27 Şubat 2021 – Canan Özcan Eliaçık: Kıvılcımlı’nın dine bakışı kaba materyalizmden uzaktı – İslam Özkan

0

Hikmet Kıvılcımlı tam bir düşünce emekçisi olarak hem Marksizm’e orijinal katkılar yapmış hem de cezaevlerinde yıllarca çile çekerek davasının hakkını vermiş bir düşünür. Bir taraftan partiler kuruyor kitleleri örgütlemeye çalışıyor, diğer taraftan dergiler çıkartıyor ve yazılar yazıyor. Türkiye düşünce yaşamına yeni bir şeyler katma çabası içinde olan mücadele adamı Kıvılcımlı’yı anlamak aslında Türkiye’yi anlamakla eşdeğer. Gerek Osmanlı tarihine gerekse İslamiyet’e ilişkin tezleriyle sosyalist kesimde temayüz eden Kıvılcımlı’ya dair merak edilenleri Canan Ö. Eliaçık’la masaya yatırdık.

KIVILCIMLI’YI ORİJİNAL KILAN ŞEY, YAZILARINDA DA GÖRÜLEN MARKSİZM’E KATKI ÇABASIYDI

Kitabınızda Hikmet Kıvılcımlı’nın oldukça orijinal çalışmaları olan bir düşünür olduğunu söylüyorsunuz. Kıvılcımlı’yı orijinal kılan neydi sizce?

Kıvılcımlı hem pratik faaliyetten geri kalmayan hem de Marksizm’e katkı yapma iddiasıyla teorik üretim yapan bir isim. Bu, onu başlı başına orijinal kılıyor çünkü Türkiye sosyalist hareketi içerisinde böyle isimlerin sayısı oldukça az. Kıvılcımlı hayatı boyunca tarih tezi üzerine çalışıyor ve din yorumu da aslında tarih tezi doğrultusunda dinler tarihini ele almasıyla şekilleniyor. Tarihi, tarih öncesi ve tarih olarak ayırırken tarih öncesinin yazısız/kitapsız bir dönem olması sebebiyle unutturulduğunu söylüyor. Hatta Eric Wolf da “ilkel insanı” işçiler, göçmenler, azınlıklar gibi “tarihsiz insanlar” olarak adlandırır. Kıvılcımlı ise bu döneme vurgu yapar çünkü tarih öncesinin komün yaşamı günümüze kadar uzanan etkilere sahiptir.

Tarih dönemi içerisinde yer alan antika tarihin de Marksizm’de eksik olduğunu çünkü zamansızlık, antika medeniyetlerin doğduğu topraklarda yaşamamaları ve modern tarihin ekonomik işleyişine odaklanmaları gibi sebeplerden ötürü Marks ve Engels’in bu dönemi incelemediklerini söyler. Halbuki medeniyetlerin barbarlık ile bir arada olduğu bu dönem, tarihsel devrimlerin de olduğu dönemdir. Kıvılcımlı, üretici güçleri de maddi (coğrafya ve teknik) ve manevi (insan ve tarih) üretici güçler olarak ayırır ve toplum biçimleri arasındaki geçişi bu doğrultuda ele alır. Tarihsel devrim, üretici güçlerin bu şekilde belirlenmesi Kıvılcımlı’ya orijinalliğini veren unsurlardır. Yine Kıvılcımlı’nın tarih tezi doğrultusunda Osmanlı tarihi ve İslam tarihini ele alışı da onun en orijinal taraflarıdır.

KIVILCIMLI MARKSİZM’İN EKSİKLERİNİN OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORDU

Kıvılcımlı’nın oldukça orijinal bir düşünür olmasına rağmen salt sınırlı çevrelerde bilinmesinin yanı sıra tezlerine dair anlama ve yorumlama faaliyetlerinin oldukça sınırlı olması, çok fazla takipçisinin olmamasının sırrı nedir sizce? Kıvılcımlı bu topraklarda neden makes bulmadı?

Kıvılcımlı kendi çalışmalarına yönelik bu anlama ve tartışma eksikliğinden, hatta görmezden gelme durumundan çokça şikâyet ediyor. Ona göre bu durumun birinci nedeni, sosyalistlerin teoriye katkı yapma iddiasında olmaması ve bu iddiada bulunanları da küçümsemesi. Çoğunluk için sosyalist literatürün, üstelik de yetersiz çevirilerinin yapılması/okunması yeterli bulunuyor. Kıvılcımlı ise Marksizm’in doğal olarak eksikleri olduğunu ve diyalektiğin insanlık tarihinin bütününe uygulandığını söylemenin imkânsız olduğunu vurgular. Kıvılcımlı teoriye katkı yapma iddiasından yola çıkarak çok çeşitli konularda binlerce sayfa yazı yazmıştır. Bunları okumak, anlamak, yorumlamak ve eleştirmek çok ciddi zaman ve emek istiyor; bunu yapacak insan bulmak da o oranda zor oluyor.

Kıvılcımlı çok eleştiren de bir isim. İktidarı, içinde bulunduğu sosyalist hareketi eleştirir; hatta bir edebiyat akımı olan “Edebiyat-ı Cedide”nin dahi sınıfsal/toplumsal bir eleştirisini yapar. Bu, bana kalırsa, onu entelektüel yapan özelliklerinden de biri ama aynı zamanda “dışlanmasının” da bir nedeni olabilir. Sartre, aydın kişinin “bir halkçı partiye girdiğinde disiplini yüzünden parti politikalarına uyacağını ama sorgulama halinden de hiç vazgeçmeyeceği için aslında dışlanacağını” söyler. Bence Kıvılcımlı için de böyle bir durum söz konusu. Yine onun kendi sınıfsal konumu da bunda etkili bence. Türkiye Komünist Partisi içerisinde yönetici konumunda olan ve kendisinin isimlendirmesiyle bey/paşa çocuğu olan kişiler karşısında Kıvılcımlı altı sınıfta konumlanıyor; bu nedenle de onlarla eşit şartlarda mücadele yürütmüyor. Üstelik teori yapma “iddiası” da ona yakıştırılmıyor bana kalırsa.

Siyasi takipçisi ise var esasında; çok değerli siyasi takipçileri var Kıvılcımlı’nın. Akademi dışında üzerine yazılmış onlarca şey de var ama bence esas entelektüel/akademik alanda bir görmezden gelme durumu var. Kendi döneminde bu konuda yaptığı tespitler bugün hâlâ geçerli. Kıvılcımlı’dan sonra, hatta onu referans vererek yapılan çalışmalara referans verenler, bugün hâlâ bir adım öteye giderek Kıvılcımlı’yı da anma yoluna gitmiyorlar. Bu anlamda Kıvılcımlı’nın düşünce dünyasına katkıları anlamında daha çok sesinin duyulması gerektiğini düşünüyorum.

KIVILCIMLI’YI DİGER AYDINLARDAN AYIRAN ŞEY, ONUN ÖZERK VE BAĞLANTISIZ OLMASIYDI

Yine kitabınızda Kıvılcımlı’nın diğer aydınlardan ayrıldığını söylüyorsunuz. Peki onu özel kılan neydi? Hangi yönleriyle Kıvılcımlı diğer entelektüellerden ayrılıyordu?

Hem tarihsel hem de kavramsal olarak literatüre baktığımızda bir aydın-entelektüel ayrımı yapmak mümkün görünüyor. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e düşünce hayatına baktığımızda Tanzimat ile birlikte ortaya çıkan aydının, “aydın-bürokrat” tipinde ve devletin bekasını sağlama amacında olduğu görülüyor. Aydın, bilgiyi tüketen kişi olarak tarif edilirken entelektüel bilgiyi üreten kişi olarak karşımıza çıkıyor. Az önce söylediğimizle bağlantılı olarak entelektüelin eleştirel olma niteliği de ön plana çıkıyor. Bunun için toplamda 22 yıl hapis de yatıyor, nerede olduğunu bilmediği bir partiden de “atılıyor”. Herhangi bir devlet görevinde bulunmamış olması da bence onun özgürlüğü ve eleştirelliği konusunda katkıda bulunuyor. Yine orijinal bir entelektüel ve sosyalist olarak “akıl dışı konuları” görmezden gelmiyor. Dinler tarihi üzerine çok yetkin araştırmalar yapıyor. Bu, Türkiye sosyalist hareketinde nadir görülen bir durum.

KIVILCIMLI’YA GÖRE KUR’AN, ARABİSTAN BARBARLIĞININ MEKKE VE MEDİNE KENTLERİNDEN MEDENİYETE GEÇİŞİNİ ANLATIYOR

Kıvılcımlı “Müslümanlığın en esaslı komünizm olduğunu söyler” diyorsunuz. Kıvılcımlı bu tezini neye dayandırıyor, nasıl temellendiriyor?

Kıvılcımlı’nın din yorumu tarih tezine dayanır. Antika tarihte medeniyetler doğuyor fakat barbarlar da hâlâ var ve bu antika tarih barbarlarla medeniyetlerin “güreşi” halinde ilerliyor. Kıvılcımlı Kur’an’ın da Arabistan barbarlığının Mekke ve Medine kentlerinden medeniyete, yani sınıflı topluma geçişini anlattığını söylüyor. İslam peygamberi Muhammed’in kentleşmiş Arap toplumunu medeniyete geçiren bir tarihsel devrimci olduğunu düşünüyor. Ona ilk düşmanlık gösterenlerin ise kendi kabilesinden soydaşlarının Kureyşlilerin olduğunu vurguluyor. Bunun nedeni Kabe’yi korumakla görevli Kureyşlilerin bu otoritelerini kaybedecek olması ve maddi gelir kaybı yaşayacak olmaları çünkü buralar aynı zamanda ticaret merkezleri. Kıvılcımlı’ya göre Muhammed ise bu Kureyşli zenginlere karşı “yoksulları temel alan bir kolektivizm idealine” sahip. Bernard Lewis de mesela, Muhammed’in Mekke’deki “putperest oligarşiye” muhalefet ederek Medine’de bir sürgün hükümeti kurduğunu söyler. Kıvılcımlı İslamiyet’te ganimetin bütün Müslümanlara ait olduğunu -ki buna savaş komünizmi der-, ganimeti paylaşma konusunda sorun çıkınca mülkün Tanrı’ya ve peygamberine ait olduğuna dair Enfal suresinin oluşturulduğunu söyler. Böylece Mekkeli ve Medinelilerin “gözlerinin doyup” daha fazlasına düşmeyeceklerini umar. Ne var ki medeniyete geçen bütün barbar toplulukların akıbeti gibi İslam medeniyeti de zaman içerisinde bezirgânlaşır ve yozlaşır.

Kıvılcımlı bunu tarih tezi, barbarlık-medeniyet bağlamında temellendiriyor ama bu aynı zamanda Marksistlerin ilk Hıristiyanlık hakkındaki görüşlerini de anımsatıyor. Engels, Hıristiyanlığın ezilmiş insanların bir hareketi olarak ortaya çıktığını söylerken Rosa Luxemburg da ilk havarilerin “en ateşli komünistler” olduğunu yazar.

KIVILCIMLI’NIN DİNE BAKIŞI KABA MATERYALİZMDEN UZAK VE DAHA BİLİMSELDİ

Kıvılcımlı’nın dine dair görüşlerine ciddi bir yer ayırmışsınız kitabınızda. Bugünkü sosyalist hareketin dine yaklaşımıyla Kıvılcımlı’nın görüşlerini kıyaslarsak karşımıza nasıl bir tablo çıkıyor sizce? Kıvılcımlı’nın tezleri Türkiye’deki sosyalist hareket tarafından önce hazmedilip sonra aşılsaydı sosyalizmin Türkiye’deki hali şu andakinden farklı olur muydu?

Kıvılcımlı dinin en çok suistimal edilen konu olduğunu söylüyor ama bununla mücadele yolunun da ideolojiler değil bilim olduğunu net bir şekilde belirtiyor. Tarihöncesinin komün yaşamından itibaren insanlık bir kutsallaştırma süreci yaşıyor ve komün yaşamına ait inançlar ve yaşayış biçimleri toplumun şuuraltına itiliyor ona göre. Yapılması gereken ise toplumsal bir psikanaliz gibi bu şuuraltının bilince çıkarılmasıdır çünkü bugün yaşanan pek çok sorunun -hastalığın- ortadan kaldırılması ancak böyle mümkün olur. Kıvılcımlı dini anlatıları ya da mitolojiyi safsata ya da safi gerici şeyler olarak görmüyor. Bunların hepsinin tarihte yaşanmış olayları sembolize ettiğini söylüyor. Yani tufan mesela medeniyete hücum eden barbar akınlarıyla sular altında kalan medeniyetlerin hikayesini anlatıyor. İbrahim peygamber komüncül kan kardeşlerini medeniyete geçirememiştir ama orta barbarlığa geçirip, kentin temelini atmıştır. İnsan kurban etme yerine hayvan kurban etme geleneğini başlatmıştır. Bu anlatılar, bu tarihsel dönemler hakkında bilgi edinebileceğimiz nadir ve çok değerli kaynaklardandır. Ayrıca Kıvılcımlı’nın dine bu yaklaşımı kaba bir materyalizm/ateizm anlayışındansa Marksist bir ateizm çerçevesindedir.

Kıvılcımlı’nın yerli olana değer vermesi, Marksist teoriye katkı yapma iddiası bu yönlerden çok değerli bence. İçinde yaşadığı toplumun gerçeklerinden kopuk değil; yüz çevirmiş değil. Şöyle olurdu böyle olurdu gibi bir spekülasyon yapmak istemem ama Türkiye sosyalist hareketi bu anlayış seviyesine hâlâ çok varabilmiş gibi görünmüyor.

Kıvılcımlı Mahir Çayan, Deniz Gezmiş veyahut İbrahim Kaypakkaya’ların da bir şekilde içinde bulunduğu silahlı mücadeleyi CIA’in desteklediğini ileri sürüyor. Şiddet eleştirisi yapılabilir, belirli dönem hareketleri eleştirilebilir ama CIA destekli demek abartılı değil mi sizce? Kıvılcımlı bu iddialarını kanıtlayabilecek donelere sahip mi?

Kıvılcımlı Türkiye’yi tabanda yarı-sömürge, tavanda işbirlikçi olarak tanımlıyor ve yarı sömürge durumundan ötürü de anti-emperyalist olunması gerektiğini söylüyor. Finans kapital olarak adlandırdığı büyük sermaye ve onun yerli işbirlikçileri olduğunu söylüyor. Bunlara karşı devrimci güçler mücadele vermeli diyor. 27 Mayıs’ta finans kapitalin darbe aldığını söylüyor ama bir süre sonra ordunun/askerin kandırıldığını ve hırsız olarak nitelendirdiği finans kapitalin yine baskın geldiğini yazıyor. 12 Mart’a kadar olan süreçte silahlı eylem ya da gerillacılık faaliyetlerine giren devrimci gençlerin bu coğrafyaya göre politika yapmayıp, “dışarıdan” etkilendikleri siyasi faaliyetlere girişmesini eleştiriyor. Bunların direkt finans kapitalin CIA tarafından “desteklendiğini” değil de onların “işine geldiğini” söylüyor. Bu faaliyetlerin bahane edilip aslında kapitalizmin çıkmazlarına çare bulmak için muhtıranın ilan edildiğini söylüyor. Gençler kışkırtılıyor ve ordu da onlarla oyalanıyor, bu arada finans kapital de yapacağını yapıyor şeklinde bir yaklaşımı var. Hatta 12 Mart’tan sonra Sıkıyönetim Mahkemesi’ne yazdığı mektupta, idamla yargılanan gençlerin Mustafa Kemal’in genç subaylık günlerine benzer bir mücadele verdiğini ve hiçbirinin vatan haini olarak adlandırılamayacağını da yazıyor. Bütün bu sözleri de tartışılabilir elbette ama CIA’den destek alıyorlar demekle CIA’in işine yarıyor demek arasında oldukça fark var ve Kıvılcımlı’nın bu sözlerinden düşüncesinin ikincisi doğrultusunda olduğu görülüyor. Diğer taraftan Kıvılcımlı’nın “CIA sosyalizmi” diye adlandırıp “münafıkça çocuklar” dediği grup ise bugünkü Vatan Partisi’nin kökeni olan AK Aydınlık grubudur ve bu başka bir konudur.

KIVILCIMLI, DİNE İLİŞKİN YORUMLARINDA KISMEN CELAL NURİ’DEN ETKİLENMİŞ GÖRÜNÜYOR

Kıvılcımlı’nın din tezinin totalde bir analizi yapılırsa dinle ilgili tezlerinde en çok kimden etkilenmiş görünüyor? Din tezini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kıvılcımlı’nin din yorumu dediğimiz şey aslında tarih tezinde anlattığı barbarlık dönemi, medeniyetlerin doğuşu, yozlaşması, barbar aşısı gibi aşamaların ve olayların İslam medeniyetine uyarlanmasıdır. Ve tabii arkasından tarih tezi-din yorumu ilişkisi bağlamında özellikle de Türklerin İslam medeniyetine barbar aşısı yapması ve Türk toplumu üzerinde dinin etkisi gibi konulardan oluşuyor bu din yorumu. Dolayısıyla komün yaşamından başlayan kutsallaşma sürecinin nasıl işlediğini anlatıyor. Tanrıların nasıl soyutlaşıp, gökselleşip insandan uzaklaştığını ve insan tanrıyı yaratmışken nasıl olup da tanrının insanı yarattığı düşüncesinin baskın hale geldiğini sorguluyor. Bunu yaparken tarih tezinde kullandığı kaynakları kullanıyor ki bunlar Marksist literatür başta olmak üzere İbn-i Haldun’dan başlayıp kendi döneminin arkeoloji/antropoloji çalışmalarına kadar çok geniş bir alanı kapsıyor. Din konusunda Kur’an’ı çok ayrıntılı inceliyor, Kur’an’ın süslü ya da işte şiirsel bir dil kullandığı için esas anlamını çıkarmanın zor olduğunu söyleyip, kendisi bunu yapmayı amaçlıyor. Din konusunda bir de mesela Osmanlı düşün insanlarından Celal Nuri İleri ile düşüncelerini ben benzetiyorum. İleri de Muhammed’i çağının dâhisi/psikoloğu olarak görüyor ve dini anlatıların semboller olduğunu düşünüyor. Tabii Kıvılcımlı’nın tarih tezi bağlamında yaptığı din yorumunun çapına ulaşacak bir durumu yok.

Kıvılcımlı her şeye tarih tezi ekseninde bakıyor aslında; onu bir alet/yöntem olarak kullanıp olayları ve kavramları yorumluyor. Osmanlı tarihine de uyguluyor onu İngiltere’ye de Japonya’ya da… İslam tarihini de tarih teziyle okuyor, Türk toplumunun dini inanışlarını da… Dini anlatılara, mitolojiye tarihsel kaynaklar olarak bakması ve kutsallaştırma sürecini bilimsel olarak anlamaya çalışması bana göre çok kıymetli çabalar. Bu coğrafyada yaşayan sosyalistlerin bunu yöntem olarak örnek alması gerektiğini düşünüyorum. Diğer taraftan Kıvılcımlı bir komünist/ateist ve bunu söylemekten hiç çekinmiyor. Tanrıyı insanın yarattığını yazan bir kişinin inançlı/dindar olarak anlaşılması çok yanlış bir noktaya götürür. Lenin din konusunun sadece propaganda gibi yöntemlerle çözüleceğini sanmanın saflık olduğunu vurgular. Dini sınıf savaşımından ayırarak soyutlamanın idealistçe olduğunu vurgular. Kıvılcımlı dine yaklaşımı konusunda Marksist ve bilimsel bir yol izlemiştir diyebilirim.

Canan Özcan Eliaçık kimdir?

Canan Özcan Eliaçık, Marmara Üniversitesi İngilizce Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. 2010 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yüksek lisansını, 2018 yılında Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde doktorasını tamamladı. Doktora tezi 2019 yılında Türk Sosyal Bilimler Derneği Genç Sosyal Bilimciler Ödülü’ne layık görüldü. Tez çalışmaları sırasında, Tübitak bursu kazanarak Amsterdam’da bulunan Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsü’nde (IISG/USTE) misafir araştırmacı olarak bulundu. 2010-2013 yılları arasında TOLEYİS’te çalıştı. 2014 yılından beri İstanbul Arel Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde çalışmaktadır.

(Gazete Duvar)

Share.

About Author

Comments are closed.