24 Kasım 2020 – Kolay pabuç bırakmayacaklar ancak… – Mustafa Paçal

0

Son 15 gün içinde peş peşe gelen açıklamaların herkeste genel olarak olumlu bir etki yarattığını düşünüyorum.

Ben de bunlardan biriydim.

Çünkü memleket raydan çıkmış nereye gideceği belli olmayan bir heyulaya dönmüştü.

Hiçbir tarafı iyiye gitmeyen, gelecek için özellikle gençlere, hiçbir umut vermeyen duruma düşürülmüştü ülke…

Nasıl olmasın ki…

Adı olan kendi olmayan bir demokrasi, her gün insan hakları ihlalleri ve hukukun zerresine bile rastlanılmayan,

AİHM kararları ile anayasa ve yasaları hiçe sayan yargı kararları, üst üste soruşturmalar ve açılan davalar binlerce insanın haksız yere hapislerde süründürülmesi…

Bitmedi daha…

Selahattin Demirtaş, Ahmet Altan ve Osman Kavala’nın karşı karşıya bırakıldıkları haksızlık ve hukuksuzluk, diğer siyasiler ve gazeteciler içinde örnek durumdaydı…

Dört yılı aşkın bir zamandır hapiste keyfi olarak tutulan bu insanlarında, haklarında yapılacak hukuki uygulamalar adeta yargı reformu içinde barometre niteliğinde ölçü olacağı bekleniyordu.

Tüm bunlara karşı Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı’nı yargı reformu ve demokratik iyileşmeler adına verdiği mesajlar genel bir iyimserlik yaratmıştı.

Bu açıklamalar gündeme gelmişken, ülkücü mafya babası Alaattin Çakıcı, Kemal Kılıçdaroğlu için hakaret dolu bir tehdit mektubu göndererek gündemi yeniden değiştirmişti.

Ve çok geçmedi ki…

Bülent Arınç, Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala için “tahliye edilmeli” dedi ve savcı ve hakimleri eleştirdi.

Bütün bunlar “ne oluyoruz” sorusuna neden oldu.

Aslında işi takip edenlerde ihtiyatlı bir değerlendirme durumu göze çarpıyordu.

Ancak işin içinde tam olarak nelerin döndüğü anlaşılamıyordu.

Yalnız herkes kimi varsayım ve önsezilerle durumu yorumlamaya çalışıyordu.

Çatıda iktidar bloğunda bir çatlama mı vardı.

Berat Albayrak istifası sonrası bu öngörü çok öne çıkmıştı.

Hatta iktidar bloğundaki çatlağın boyutları aile içine kadar dahi sarkmıştı.

Diğer yandan ekonomik krizinin geldiği nokta, en önemli sorunların başında yer alıyordu.

Merkez Bankası, kasası boşaltılmış hatta banka borç batağı içine çekilmişti.

Tüm anketlerde Cumhur ittifakı oy kaybediyor ve bunun da en önemli nedenin ekonomik kriz olduğu biliniyordu.

Dış politikanın tam bir açmazlar ve kaoslar zincirine döndürülmüş durumda bulunmasının içerde ekonomik krizin nedeninin önemli bir olumsuz faktörü olduğu kadar her an bir savaş ve şiddet ortamına düşülmeside ayrı tehlike yaratıyordu.

Bunlar yetmezmiş dış politikada kıblesini şaşırmış bir ülke durumuna düşmek, batı ittifakı içinde de aşırı tedirginlik yaratmış oldu.

S400, Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Libya ve Suriye gibi sorunlarda atarlı giderli bir seviyesizlik sadece batıda değil yakın olarak gözüktüğümüz Rusya’yı tedirgin etmişti.

Rusya ile bunlara ilaveten Ermenistan, Azerbaycan savaşı sonrası imzalanan barış antlaşması üzerinden de gözlem evi ve asker bulundurma gibi sorunlar bunlara ilave olmuştu.

Şimdi…

10-11 Aralık’ta toplanacak olan AB Konseyi toplantısında, tüm bu dış politika sorunlarının yanı sıra Avrupa Konseyi’nin de sorunlu üyesi olan ve yaptırım kapsamında olan Türkiye için yeni yaptırımların gündeme geleceğinin arifesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan “Kendimizi başka yerlerde değil, Avrupa’da görüyor, geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz.” deyiverdi.

Ve peşinden Cumhurbaşkanı, sözcüsü İbrahim Kalın’ı Brüksel’e göndermesi, Cumhurbaşkanın tahminen bazı özel mesajlarını AB liderlerine iletmesi mealen AB Konseyi toplantısında bir yaptırım kararının çıkmasını engelleme olarak algılandı.

Ancak sıkışıldığı zaman Avrupa bizim geleceğimiz açıklamaları, diğer günlerde Avrupa’ya verip veriştirmek kimsenin gözünden de kaçmış değildi…

Bakalım AB Konseyi toplantısından ne çıkacak…

Buna ilave olarak bir de ABD başkanlık seçimleri sonucunun kesinleşmiş olması ve Biden’ın seçimleri açık ara kazanmış olması var.

Biden 20 Ocak’ta işbaşı yapıyor.

Biden ve ekibinin Erdoğan ve Türkiye hakkında görüşleri herkesin malumu olumsuz biliniyor. Gerçi Biden deneyimli bir siyaset adamı, Türkiye ilişkilerini pozitif bir denge içinde götürmek isteyecektir.

Ancak Trump gibi de bir Türkiye siyaseti izlemeyecektir.

Şimdi tüm bu gelişmeler, Erdoğan’ın iktidarını bugünkü gibi sürdürebilmesini adeta olanaksız kılıyor.

İşte bu nedenlerle yargı reformu ve demokrasi sorununu gündeme almaya ve kendisine yeni bir manevra alanı yaratmaya çalışıyor derken..

Bülent Arınç sahne aldı…

Arınç tahliyelerden ve hukuktan bahsediyor.

Bu açıklamaya karşı ilk açıklama Cumhurbaşkanı sözcüsü İbrahim Kalın’dan geldi.

Kalın “şahsi görüşleri” dedi.

Ancak en sert açıklama iktidar ortağı MHP’den geldi.

Bahçeli “ağzını kapatsa, kendisi için iyi olacak” diye tehditvari bir açıklama yaptı.

Ancak Erdoğan halen konuşmuyordu.

Ve Erdoğan sonunda konuştu.

Erdoğan, Arınç’ın açıklamalarına “kişisel” dedi ve ekledi.

“Terör örgütleriyle el ele yürüyenlerle ve Kavala’larla bir arada olamayız.” dedi.

Bülent Arınç bu açıklamaları kendi başına mı yapmıştı, yoksa bir nabız yoklaması işimiydi bilinmez ama bildiğimiz yargı reformu, demokrasi ve Avrupa tasavvuru gibi açıklamalar şimdilik fos çıkmıştı.

Doğru tabi, adım adım girilen karanlıklar için kurulan şer ittifakları öyle kolay dağıtılamıyor.

Çünkü o karanlıkların sağladığı kişisel ve siyasi çıkarlar var ve bu çıkarların kaymağını yiyen bir koalisyon var.

Ve bu koalisyon demokrasiymiş, yargı reformuymuş ve Avrupa gelecekmiş hikayelerine şimdilik pabuç bırakmıyor.

Şimdilik böyle ama sonrası daha acı olacak…

(Gazete Davul)

Share.

About Author

Comments are closed.