26 Aralık 2019 – İnsanın Özgürlüğünü ve Güvenliğini Teminat Altına Almayan Bir Rejim İnsani Değildir – Fahrettin Dağlı

0

Yaratılışından bugüne insanoğlunun en önemli üç sorun alanı olmuştur; Özgürlük, güvenlik ve adaletle muamele görmek. İnsan fıtri olarak bütün bir ömrü boyunca bu üç alanda sorunları çözmek için uğraşır, didinir.

Yazımızda bu üç temel sorun alanlarından birisi olan ‘güvenliği’ yazmaya çalışacağız. İnsanoğlu, her nerede ve her ne iş ile uğraşıyor olursa olsun kendini tüm harici tehlikelerden uzak ve güven içinde olmayı arzular. Maddi ve manevi her türlü gelişmenin birincil unsuru da budur.

  • -İnandığımız / iman ettiğimiz değerlerden dolayı kendimizi güvende hissetmek isteriz. Kimsenin, inancımızdan dolayı bizi ayıplamasını, tehdit, tahkir etmesini ve inancımızı yaşamamıza engel olacak müdahalede bulunmasını istemeyiz. Ancak bu şekilde inancımızı yaşama ve yaşatma gayretimizin getirdiği mutluluğu tatmış oluruz. Sosyal itminan halini yaşarız.
  • Bir ekonomik faaliyet yürütüyorsak, yaptığımız işten dolayı hukuksuz bir muameleye veya müdahaleye uğramayacağımızdan, haksız rekabete maruz kalmayacağımızdan emin olmak isterimiz. Aksi taktirde onu yürütebilme ve geliştirebilme imkanını ve şevkini bulamayız ve dolayısıyla yürüttüğümüz işle ilgili bir haz yaşayamayacağımız gibi onu geliştirebilme motivasyonunu da kaybederiz.
  • Bir sosyal veya siyasal faaliyet yürütüyorsak önceden belirlenmiş hukuki süreçlere göre plan ve programlarımızı yaparız ve ona göre yola devam ederiz.  Yarı yolda bu alanlarda mevzuatın/oyunun kurallarının değişmeyeceği gibi bir güvene sahip olmamız gerekir.

Farklı disiplinlere göre bu güven ihtiyacını hep hissederiz. Sosyal, dini, ekonomik ve siyasal gelişmenin olmazsa olmazı veya başka bir ifadeyle ‘sermayesi’ ‘güvendir.’ Francis Fukuyama da dünya milletlerinin gelişimini bu ‘sosyal sermaye’ üzerinden izah etmeye çalışır. Dünyanın hangi coğrafyasında ‘sosyal, ekonomik ve siyasal’ gelişmişlik varsa onun birincil motoru/öz sermayesi ‘GÜVENDİR.’

Söz buraya gelmişken insanlığın güven numunesi Hz. Muhammed’den (sav) bahis açmamak mümkün mü? Kendisine Peygamberlik gelmeden önce ‘Emin’ sıfatıyla anılmış mümtaz bir insanlık numunesiydi. Herkes O’nun elinden, dilinden kendilerini emniyette hissediyorlardı. Sonra bu yüksek insani karakter Peygamberlikle taçlandı. Karşıtları olan Mekke müşrik aristokrasisi Ona her şeyi yakıştırmaya çalışıyorlardı ama asla ‘eminliğini’ inkar edemediler. Ona ‘yalancı, hilebaz, sihirbaz’ diyemediler. Dilleri söylemek istese bile yürekleri söylememeye kilitlendi.

Mekke aristokratik müşrik rejiminin yok ettiği, neredeyse sıfırladığı güvenliksiz siyasal iklimde/rejimde Hz. Muhammed (sav) ve arkadaşları inançlarını yaşama; ekonomik ve sosyal hayatlarını idame etme anlamında bir özgürlük ve güven mücadelesi veriyorlardı. Bu mücadelenin ilk aktörleri ve kahramanları o toplumun içinde yaşayan; özgürlüğü ve güvenliği olmayan köleler olmuştur. Hz. Peygamberin özgürlük ve güvenlik çağrısına ilk koşanlar da onlar olmuştur. Bunlar bu kutlu çağrıya cevap vermekle çok büyük zulümlere maruz kaldılar. Bunlardan belki de en çok zulme maruz kalanlardan birisi de Mekke’li azgın bir İslam karşıtı kadının azatlı kölesi olan Habbab b. Eret idi. Çok büyük eziyetlere rağmen o yine de iman ve özgürlük mücadelesinden taviz vermiyordu. Bir gün halini Allah Resulüne arz ettiğinde, bakınız o insanlık önderi nasıl bir cevap veriyor;

“Sizden önceki ümmetler içinde öyle kimseler vardı ki, demir tarakla bütün derileri, etleri soyulup kazınırdı da, bu işkence, yine onu dininden döndüremezdi! Testere ile tepesinden ikiye bölünürdü de, yine bu işkence, onu dininden döndüremezdi! Allah elbette bu işi (Dini/İslam’ı) tamamlayacak ve üstün kılacaktır. Öyle ki, hayvanına binip Sana’dan (Yemen’in başkenti) Hadramut’a (Yemen’in en doğusunda bir il) kadar tek başına giden bir kimse, Allah’tan başkasından korkmayacak, koyunları hakkında da, kurt saldırmasından başka bir korku yaşamayacaktır! Fakat siz acele ediyorsunuz!” buyurdular.

Bakınız Allah Resulü nasıl bir hedef gösteriyor? Erkek-kadın fark etmez; öyle bir zaman gelecek ki; insanlar 100 km’lik bir yolu hiçbir güvenlik sorunu yaşamadan yolculuk yapabilecekler.

Peki, İslam coğrafyasında bu güvenlik taahhüdü/haberi gerçekleşti mi? Evet, malum Hz. Ömer’e atfedilen “Kenar-ı Dicle’de bir kurt kapsa koyunu, gelir de adl-i ilâhi Ömer’den sorar onu!” veciz ifadesi bu güvenlik şemsiyesinin çerçevesini ortaya koyuyordu. İslam coğrafyasının sınırı Kenar-i Dicle’ye kadar uzanmıştı. En uzak sınırı gösteriyordu. Yani, bırakınız insanları, hayvanların bile güvenliğinin koruma altında olduğuna dair yönetici/devlet adamı sorumluluğunun yaşandığı bir dönemden bahis ediyoruz. Ne yazık ki, bu tılsım Hz. Osman’ın hilafeti ve sonrasında bozulmuş ve bir daha dikiş tutmamıştır. Bugün bu bölge, yeryüzü coğrafyasının en güvensiz bölgesi olmuştur.

Bugün İslam dünyasının yöneticilerinin dinlerine yapabilecekleri en büyük hizmet, halklarına barış/adalet/güvenlik ve özgürlük iklimini tattırmalarıdır. Coğrafyasında yaşayan hiçbir kimsenin yarınından endişe duymayacağı bir siyasi iklim hasıl etmektir. İslam’ın neşvünema bulacağı iklim bu güven iklimidir. Bu iklimi boğan, nefes aldırmayan rejimler totaliter, keyfi, metazori rejimleridir. Bunlar da tabiatları gereği İslam’ın yönetime dair temel ilkelerine muhaliftir. Dolayısıyla bazı Müslüman müellifler bu rejimleri insani olmayan, küfür rejimleri olarak nitelemişlerdir.

Sonuç olarak, insanın özgürlüğünü ve güvenliğini teminat altına almayan bir rejim insani değildir.

(fahrettindagli.com)

Share.

About Author

Comments are closed.