29 Kasım 2019 – Yıkıcı sonuçlar yakın, yarın artık çok geç – Beytullah Önce

0

Dünya artık insanlığın hırslarını taşıyamıyor, kaldıramıyor.

İnsanlık gibi yeryüzü ve doğa da hızla fesada uğruyor, bozuluyor.

Her gün yeni bir rapor, bize birbirinden farklı kıyamet senaryoları hazırlarken; raporların ortaya koyduğu gerçeklerin muhatapları herhangi bir faaliyette bulunmuyor.

Şaşırtıcı değil çünkü yerel ve küresel siyaset, dünya sistemi piyasa aktörlerinin kâr hırslarını tatmin etmeye çalışmakla meşgul.

Kârına ortak etmeyen şirketlerin zararlarını üstlenmenin yollarını bulmakta her ne kadar hızlı iseler, mevcut düzenin yeryüzüne ve insanlığa verdiği zararı engellemekte bir o kadar ağırlar.

Sorun burada ve her yerde.

Yaşadığımız şehirlerde olan bitenlere bakın.

Ülkelerin, kıtaların, kara parçalarının ve denizlerin uğradığı felaketin izlerini göreceksiniz.

Bereketli tarım topraklarının, akarsuların ve derelerin üstüne nasıl beton dökülüp, oradaki ekosistemin, biyolojik dengelerin, doğal hayatın nasıl tahrip olduğunu anlayacak ve kalbinize beton dökmediyseniz vicdanınız sızlayacak, kahrolacaksınız.

Yeryüzünü yaşanılır kılan her ne varsa onu hızla yok ediyor, insanlığa ve doğaya zarar veren her ne varsa onu hızla çoğaltırken, önümüze her gün yeni bir kıyamet habercisinin gelmesine neden şaşıralım?

Mesela şu habere bakalım:

Dünya Meteoroloji Örgütünün son raporu, iklim değişikliğinde büyük paya sahip olan sera gazı yoğunluğunun geçen yıl rekor seviyeye ulaştığını ilan ediyor.

Her yıl yükselen bu ortalama, bir sonraki neslin çok büyük çevresel felaketlere maruz kalacağını gösteriyor.

Bizim sadece artan hava sıcaklığıyla hissetmeye başladığımız sorun, onlar için tüm ekosistemin bozulmuş olduğu bir gelecek anlamına geliyor.

Gelecek nesillere buzulların eridiği, deniz seviyelerinin yükseldiği, karada kuraklığın arttığı, temiz su kaynakların hızla azaldığı, solunabilir temiz havaya erişimin lüks sayılacağı bir dünya bırakıyoruz.

Tüm bu gerçeğe karşı ülkemizde olan bitene bir bakın.

Mevcut ormanları ve dereleri hızla yok ederken, caddeleri süs bitkileriyle doldurup fidan dikmeyi çevre politikası zannediyoruz.

Dumansız hava sahası ile sigara tüketicilerine yönelik önlemler arttırılırken, diğer taraftan sanayi bölgelerinde soluk alıp vermek giderek güçleşiyor, kanser vakaları artıyor.

Yönetenler termik santrallerin baca filtrelerinin takılmasını birkaç yıl daha erteleyen kanun teklifleri kabul ediyor.

Çevreyi korumak için naylon poşetin parayla satılmasına karar veriliyor fakat hâlihazırda sahip oldukları filtreleri ve arıtma sistemlerini dahi çalıştırmayan şirketlere hiçbir yaptırım uygulanmıyor.

Şirketlerin kâr hırsına tedbir alması gereken siyaset mekanizması, denetleme sorumluluğunu bu noktada devreye sokmazken, vatandaşları sosyal sorumluğa davet ediyor!

Başka bir ifadeyle kurdun sürüye dalmaması için tedbir almak yerine, tek başına bıraktığı kuzuya dönüp sadece yem olmamasını salık veriyor.

Bunun çare olmadığı, olamayacağı apaçık belli değil mi?

O halde raporların sürekli yıkıcı sonuçlarına karşı uyardığı bu gidişata karşı gerçekçi önlemlerin bir an önce hayata geçirilmesi gerekmez mi?

Şehirleri, ülkeleri, kıtaları yaşanmaz kılan mevcut üretim ve tüketim süreçlerinin tamamen değişmesi için kaybedilen zamanın telafisi yokken, bu kadar rahatlık ve keyfilik gerçekten büyük bir vebal sayılmaz mı?

(Sakarya Yenihaber)

Share.

About Author

Comments are closed.