29 Kasım 2019 – Korkuların cemaatleri – Ferhat Kentel

0

Bugünlerde intihar meselesiyle ilgili olarak ekonomik olarak çöküntü yaşayan insanların, aynı zamanda nasıl kendilerini yalnız ve çaresiz hissettiklerinden de bahsediyoruz. Aslında insanların yaşadıkları ve hem ekonomik çöküntü hem de yalnızlıktan kaynaklanan hüsranda kuşkusuz toplumdaki dayanışma ve empati ağlarının büyük ölçüde aşınmış olması büyük bir rol oynuyor.

Bir yanda geleneksel bağlar zaten büyük ölçüde aşınmışken (yani artık “komşusu açken, tok yatan bizden değildir” söylemleri çok da anlamlı gelmiyor insanlara), diğer yandan modern toplumların “sosyal devlet” eliyle sağlanan dayanışma ağları da neoliberal politikalarla çöküntüye uğradığı için, yeni zamanların insanları oldukça çaresiz durumdalar.

Bu durum, en kırılgan insanlar için intihara sebep olurken, aynı zamanda, tam da o derin çaresizliğe karşı bir tür korunma kalkanı olarak cemaatleri öne çıkarıyor. İnsanların önünde her anlamda var olan çeşitlilik ve imkânların yanı sıra, küresel zamanlar aynı zamanda korkunç bir güvensizlik yaratıyor ve cemaatler bu belirsizlik ve güvensizlik karşısında sürekli yenilenen, yeni anlamlar kazanan sığınaklar haline geliyor.

İnsanların birbirine bakarak, birbirine benzeyerek ve gaz vererek güçlü gibi görünmesini sağlayan bu cemaatler aslında inanılmaz derecede kırılgan yapılar… Çünkü her ne kadar cemaatler, bir araya gelip homojen birliktelikler kurup, dışarıya karşı güçlü savunma kalkanları oluşturmaya çalışsalar da, mantığındaki kırılganlığı saklayabilmeleri mümkün değil. Her şeyden evvel, kendilerine, kimliklerine, inançlarına güvenemeyen insanların ancak bir araya gelerek kendilerini güçlü hissedebildikleri yapılar bunlar.

Cemaat olmak için illâ ki, örgüt gibi olmak ya da tepesinde şeyh, reis, şef, ilahlaşmış “kutsal” görünümlü birisinin olması gerekmiyor; cemaat en basit ifadesiyle kendi içine kapalı kültürel bir havza ya da ideolojik bir grup ya da hassasiyet de olabilir. Ancak şekli ne olursa olsun, cemaat başkalarının taşıdığı risklere karşı korunma hattıdır ve sınırların tesisidir. Sol, sağ, İslamcı, Hristiyan, Budist ya da bunların çeşitli versiyonları olmak üzere, bütün cemaatlerin bireyleri başkalarından ve gelecekteki güç ilişkilerinin kendi aleyhlerine dönmesinden ve içerideki potansiyel “hainlerden” ölesiye korkarlar.

Cemaatlerin bireyleriyle birlikte taşıdıkları korkular çok çeşitli olabilir. Bu ülkeye gelen mülteciler, ülkede zaten yaşayan (hatta cemaatçilerden bile eski olan) azınlık durumuna düşmüş olan insanlar veya farklı dinsel, etnik ya da yaşam tarzları da olabilir.

Hatta geçtiğimiz günlerde, bir Anadolu şehrinde rastlanan durumda olduğu gibi, otizmli çocuklar bile bazı insanları korkutabilir. Otizmli çocuklar, kendilerini “sağlam” gören insanların gelecekte yaşayacakları eksikliklerinin sebebi olarak görülebilirler.

Yani burada “sağlamcılık” ideolojisi, kendisini ve ailesini, gelecek kuşaklarını “sağlam” gören, sağlam olduğuna inanmak isteyen insanların cemaati haline gelebilir.

Ya da çoğunluk din, mezhep ya da etnik grubuna ait olan insanlar bile küçük azınlıklardan, bir gün çoğunluk olmalarından korkabilirler.

Bu yüzden “Alevi’nin kestiği et yenmez” diyenler, evde kadının kocasına itaat ve hizmet etmesini sorgulayanları “aile düşmanı” olarak niteleyenler, feministlerden, başörtüsünden ya da Kürtlerin nüfusunun artmasından çok korkanlar, velhasıl belki de hepimiz, herhangi bir başkasından çok korktuğumuz için, çok cemaatçiyiz.

Korkularımızı yenersek, belki sadece kendimizinkini değil, başkalarının da tekçi cemaatlerinin duvarlarını yıkmalarına katkıda bulunabiliriz.

(Bir Yol)

Share.

About Author

Comments are closed.