5 Şubat 2018 – Müslüman mı yoksa tebaa mı yetiştiriyoruz?

0

Beytullah Önce

Soru çok güzel, buna verilmiş güzel de bir cevap var ama müellifi ben değilim; merhum Aliya İzzetbegoviç.

Şu sıra, hayatıyla ilgili bir dizi çekilerek, sanırım popüler kültürümüze dahil edilmek istenecek.

Son dönemdeki ekran projelerine bakarak, neyle karşılaşabileceğimize dair bazı hisselerim var.

Boşnak Aliya İzzetbegoviç, hayatından gerçek kesitlerle ekranlarımıza gelecek ama kendi zaman ve mekanında verdiği imtihanla değil de, buradaki politik ihtiyaçlara göre uyarlanmış vaziyette.

Dilerim iş, diğer proje dizilerinde olduğu gibi çarpıtılmış bir tarih, ilgisiz alakasız kurgular ve sahte gerçeklik boyutuna dönüşmemiştir, izleyip göreceğiz.

Aliya İzzetbegoviç benim için önemli bir Müslüman aydın.
Politik kimliği, mücadelesi ile birlikte ona bu kimliği ve mücadele bilincini kazandıran İslam anlayışı, ifade etmeye çalıştığı zihniyet benim için ayrıca değerli.

Kitap gibi hayatıyla birlikte, hayatı boyunca yazdığı kitaplarla da önemli bir örneklik teşkil ettiğine inandığım bir bilge.
Tam da çarkların kitleleri tebaa kılmaya yönelik işlediği bir vasatta, Aliya İzzetbegoviç’in gündeme gelmesi ise ne kadar da ironik.

Çünkü benim Aliya İzzetbegoviç’in düşünsel serüvenine ışık tutan kitaplarından, onun düşünce arayışlarından öğrendiğim İslam, siyaset anlayışı, ahlak ve adalet duygusu ile yaşadığımız gerçeklik arasında telafisi imkansız çelişkiler hüküm sürüyor.

O hüküm süren gerçeklik içinde Aliya İzzetbegoviç’in de politik bir ajandayla, ‘kültürel iktidar’ maksadıyla araçsallaştırılacağı endişesi ise içimi kemiriyor.

Bilmiyorum, belki popüler kültürün bir yan etkisi olarak insanlar kendisinin kitaplarına, yani kaynağa yönelir, açık bir zihniyetle okur o kitapları da, belki kendilerine farklı bir dünya açılır.
Toplumun sokulmak istendiği o dar tebaa kalıbını fark eder de, o şablona sığmaktan vazgeçer, kim bilir?

Böyle bir ümitle, Aliya İzzetbegoviç’in o güzel sorusunu başlığa çektim, belki bir soru işareti bırakır.

Ben, belki bir giriş olur düşüncesiyle, o soruya verilen cevaptan bazı pasajları paylaşayım ve bu, üzerinde birlikte düşünmemiz gereken bazı konulara kapı aralar.

Şöyle diyor Aliya İzzetbegoviç:

“Aslında, asırlardır, birinci kaynaktan gelen İslamî fikrinin anlaşılmamasının neticesi olarak biz, gençliğimizi yanlış eğitiyoruz.

Düşmanımız eğitimli, sert ve pervasız, Müslüman ülkeleri teker teker işgal ederken biz gençliğimize nazik olmasını, kaderine boyun eğmesini, “her türlü iktidar Allah’tan olduğuna” göre “her türlü iktidara itaat içinde olmasını” öğretiyoruz.


Gerçek kökenini bilmediğim, fakat kesin olarak İslam’dan kaynaklanmayan itaatin bu mutsuz felsefesi mükemmel ve bahtsız bir şekilde birbirini tamamlamaktadır:

Bir taraftan o, canlı olanları ölü haline getirmekte, diğer taraftan ise din adına yanlış̧ ülküleri ön plana çıkararak, daha yasamadan evvel ölen kimseleri İslam’ın etrafına toplamaktadır.

O, normal insan mahlûklarından, suç ve günah duygularının takibatında, aynı zamanda hakikatten kaçan ve pasiflik ve tesellide sığınak arayan hayatı ıskalamış̧ şahsiyetler için çok cazip olan, kendinden emin olmayan insanlar yaratmaktadır…


Fitne, esaret ve adaletsizlik dolusu olan bir dünyada, gençliğe sakınmasını, sakin olmasını, itaat etmesini öğütlemek aynı zamanda kendi halkının ezilmesi ve esir edilmesinde ortak olmak değil midir?

Rahatlıkla söylenebilir ki Kur’an teslimiyetçiliği yasaklamıştır.
Çok sayıda sahte büyüklük ve otorite yerine Kur’an, sadece tek ve biricik teslimiyeti tesis etmiştir: Allah’a olan teslimiyet.
Ancak Allah’a olan bu teslimiyette Kur’an insan için özgürlük inşa ederek, onu bütün korkulardan ve diğer bütün teslimiyetlerden kurtarmıştır.

Şimdi, ana babalara ve eğitimcilerimize ne tavsiyelerde bulunabiliriz?”

Bu yazı Sakarya Yeni Haber web sitesinde yayınlanmıştır.

Share.

About Author

Comments are closed.