5 Mart 2020 – Göçmenlerin yaşama hakkını koruyun, çözüm için harekete geçin

0

Göçmenlerle ilgili çalışan dernekler ve bireyler, Türkiye’de göçmenlerin yaşadığı sorunları ve çözüm önerilerini bir basın toplantısı ile kamuoyuna duyurdu.

“Göçmenlerin yaşama hakkını koruyun, çözüm için harekete geçin” çağrısı yaptı.

Suriye Dernekleri Platformu, Uluslararası Mülteci Hakları Derneği, Sığınmacı Hakları Derneği ve Hepimiz Göçmeniz Platformu, hem Suriye sınırında, hem de Yunanistan sınırındaki göçmenlerin çok zor koşullar altında yaşama savaşı verdiklerini, dünyadaki ilgili bütün kurumların, devletlerin sorumluluk üstlenerek harekete geçmesi gerektiği çağrısında bulundu.

Taksim Hill Otel’de düzenlenen basın toplantısında sanatçı Deniz Türkali, Suriye Dernekleri Platformu Genel Sekreteri Muhamed Akda, Uluslararası Mülteci Hakları Derneği Başkanı Abdullah Resul Demir, Sığınmacı Hakları Derneği’nden Bekir Berat Özipek, Hepimiz Göçmeniz Platformundan Şenol Karakaş, Ufuk Uras, Avukat Abdülhalim Yılmaz ve Yıldız Önen birer konuşma yaptılar.

Toplantının ortak metnini sanatçı Deniz Türkali okudu. Açıklamayı okurken gözleri yaşaran Türkali, “Gerisini okumak istemiyorum. Bir şey söylemek istiyorum, gözümüzün önünde yeni bir soykırım yaşanıyor. 21. yüzyılın soykırımı bu. Milyonlarca insan gözümüzün önünde ölüme, açlığa; küçücük çocuklar, yok olmaya terk ediliyor. Gerçekten artık tahammülü kalmıyor insanın. Çılgın bir dünya halindeyiz ve bu kimsenin umurunda değil. Buna nasıl önlem alınır, ne yapılır inşallah bileniniz vardır” diye konuştu. Deniz Türkali, aşağıdaki basın açıklamasını okudu:

Sığınmacıların yaşama hakkını koruyun, çözüm için harekete geçin

Sığınmacılarla ilgili çalışan dernekler ve bireyler olarak dünyaya acil çağrımızdır:

İdlib’deki son çatışmalarla birlikte, Suriyeli sivillerin kitleler halinde göç ettiği bölgelerin artık güvenli olmadığının açıkça belirginleştiği bir ortamdayız. Astana Sürecinde oluşturulan geçici güvenli bölgeler artık çok daha güvensiz. Başta İdlib ve çevresindeki 2 buçuk milyon insan olmak üzere, yaklaşık altı milyon insanın yaşama hakkı ciddi bir tehdit altında bulunuyor.

Suriye rejiminin ideolojik, etnik ve inançsal temelde düşmanlaştırdığı insanlara yönelik olarak gerçekleştirdiği, kimyasal silah kullanımını da içeren toplu öldürme olayları, geldiğimiz aşamada Türkiye ve Suriye arasındaki sıcak çatışmalarla birlikte, bölgede sıkışmış durumdaki sivillerin bir soykırım riski altında olduğu acil bir durumun varlığına işaret ediyor.

Kitlesel ölümlerin ve ona bağlı olarak milyonlarca insanı kapsayacak yeni bir göç dalgasının her an gerçekleşeceği bu ortam, ABD ve AB devletleri başta olmak üzere, tüm dünya devletlerine ve toplumlarına, adım adım gelen bu trajediyi öncelikle kaynak ülkede önleme sorumluluğunu yüklüyor.

Tarihi bir kırılma noktasındayız. Bugüne kadar bu sorunun ortaya çıkmasında, derinleşmesinde ve bir milyon insanın ölümü, yedi milyon insanın ise sığınmacı olmasında doğrudan ve dolaylı olarak payı olan devletlerin bu tarihi anda görmezden gelme ve sorumluluk almama politikalarına devam etmelerinin sonuçları telafi edilemez olabilir.

Türkiye devleti de sığınmacılar için hayatı zorlaştıracak türden düzenlemelerden kaçınmalıdır. Onların insan onuruna yaraşır bir biçimde yaşayabilecekleri ve kendilerini gitmek zorunda hissetmeyecekleri bir atmosfer oluşturmalıdır. Sığınmacıları Türkiye’de kalmaya veya gitmeye zorlamamalıdır. Gerek Suriye’den gelecek olanlar ve gerekse de ayrılmak isteyenler için açık kapı politikası uygulamalıdır. Sığınmacıların seyahat etme, ülkeden ayrılma ve başka bir ülkeye sığınma haklarını, can güvenliklerini riske etmeyecek biçimde kullanmalarını sağlamalıdır.

AB ve üye devletler de sığınmacılarla ilgili üstlerine düşeni yapmalıdır. Suriye’de sorunun demokratik bir şekilde çözülmesi için sahici bir çaba göstermelidir. Bu gerçekleşinceye kadar -veya bu sorumluluğu üstlenmediği zaman zarfında- sığınmacılara kapılarını kapatmaktan vazgeçmelidir, onların tamamının Türkiye’de kalmasını sağlamaya çalışmamalı, bu insani trajedinin maliyetini paylaşmalıdır.

Milyonlarca insanın hayatı, bölgesel ve devletlerarası ilişkilere, stratejik hesaplara ve Türkiye ile ilişkilere kurban edilmemelidir.

Bugün acil ve öncelikli olan, İdlib ve çevresindeki sivillerin yaşama haklarını korumaktır. Bu sorumluluğun bilinciyle harekete geçmek, artık tüm insanlığın kaçınamayacağı bir ahlaki ve hukuki ödevdir.

Suriye Dernekleri Platformu
Uluslararası Mülteci Hakları Derneği
Sığınmacı Hakları Derneği
Hepimiz Göçmeniz Platformu

Toplantıda konuşulanlar özetle şöyle:

Hepimiz Göçmeniz Platformundan Yıldız Önen: Salı günü İpsala Yeni Karpuzlu beldesinde sınırdaydık, yollarda pek çok göçmen yürüyerek sınırdan geri dönmekteydiler. Sınırı geçmeye çalışan göçmenler çok acıklı olaylar yaşamışlar, pazar akşamı büyük bir saldırıya maruz kalmışlar. Vücutlarının çeşitli yerlerinde saçma ve gaz kapsüllerinin açtığı yaralar vardı, ölü ve yaralılar olduğunu söylediler. Yunanistan polisi, ellerine geçirdiği mültecilerin pasaportlarını yırtıp paralarına, telefonlarına ve bir kısmının da kıyafetlerine el koymuş. Özellikle ayakkabılarını çıkartmaya çalışmışlar.

Sınırda görüştüğümüz onlarca göçmen, çeşitli ülkelerin vatandaşları, aralarında Afganlı, Senegalli, Nepalli, Faslı, Somalili göçmenler vardı. Suriyeliler, oradaki göçmenlerin küçük bir azınlığıydı.

Saldırılardan dolayı göçmenler yavaş yavaş İstanbul’a veya geldikleri illere geri dönmeye başlamışlar. Birkaçıyla sohbet ettik, şöyle bir cümle kurdular: ‘Burada sınırı geçmeye çalışırken Yunanlılar bizi soydu, şimdi bir de dönerken soyuluyoruz.’ Çünkü minibüs, taksi ve otobüs sahipleri, göçmenleri geri taşımak için kişi başı 100- 150 TL istiyormuş. Görüştüğümüz taksi ve otobüs sahiplerinin de bize ‘Biz bunlara devlet olarak yeterince para verdik şimdi biraz da geri alalım’ şeklinde söylemleri oldu. 

Göçmenler konusunda temel taleplerimiz şunlardır: 

· Bütün göçmenlere mültecilik hakkı verilmelidir. Mültecilik hakkı, her bir göçmenin yeni yaşamını kurmasında önemli bir adım olacaktır. Çalışma izni alabilecek, uzun vadede yurttaş olma hakkı kazanabilecektir. 

· AB ile Türkiye arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşması iptal edilmelidir.

· Savaştan, baskıdan, zulümden kaçan insanlara tüm sınırlar açılmalıdır. Göçmenler kardeşimizdir, onlarla dayanışma içinde olmalıyız.

· Tüm göçmenlere güvenli, sağlıklı bir yaşam imkanı sağlanmalıdır.

Suriye Dernekleri Platformu Genel Sekreteri Muhamed Akda: Göç herkesin hakkıdır. İnsanın bir yerden bir yere intikal etme arzusu, ‘kaçmak’ olarak nitelendirilmemelidir. İnsanın göç etmesi, kendisine ve çocuklarına daha onurlu bir hayat sağlaması amacıyla yürüttüğü mücadelelerden bir tanesidir. Kaldı ki siz de insanların göç etmek için neleri riske attığını görüyorsunuz. Bu sebeple şu an mültecilerin yaptığı, bir kaçma eylemi değildir.

Şu anda Yunanistan’a giden göçmenlerin sayısını İçişleri Bakanı 150-200 bin olarak veriliyor. Bunların çok küçük bir oranı Suriyeli. Peki, Türkiye’de bulunan Suriyeliler bir yük mü yoksa katma değer yaratan bir kitle mi? Suriyeliler içerisinde eğitimini sürdürenler, şirket kuranlar, katma değer üretenler, ihracat yapanlar, Türkiye’nin hizmet ve sanayisini dünyaya pazarlayanlar var. Dolayısıyla bunların hepsi bir katma değer.

İçişleri Bakanlığı’nın resmi açıklamasına göre Suriyelilerin Türkiye’de suç işleme oranı yüzde 1 bile değil. Suriye halkı 1 milyon kayıp verdi, buna rağmen Esed Rejimine karşı mücadeleye devam ediyorlar. Buna rağmen sokaklarda ırkçı saldırılara uğruyorlar.

Uluslararası Mülteci Hakları Derneği Başkanı Abdullah Resul Demir: Biraz önce söylendi, sınırı geçmeye çalışan sığınmacılara yönelik Yunan güvenlik güçleri şiddet uyguluyor. Tüm uluslararası sözleşmelere, Avrupa insan hakları ve temel özgürlüklerin korunmasına ilişkin sözleşmelere rağmen, AB bu zamana kadar üzerine düşeni yapmadı. Avrupa sürekli olarak “Buraya gelmek isteyenlerin çoğu Müslüman, ekonomik olarak onların hepsini barındıracak durumda değiliz ve gelirlerse bizim kültürümüzü de etkilerler” gibi söylemlerle mültecilere kapılarını kapalı tuttu. Para vererek sığınmacıları AB’den uzak tutmaya çalıştı.

Türkiye’de 5 milyondan fazla sığınmacı var. İdlib’de çok zor koşullarda yaşayan, fırsat bulsa hemen Türkiye’ye girecek olan 2,5 milyon insan var. Bu da ciddi bir yük.

Sığınmacılar yılladır Türkiye’de yaşıyorlar, Türkiye her ne kadar şartları olabildiğince iyileştirmeye çalışsa da yük fazla olduğundan o insanlar burada artık gelecek göremiyorlar. En büyük kaygıları gelecekleridir. Çocuklar var orada, kundaktaki bebekten 18 yaşına kadar çocuklar var. Bu çocukların geleceklerini düşünüyorlar. Bu gelecekleri için, Avrupa’ya gitmiş olan akrabalarının yaşıyor oldukları durumu da kıyaslayınca hiç tereddüt etmeden yola koyulabiliyorlar. Çünkü artık kaybedecek bir şey kalmamış. Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, NATO ve bunlara üye olan tüm ülkeler, ciddi anlamda bir araya gelerek, savaşa sebep olan veya mülteciliği doğuran tüm sebeplerin ortadan kaldırılması için çalışmak zorunda. 

Yunanistan’ın sığınmacılara yaptığı zulümlerin hesabı sorulmalıdır. Dünyada pek çok yerde, Doğu Türkistan’da, Arakan’da, Afganistan’da yaşanan hak ihlalleri sürekli göçmen akınını doğuruyor. Dünyadaki hak ihlallerine yönelik bir şeyler yapılmalıdır.

Hepimiz Göçmeniz Platformu’ndan Şenol Karakaş: Irkçılar sürekli yalan haberler yayıyor, biz göçmenlerle dayanışanlar buna öfkeleniyoruz. Göçmenler kardeşimizdir diyoruz. Irkçılar varsa, biz de varız, bu toplumda ırkçı olmayan bir çoğunluk var.

Suriye’deki askeri süreçlere bağlı olarak devletin politikalarında yaşanan değişikliklerle birlikte Türkiye’deki ırkçılar, hem göçmen akını başladığından beri üretilen yalanlardan hem de devletin politikalarındaki bu zımni değişimlerden aldıkları güçle, mültecilere saldırıyorlar.

Göçmenlere aparat gibi yaklaşılıyor. Son günlerde yaşananlar göçmenlerle ilgili pek çok yalanı ortaya koydu. Sınırlar açıldı diye hemen sınıra gittiler, çünkü Türkiye’de yaşam koşulları göçmenler için çok kötü. Göçmenler çok düşük ücretlerle yaşamaya çalışıyorlar. Suriyelilerin sınıra daha az gitmesi de onların durumu iyi olduğundan değil, sınıra gittiklerinde neyle karşılaşacaklarını bildiklerinden gitmediler. Sınırın gerçekten açıldığına inansalar Türkiye’de hiçbir göçmen kalmaz. Çünkü burada geçici olarak yaşadıkları onlara sürekli hatırlatılıyor. Çok güvencesiz durumdalar, sürekli ırkçı saldırılara maruz kalıyorlar.

Maraş’taki olaylara dikkatinizi çekmek isterim. Devletten yüz bulan çeteler, bir vesileyle çeşitli yerlerde göçmenlere saldırıyorlar. Ancak her şeye rağmen toplumdaki sağduyunun yüksek olduğunu düşünüyorum. Bu sağduyu sebebiyle saldırılar, kitlelerin katıldığı büyük facialara yol açmıyor.

Sığınmacı Hakları Derneğinden Bekir Berat Özipek: Her şey gözümüzün önünde oluyor. İdlib’de 2,5 milyon insanın can güvenliğini sağlamamız gerekiyor. ABD, AB Suriye’deki sorunu ürettikleri için göç konusunda da doğrudan sorumlular. Bugün Dünya medyası hem İdlib’deki hem de Yunanistan sınırındaki trajediyi ısrarla görmemeye çalışıyor. 

Bu an acil görev, İdlib’deki insanları hayatta tutmaktır. Bu insanların yaşam hakkı her şeyin üzerindedir. Bu nedenle bu insanlara sınırlar, iç politikadaki maliyet ne olursa olsun açık tutulmalıdır, gelmek isteyenler gelebilmeli, gitmek isteyenler gidebilmelidir. Geri kabul anlaşmaları yapılırken, sığınmacıların seyahat özgürlüğü göz önünde tutulmalıdır.

Bugün için en temel görev, can güvenliğinin sağlanmasıdır. Muhalefet partileri de sığınmacılara karşı ayrımcı dil kullanmamalıdır. Felaket adım adım geliyor, hepimizin tarihi sorumluluğu var. İdlib’deki 2,5 milyon insanın hayatta tutulması çok önemlidir. Bunun maliyetini gerekirse Türkiye tek başına üstlenmelidir. İnsan hayatı her şeyden daha değerlidir.

Ufuk Uras: Sadece duygusal değil, siyasi ve hukuki bir çaresizlik içindeyiz. Küreselleşme çağında sınırların kalktığı söylendi, ama anlaşılan sınırlar sermaye için kalkmış, emek hareketi için kalkmamış. Kimse kendi imtiyazını paylaşmak istemiyor. Baas rejimi Suriye’de egemenliğini paylaşmak istemiyor, AB refahını paylaşmak istemiyor. Devletleri Cenevre sözleşmesine uymamasının cezası belli değil. BM bir şey yapamıyor. Değer merkezli siyaset ön plana çıkamıyor, insanlık suçları gözümüzün önünde işleniyor.

Sığınma hakkı en temel hak, insanlar aslında uluslararası hukuki kazanımlara sığınıyorlar. Kısa dönemde elbette mültecilerle dayanışma içinde olmalıyız, ama orta uzun dönemde nasıl çözüleceğini konuşmalıyız. AB ırkçılığı yükseliyor. Çekler ve Macarlar sadece Hıristiyan mülteci almak istiyoruz diyebiliyorlar, yani İslamofobi de söz konusu. Romayı göçmenler yıkmıştı, bu kriz aynı zamanda bir medeniyet krizi. Yunanistandaki ırkçılarla bizdeki ırkçılar birbirine çok benziyor, çünkü faşizmin milliyeti yok.

Osmanlı’da 5 ila 7 milyon göçmen vardı. Devletlerin politikaları yüzünden mülteciler sorun yaşıyor. Yunanistan’daki sığınma merkezleri çok kötü. Ölenleri, kimliklerini bile belirlemeden gömüyorlar. İnsanlık önemli bir sorun yaşıyor. Devletler sürekli topu birbirine atıyor, insanlık yapısal bir krizle karşı karşıya, bu hepimizin ortak sorunu.

Abdülhalim Yılmaz: Ülkemiz 2011’den beri mültecilere ev sahibi, toplamda 5 milyonu aşan bir mülteci nüfusu var. Suriye korkunç bir iç savaş yaşıyor, 1 milyona yakın insan öldü, 6 milyon insan göç etti. Bu savaş aynı zamanda uluslararası güçlerin dahil olduğu bir paylaşım savaşı. Bize etkisi özellikle mülteci krizi. Devletler mülteci krizi ile ilgilenmiyor. Biz 4 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapıyoruz, iyi bir ev sahibiyiz.

Geri kabul anlaşması çöktü. AB’nin amacı, mültecileri sınırları dışında tutmak, kendi refahlarını bozmak istemiyorlar, ama bu mümkün değil. Her şey küreselleşirken, insanların sorunları da küreselleşir, size yansır. Polisiye tedbirlerle bu sorunlar önlenemez.

İdlib sonrası Türkiye kapıları açtım dedi, aslında mülteci krizini yönetemiyorum, demiş oldu. Bu yapılan açık kapı politikası değil. Açık kapı, gelen mültecilere kapıları açmaktır. Halbuki Suriye sınırı yıllardır kapalı, mülteciler çok zorunlu haller dışında giremiyor, hatta pek çok sınır dışı uygulaması var. Ama Yunanistan’a kapı açık. Bunu aslında başka ülkeler, mesela Yunanistan da yapıyor. Yunanistan’ın Türkiye sınırı kapalı, ama Makedonya sınırı mültecilerin oraya gitmesi için açık. Bu zincir Almanya’ya kadar uzanıyor. Zincir’deki ülkelerin politikası şu: Bana mülteci gelmesin, ama gidene engel olmuyorum.

Yunanistan’ın mültecilere yaptığı çok haksız, bütün taraf olduğu uluslararası anlaşmalara aykırı. AB üyesi bir ülke böyle yapamaz. Şimdiye kadar 4 kişi vuruldu, Yunan askerleri tarafından. Zaten şimdiye kadar da Yunan polisi ve mafyatik gruplar işbirliği yapıyorlardı. Meriç’i geçenleri soyuyorlar, dövüyorlar, bazen de öldürüyorlardı, bunu geçmiş yıllarda da yapıyorlardı.

Türkiye’nin kapılar açık demesi bazı önemli sorunlara yol açabilir, kontrol kaybedilebilir. Gidebilirsiniz dediğimiz için mülteciler zor durumda kalabilirler ki kalıyorlar. Toplumun mültecilere bakışı değişir, olumsuz olmaya başlar, artık gitsinler denmeye başlanır. Yunanistan kapısının açık olduğu yayılırsa, Türkiye’ye yasadışı göç hızlanır. Durum kontrolden çıkarsa, burada yaşayan mültecilere yönelik uyum politikaları çöker.

Mülteci sorununa acil çözüm bulunmalıdır. Bunun için sorumlu devletler ve uluslararası kurumlar çözüm bulmalıdır. Kalıcı çözüm için Suriye’deki savaş ortamının bitmesi gerekir. İnsani yaşam koşullarının sağlanması gerekir. Bu durum diğer çatışma ortamları için de geçerlidir. Bütün STK’lar bu konuda çalışmalıdır, bu önemli bir insani konudur, hepimiz çalışmalıyız.

(Göçmeniz.org)

Share.

About Author

Comments are closed.