26 Aralık 2019 – 2020’ye girerken işçi sınıfı perspektifleri – Faruk Sevim

0

Neoliberal kapitalizm, kapitalizmin krizine yanıt olarak ortaya çıktı ve kendisini var olabilecek en iyi model olarak sundu. Pek çok kapitalizm savunucusu, işçi sınıfının kalmayacağını, işçi sınıfının dünyayı değiştirme gücünün ortadan kalktığını iddia etti, “Elveda proletarya” kitapları yazıldı.

Ama 2008’de kapitalizmin krizinden sonra gelişen süreçte şunu gördük; işçi sınıfı çok daha fazla büyüdü. Bugün dünyada çalışanların yüzde 50’den fazlası işçi, 2 milyarı aşan bir işçi kitlesi var. Kapitalizm hala 2008 krizini atlatmış değil. İşçi sınıfı dünyanın pek çok yerinde yoksulluğa, krize, baskılara, kapitalizme karşı ayağa kalkıyor. 

On yıllar sürecek olan bu isyanların ve hareketlerin sonunda daha güzel, yaşanabilir bir dünyaya ulaşma imkânımız var. Ama bu süreçte popülist sağ iktidarların egemen olma tehlikesi de var. Kimin kazanacağını işçi sınıfının örgütlenme ve mücadele yeteneği gösterecek.

AKP iktidarı, neoliberal kapitalizmin önemli bir uygulayıcısıdır

Kapitalizmin bu kriz döneminde, Türkiye’de neoliberalizmin en katı uygulayıcılarından biri olan AKP iktidarı var. AKP iktidarı neoliberal politikaların uygulanması için önemli adımlar attı. AKP döneminde sosyal güvenlik hakları geriledi, emeklilik yaşı uzatıldı. Para ve kredi politikaları ile emekçilerin yüksek oranda borçlanması sağlandı. Dolaylı vergiler artırılarak, emekçilerin vergi yükü artırıldı.

2016 yılında darbecilere karşı ilan edildiği söylenen OHAL, çalışma ve grev hakkını ortadan kaldıran bir uygulamaya dönüştü. 140 bine yakın kamu görevlisi haklarında yargı kararı olmaksızın ve yargı yolları kapatılarak işten çıkarıldı, demokratik hak ve özgürlüklerin kullanımı sınırlandı. OHAL Temmuz 2018’de kalktı, ama OHAL uygulamaları valiliklere verilen yetkiler yoluyla bugüne kadar devam etti.

Ortalama işçi ücretleri sürekli asgari ücrete yaklaştırıldı, alım gücü azaltıldı. İşçiler gelir dağılımından gereken payı alamadı ve yoksullaştı. Grev hakkı, grev yasaklamaları nedeniyle fiilen ortadan kaldırıldı.

İşsizlik, hayat pahalılığı ve enflasyon artıyor

İşsizlik, hayat pahalılığı ve enflasyon en büyük sorun haline geldi. Gençlerin yarısından çoğu işsiz veya evde oturuyor, iş bile aramıyor. Çünkü iş bulma ümitleri yok. Toplam işsiz sayısı, iş bulma ümidi olmadığı için aramayanlar dahil edildiğinde 7,5 milyonu buluyor.

Gerçek enflasyon yüzde 50’leri buluyor. Doğalgaz, elektrik yüzde 50 zamlandı. Gıda fiyatları aynı şekilde arttı. Yoksulluk nedeniyle intiharlar meydana geliyor. Ama bir yandan Cumhurbaşkanı için mevcut sarayının yanı sıra 2 yeni saray daha yapılmasına devam ediliyor.

Milyoner sayısı bir yılda 180 binden 210 bine çıktı. Hükümet batmakta olan şirketleri kurtarmak için kamu fonlarını istediği gibi kullanıyor. Son olarak bir simit şirketine 500 milyon dolar verildi.

Sendikalar yeterince etkin değil

Sendikalar hem sayısal olarak hem de oransal olarak her geçen yıl büyüyorlar. Geçen yıl (memurlar dahil) 3,5 milyon olan sendikalı işçi sayısı, bu yıl 3,6 milyon oldu. Bu sayısal artışa rağmen sendikaların etkinliğinde bir artıştan maalesef söz edemiyoruz.

Ekonomik kriz nedeniyle tek tek işyerlerinde yaşanan direniş ve eylemler, sınıfın bütününün katıldığı kitlesel eylemlere evrilemiyor. Sendikaların aldığı grev kararları çoğunlukla hükümet tarafından yasaklanıyor. Sendikalar grev yasaklamalarına karşı ses çıkaramıyorlar. Bunda sendikalara egemen olan uzlaşmacı zihniyetin etkisi var. 

İşçilerin aşağıdan birleşik mücadele eğilimleri güçleniyor

Aşağıdan gelen birleşik mücadele eğilimleri güçlenerek devam ediyor. Ama sendika liderlikleri bu eğilimlere direnmeye çalışıyor ve toplu sözleşmelerde işçileri kolayca satabiliyor. Türk-İş başkanının 200 bin kamu işçisini nasıl sattığını, açık kalan mikrofon sayesinde kendi ağzından dinledik. Gerçek enflasyonun yüzde 50’lerde olduğu bir dönemde yüzde 8’e imza atıp “işi kapattı”.

İşçi sınıfının yoksullaşma düzeyi, 2019’dan yola çıkarak 2020’de bizi bekleyen aşırı yoksulluk, düşük asgari ücret, artan vergiler, yükselmeye devam eden işsizlik ve hükümetin sermayeyi kollayan tutumda ısrarı çok yakın zamanda bir kitlesel işçi hareketine yol açabilir.

Yaşanan ekonomik kriz, yoksullaşmanın ulaştığı korkunç boyutlar, işçileri her an sokağa çıkmaya sevk edebilir. Buna artık sendika bürokratları da engel olamazlar.

Patronların ve hükümetin saldırılarına karşı işçi sınıfının tüm örgütlerinin aşağıdan birliğini hedefleyen bir mücadeleyi 2020’nin her bir günü savunmalı, öne çıkartmalıyız.

(marksist.org)

Share.

About Author

Comments are closed.