30 Kasım 2020 – Ak Parti yol ayrımında… – Mustafa Paçal

0

Ak Parti ve MHP koalisyonu iktidarlarını korumak ve tahkim etmek için kamu ve siyaset dışı araç ve yöntemleri kullanarak kendine yeni ortaklar yaratıyor.

Siyaseti, siyasi kurumların yani partilerin ve diğer siyasi araç ve yöntemlerin dışına çıkarmak yeni bir şey olmasa da hiç bu kadar yoğunlukta da gündem oluşturmamıştı.

Bilinen o ki siyaset dışı araçlar ve çevreler siyaseti etkilemeye kendine göre bir gündem yaratmaya devam edeceğidir.

Bu minvalde mafya babası Alaattin Çakıcı’nın Kemal Kılıçdaroğlu’na gönderdiği ilk tehdit mektubu MHP lideri Bahçeli tarafından destek gördü.

Ancak Ak Parti ve saray sözcüleri durumu kınayan ve “olayın yargıya intikal ettirildiği” açıklayan demeçler vermiş olsa bile; Erdoğan doğrudan konuya ilişkin bir açıklama yapmak istemeyerek “sükut ikrardan gelir” çağrışımı yaratmıştı..

Oysa Cumhurbaşkanı olarak tüm siyasi aktörlerin tehdit ve baskı ortamından arınmış bir siyaset alanı içinde özgürce siyaset yapmalarının güvencesinden de sorumlu kişi olarak sessiz kalmayı tercih etmemeliydi.

Yahut en azından Emine hanım kadar bile olsa “katiller,mafya babaları,zorbalar rol model olarak lanse edilmesin” diyebilmeliydi.

Olmadı demedi, diyemedi…

Neden?

Çünkü, halen mecliste en fazla milletvekiline sahip birinci parti olmasına karşın ve halen yapılan anketlerde de birinci parti çıkmasına karşın, neden mecliste dördüncü parti durumunda olan ve yapılacak ilk genel seçimlerde meclise bile girip girmeyeceği belli olmayan bir parti ve onun liderinin arka çıktığı bir mafya babasına “otur oturduğun yerde” diyemedi.

Diyemedi ve diyemezdi.

Çünkü iktidarın ayakta kalmasının güç merkezi dışarı kaymıştı.

Bu yeni bir şey değildi.

2002 genel seçimlerinde Ak Parti iktidar olduktan sonra on altı yıl içinde her seferinde seçimleri kazanmış ve meclis çoğunluğunu tek başına ele geçirmiş olmasına rağmen 2018 genel seçimlerinde bu sefer öyle olmamış ve Ak Parti meclis çoğunluğunu kaybetmişti.

Ve MHP ile koalisyona gitmeye mahkum etmişti kendini…

Çünkü bu koalisyonu yapmaya onu bagajındaki kirli çamaşırlar zorluyordu. Kendi günahlarının üzerini örtmek için başkalarının da günahlarına ortak olmaktan başka çaresi kalmamıştı.

Bugün iktidarın nicelik olarak büyük ortağı Ak Parti ama iktidarın sürdürülebilmesinde nitelik MHP’nin elindeydi.
Bunun anlamı de-facto iktidar sahibi Bahçeli ve MHP idi.

Bahçeli ve çevresi bu gerçeği bildiği için kalkıp pervasızca Çakıcı’ya sahip çıkabiliyordu.

Bunun bir başka nedeni de Ak Parti’nin iktidarını sürdürebilmesi için kendilerine mahkum olduğu idi.

Artık süreç yönetimi MHP’ye geçtiği için Çakıcı’ya ikinci tehdit mektubunu yazdıracak kadar işi ilerlettiler.

Şimdilik Erdoğan’da yine ses yok.

Ancak bu sessizliğe, dün yargıdan karşı bir ses geldi.

Aydın Kuşadası’nda, Hakim Ekelik isimli bir yurttaş Alaattin Çakıcı’ya hakaret ettiği için tutuklanmıştı.

Bunun anlamı tam da “sükut ikrardan gelir” derseniz.

Yargı da bunu kendine verilmiş talimat gibi sayar ve Çakıcı’ya hakareti adeta Cumhurbaşkanına hakaret gibi yorumlayarak insanı suçsuz yere hapse atar.

Şimdi…

Bu siyasi durum, daha önceki iktidarlarda söz konusu olduğunda yapılacak iş erken genel seçimlere giderek bu siyasi tıkanıklığı çözmekti.

Kaldı ki Ak Parti’den önce DSP ve ANAP’ın içinde olduğu koalisyonun bir ortağı da MHP idi.

Bahçeli bu koalisyonu bozan ve ülkeyi erken genel seçimlere götüren kişiydi. Bahçeli, koalisyon içinde rahat ve istediği gibi hareket edemiyordu.

Rahmetli Ecevit ve Mesut Yılmaz bu fırsatı Bahçeli’ye vermiyorlardı.

Bahçeli de erken seçim seçeneğini gündeme getirerek siyasi tıkanıklığı açmış oldu. Ve yapılan seçimler sonucunda meclise bile girememişti.

Şimdi ise iktidara ne istiyorsa yaptırıyor hatta kendisinin iktidar sahibi olduğunu biliyor.

Onun için seçim falan şimdilik istemiyor.

Ne zaman Ak Parti hukuk ve demokrasi alanında somut adımlar atmaya başlar, ne zaman MHP’ye haddini bildiren bir siyasi ortaklık sürecine girer, işte o zaman MHP, iktidardan desteğini çeker.

Ak Parti’nin de öyle köklü reform yapma niyeti de gözükmediği için şimdilik al gülüm ver gülüm yola devam ederler.

Yalnız bu değerlendirmelerim işlerin bunların dediği gibi gittiği koşullarda olursa söz konusu olur.

Ekonomi ve toplumsal yaşamdaki gerginlik ve dışardan gelecek olan baskılar bu iktidar tezgahını bozacak özelliklere sahip bulunuyor.

ABD başkanı seçilen Joe Biden’ın 20 Ocak’ta göreve başlayacak olması bölge siyasetinde ve uluslararası ilişki ve dengelerde yeni bir döneme girileceğini gösteriyor.

Trump döneminden farklı olarak daha bir kurumsal çalışmaya yakın olan Biden, Türkiye ilişkilerinde de buna dikkat edecektir.

Biden, BM ve NATO üzerinden de Türkiye için sorunların ele alınmasında etkili olacak ve Kıbrıs sorunu ve doğu Akdeniz ile Yunanistan’la olan sorunları bu iki kurum üzerinden çözümlemesini arayacaktır.

Suriye’de Rusya Federasyonu ile sorunlar için kalıcı anlaşmalara gidilebilmesi beklenenler arasındadır. Bu anlaşma içinde tabi ki Türkiye’ye bir rol verilmesi beklenmeli ama bu rol düzenleyici bir rol olmayacağı bilinmelidir.

AB tarafı ise daha ayrı bir siyaset ile Türkiye’ye yaklaşıyor.

Kısaca havuç ve sopa siyaseti, daha önce Haziran ayı AB Konseyi toplantısında “pozitif gündem” başlık bir paket gündeme getirilmişti. Türkiye eğer hukuk devleti ve demokrasi alanında var olan sorunların giderilmesi için çaba gösterirse, bizde Türkiye ile vize sorununun giderilmesi için yeniden müzakereler geri döneriz denmişti.

İşte onun içindir hukuk reformunu ağızlarında geveleyip duruyorlar.

Ancak şimdilik ufukta bir şey gözükmüyor.

Yalnız AB Konseyi “pozitif gündem” üzerinde bir ilerleme olmadığı takdirde 10-11 Aralık’ta toplanacak olan Konsey toplantısında Türkiye için yaptırım seçeneklerinin masada olacağını da açıklamıştı.

Angela Merkel ise son yaptığı açıklamada bunu yineledi.

Rusya ilişkileri de son Ermenistan-Azerbaycan savaşında olduğu gibi gergin Suriye’de ki sorunlar da ilave çabası bu ilişkide yeniden tanımlanmaya ve verimli duruma getirilmeye muhtaç görünüyor.

Çember daralıyor ve Ak Parti yol ayrımında, ya iktidarını korumak için MHP’ye mahkum olan bir Ak Parti ya da yurttaşlarının demokrasi, hukuk devleti ile daha güçlü bir ekonomi tercihini dikkate alan bir Ak Parti…

Şimdilik birincisini tercih ediyor.

Bakalım ne olacak…

(Gazete Davul)

Share.

About Author

Comments are closed.