25 Ekim 2018 – Yalan yere yemin, yalan kere yalan

0

Beytullah Önce

Türkiye toplumu, bugün itibariyle meselelerini çözemez hale geldiyse; bunu biraz da siyaset mekanizmasının asli vazifesini yerine getirememesine bağlayabiliriz.
Toplumun idari, iktisadi, sosyal ve kültürel sorunlarına çözüm üretme makamı, çok uzun zamandır çözümsüzlüğün garantisi oluyor.
Siyasetin yerini hamaset, hukukun yerini keyfiyet aldıkça, sorunlar yeni sorunları takip ediyor.
Bu kaotik ortamın yorduğu toplum, her geçen gün birbirine karşı olan muhabbetini kaybediyor.
Karşılıklı anlayış yerini kör bir karşıtlığa bıraktıkça, insanlar birbirine karşı sağırlaştıkça, etrafımıza ördüğümüz taş duvarlar yükseldikçe, kapalı bir kutu içinde kalmış yarasalar gibi kendimizi bir o tarafa bir bu tarafa çarpıp duruyoruz.
Yaralı bir toplum halini aldık ve bize merhem olacak şeyleri çoktan unuttuk.
O yüzden boş yere övünmekle, birbirimize galebe çalacak polemiklerin hazzıyla zamanımızı, emeğimizi, velhasıl ömrümüzü heba etmeyi marifet sayıyoruz.
Son örneğini Öğrenci Andı’yla ilgili Danıştay karar sonrası yaşadık.
Kaç zamandır, topluma siyasal iktidar yoluyla tek tip bir ideoloji empoze edildiği argümanını savunanlar, kararı sevinç gösterileriyle karşılıyor.
O halde onlar için yönetenlerin devlet eliyle toplumsal bir mühendislik yapılmasında aslında bir sorun yok; dert ettikleri mühendislerin kimliğiyle ilgili!
Demek ki, günler aramızda dolaşıp durduktan sonra, yarın devletin imkânlarını yönetme sırası kendilerine gelse, yapmak istediklerinin aslında bugün itibariyle yapılanlardan usul itibariyle herhangi bir farkı olmayacak!
Fark, hayat tarzından, ideolojinden, kültürel önceliklerden ve değer yargılarından ibaret kalacak!
Diğer taraftan, andın kaldırılması gerektiğini savunanlar da, kendi dini, siyasi ya da kültürel değerlerine aykırı gördükleri bir metnin, siyasal iktidarın keyfi isteklerine bağlı olarak, her sabah çocuklarına okutturulmasına itiraz ederken; öğrenci andı dışında aynı süreçlerin farklı şekilde ve başka çocuklara yapıldığına neden dikkat etmiyor?
Sorun sadece, o metnin, kendi çocuklara yalan yere tekrar ettirilmesinden ibaret mi?
Peki ya, aslında tüm eğitim sistemi o andın düpedüz tekrarından müteşekkil ise ne olacak?
Bu konuda neden bir tartışma yürütülmüyor?
Eğitim sisteminde, mevcut siyasetin tercihlerinin toplumun tüm kesimlerine tercih hakkı dahi sunulmadan dayatılmasına yönelik itirazları neden kendilerinden duymuyoruz?
Kendi dünya görüşüne, ideolojisine, inancına, hayat tarzına ya da değerlerine göre tasvip etmediği bir gündem söz konusu olduğunda  “Ben, kendi çocuğuma bunun dayatılmasını istemiyorum” diyen kimse, neden söz konusu karşı dünya görüşü, ideolojisi ya da hayat tarzı olduğunda aynı itirazı başkalarının çocukları için de dile getirmiyor?
Biz bu çelişkilerden arınamadığımız sürece, itirazlarımız toplumsal sorunlarımızın çözümü de sağlanmayacak, sadece istismar ettiğinden şikâyetçi olduklarımız, ellerindeki malzemeyi yoğurmaya devam edecek.
Aynı mekânı, aynı zamanda paylaşan insanlar, birlikte ve kardeşçe, hakkı ve hukuku koruyarak yaşamak yerine, anlamsız kavgalar içinde ömrünü tüketmeye neden bu kadar istekli?
Kendi çıkarlarını koruma ve kollamanın kavgasını veren güç odaklarının günü birlik hesapları arasında kendisini zarara sokmakta nasıl bir fayda görüyor?
Basit tercihlerle, iyilik ve selamet içinde yaşamak varken birbirimize böylesine hoyratça tavır almak nasıl bir aklın ürünüdür, gerçekten kavramakta güçlük çekiyorum!
Birbirine varlığını emanet edemeyen, birlikte yaşama iradesini doğru ve güçlü bir zeminde geliştirememiş bir toplum, çocuklarına her sabah yalan kere yalan bir metni defalarda tekrar ettirerek sorunlarını çözebilecekmiş gibi birbiriyle kavga ediyor; oysa bu daha en baştan kaybetmekten başka bir şey değil ki!

(Sakarya Yenihaber)

Share.

About Author

Comments are closed.