27 Ekim 2018 – Barışta ısrar etmek!

0

Yıldız Önen

Barış kendi kendine gelen bir süreç değil. Barış çatışan güçlerin aklına bir anda gelen, “bir de bu yöntemi deneyelim” diyerek atılan bir adım da değil. Barış, “ama”sız barış isteyenlerin seslerinin hem siyasal konjonktür hem de kitlesel destekle görülmek zorunda kalınmasına bağlı olarak gündeme gelen ve bütünüyle siyasal bir hamledir.

Çatışan güçlerin ikisi birden barış sürecinin kendisi açısından kazanımla tamamlanacağını düşündüğünde gündeme gelen böyle bir sürecin başlayabilmesi için, aralıksız, çatışmacı yöntemlerin verdiği zararı anlatan bir kampanyanın sürekli olarak sesini çıkartması, yaşamsal bir öneme sahip.

“Barışın kaybedeni olmaz!” sloganı, bu açıdan çok anlamlı görünüyor. Bu sloganın bir barış felsefesi açısından doğru bir zemine işaret ettiğini düşünenlerin, en zor koşullarda, barışı dillendirmenin baskıyla karşılandığı şartlarda her şeye rağmen bu açıdan görüşlerini ısrarla dile getirmeleri, çatışmasızlık koşullarının oluşması için çok önemli bir girişimdir.

Bir kez daha hatırlamak ve hiç unutmamak lazım, barış süreçleri kendi kendine başlamıyor; koşullar zorlu da olsa barışta ısrar edenlerin taleplerinin zamanla gür bir sese kavuşmasıyla gündeme geliyor.

Türkiye’de Kürt sorununda çözüm sürecinin önce rafa kaldırılıp ardından bütünüyle tasfiye edilmesinin ardında, beka kaygısı argümanıyla temellendirilen dış ve iç politikada yaşanan makas değişikliği yatıyor. Suriye iç savaşında Rojava bölgesinde yaşanan gelişmelere eşlik eden seçim süreçlerinde çözüm döneminin siyasal muhataplarının birbirini düşmanlaştırması ve Kürt hareketinin süreçten kazanımla çıkması gibi gelişmeler, devletin diyalog yerine yeniden askeri seçeneği gündemine almasına neden oldu.

Gerçekten de bu siyasal değişiklikler ve özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yaşanan baskı koşulları Kürt sorununun siyasal yöntemlerle çözümünü savunanların işini zorlaştırıyor.

Beka kaygısıyla üretilen politikalar sadece Kürt sorununda çelişkileri derinleştirmekle kalmıyor, Türkiye’nin Suriye ve Irak gibi ülkelerde askeri harekatlar içinde girmesine de güçlendirici bir zemin sunuyor. Bu gelişmenin adı geçen beka sorununu gidermek bir yana tersine gerçek bir toplumsal beka sorununu, milliyetçiliği, çatışma kültürünü günlük hayatın bir parçası haline getirdiğini görmeliyiz.

Zor koşullarda barışta, diyalogda, çatışmasızlıkta, ölümlerin durmasında ısrar etmemizin temel nedeni de budur.

(Marksist org)

Share.

About Author

Comments are closed.