siyaset tekniği yer alıyor. Bu siyaset tekniği, popülist sağın, sivil toplum üzerinden, kendi siyaset tekniklerini meşrulaştırmayı ve demokrasinin varlığına saldırmayı kolaylaştıran yerlilik-millilik söyleminin şiddetine dayanıyor. Sivil toplumun, bu tür iktidarlara karşı kendini koruyabilmek için her yerde geçerli olan stratejileri ve taktikleri olamayacağına göre geriye kalan şey kendi ilkelerinden güç almak ve bu kuşatmaya teslim olmamak. Sivil toplumun yerelliğinden söz edilecekse bile bunu yerelin dinamiklerini küresel sivillik mücadelesinin bir parçasına dönüştürecek sivil toplum örgütlenmesinin pratiği içerisinde tartışmak gerekir. Nihayetinde bağımsız medyanın ve yargının ortadan kalktığı, demokratik kurumların çöktüğü popülist sağ iktidarlar döneminde sivil toplum, demokrasinin nefes aldığını gösteren son belirtilerden biri…

(Sivil Sayfalar)

Share.

About Author

Comments are closed.