6 Eylül 2020 – KONDA Ağustos Barometresi: Dindar kadının modernleşmesi ve erkeklik krizi – Berrin Sönmez

0

KONDA Ağustos Barometresi 20, hayli ilgi çekici detaylara sahip. İlki İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmalı diyenlerin oranı. Türkiye genelinde çıkılmalı diyenlerin oranı yüzde 7. Bir başka araştırma şirketi Metropoll Türkiye’nin Nabzı Temmuz araştırmasında kesinlikle çıkılmalı diyenlerin oranını yüzde 17 olarak göstermişti, hatırlanacağı üzere.

Ülkemizde ve dünyanın birçok yerinde kadın karşıtlığının yükselişi ve son yüzyıllarda elde edilen kadın kazanımlarının gasp edilmesi sonucunu yaratabilecek denli güçlü bir politik söyleme dönüşmesi, genellikle kadın sorunları olarak isimlendirilir. Oysa Başkent Kadın Platformu özellikle Hidayet Şefkatli Tuksal’ın tespitiyle, bu durumu bir erkek sorunu, erkeklik krizi olarak isimlendirdi yıllardır. Kadınların sahip olduğu haklara uyum sağlayamayan bir erkeklik algısının yol açtığı sorunlar yumağıyla boğuştuğumuzu biz Başkentli kadınlar, en az on yıldır söyleye geldik. Şimdi KONDA Ağustos Barometresi sunuşunda bu tespitle karşılaşmak, sadece ataerkil şiddetle sınırlandırılmış şekilde söylenmiş olsa da hayli sevindirdi. “Artan ve görünür olan şiddet ve cinayet meseleleri belki de kadın meselesi olarak değil, değişen kadının rolü ve ağırlığı ile baş edemeyen erkekler meselesi olarak ele alınmalıdır.” Bildiğim kadarıyla ilk defa bir sosyolojik analizde kendine yer bulan bu tespiti bizim yıllardır söylüyor oluşumuz şaşırtıcı değil çünkü bizler bu sorunla burun buruna yaşayanlarız. Analiz, modernleşmeyle ilişkisini kuruyor erkeklik krizinin. Bizler de çok eskiden beri “başörtüsü siyasal İslam’ın sembolü” diyenlere cevaben “başörtülü kadının toplumsal katılımı, İslam toplumlarında modernleşmenin sembolü” diyegelmiştik zaten. Günümüzde İstanbul Sözleşmesi karşıtlığıyla sembolize edebileceğimiz “patriarkal kalkışma”, Türkiye ve İslam olsun olmasın bazı ülkeler için insan hakları hukuku ve otoriteryanizm arasındaki tercihin sembolü diyorum. Erkeklik krizinin anlaşılması kadar uzun sürmez umarım İstanbul Sözleşmesi karşıtlığının bir siyasal sistem, bir eksen meselesi olduğu gerçeğinin görülmesi.

Barometre hakkında iki bulguya dikkat çekmek istiyorum bu yazıda çünkü KONDA Ağustos Barometresi 20, hayli ilgi çekici detaylara sahip. İlki İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmalı diyenlerin oranı. Türkiye genelinde çıkılmalı diyenlerin oranı yüzde 7. Bir başka araştırma şirketi Metropoll Türkiye’nin Nabzı Temmuz araştırmasında kesinlikle çıkılmalı diyenlerin oranını yüzde 17 olarak göstermişti, hatırlanacağı üzere. İki ayrı şirketin araştırma bulgularındaki yüzde 10 fark görülmesinin pek çok nedeni olabilir elbette ama Temmuz ve Ağustos aylarındaki gündemin etkisinin en önemli neden olduğunu düşünüyorum. İmzalandığı tarihte bile Sözleşme’nin gündemdeki yeri kadın hakları savunucuları ve politikacıların bir kısmıyla sınırlı kalacak kadar düşüktü. Ancak Sözleşme karşıtı söylemin iktidar partisi yetkililerince seslendirilmesiyle bir anda gündemin ilk sıralarına yükseldi. Gündemde edindiği yer doğrultusunda da Sözleşme hakkındaki farkındalık yükseliverdi. Temmuz ve Ağustos arasında Sözleşme karşıtları oranındaki on puanlık farkın teknik nedenlerden daha çok farkındalığın yükselmesiyle ilişkili olduğu tahmin edilebilir. Nitekim KONDA analizi, arama motoru değerlerini de içeriyor ve Temmuz 2020, İstanbul Sözleşmesi sorgulamasının en çok yapıldığı zaman olarak çıkıyor karşımıza. Aynı zamanda medya ve sosyal medya gündeminde de yüksek yer tutuşu, bilgilenmeye hizmet ettiği için EŞİK Platform ve genel olarak kadın hareketinin sunduğu açıklamalarla, karşı çıkışlardaki on puanlık gerileme doğrudan doğruya kadınların başarısı. Ataerkil şiddetle mücadele yönünden “altın standart” unvanını hakkıyla kazanan İstanbul Sözleşmesi, kadın emeğiyle hazırlanmıştı öyle görünüyor ki yine kadın emeğiyle korunacak. Sözleşme karşıtlarının yıllardır sürdürdüğü çarpıtma ameliyesi, bilgilenmeyle etki gücünü yitirdiği için İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmalı diyenlerin oranı yüzde on puan geriledi kanımca. Tabii ki siyasal saflaşmanın da etkisi var bu oran değişikliğinde.

Türkiye genelinde İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmalı diyenlerin oran yüzde 7 ama Sözleşme’den kalınmalı diyenlerin oranı da sadece yüzde 36. Arada dehşetengiz bir gri alan var ve anlaşılan Erdoğan bu geniş gri alana oynayarak tartışmaya açık tutuyor konuyu. Gerek kadın hareketi gerekse insan haklarına dayalı siyasal sistemde yaşamak isteyen herkes, yüzde 58’lik “bir fikrim yok” grubunu kazanmak yönünde strateji belirlemeli. Daha çok kırmızı alanı, çıkılmalı diyenleri hedef alıp, Sözleşme hakkındaki çarpıtmaları düzeltecek doğru bilgilendirme üzerine yoğunlaşılmıştı şimdiye kadar. Böyle bir taktik çok yanlış değilmiş anlaşılan ki olumlu sonucu görüldü kanaatimce. Bundan sonrası için yeterli olmayacağı da dikkatten kaçmamalı. Gri alanı küçültmeye dönük taktikler üzerinde düşünülmesi gerektiğini gösteriyor, araştırma sonucu. Örneğin yüzde 74 oranıyla, fikrim yok diyen en geniş kesim olan ev kadınlarına yönelik nasıl bir farkındalık geliştirme çabası sergileneceği enine boyuna değerlendirilmeli. Ancak bu konuyu bir sonraki yazıya bırakarak yine beni mutlu eden bir diğer bulgudan söz etmek istiyorum.

KONDA araştırmasında dikkatimi çeken ve sizin dikkatinize sunmak istediğim ikinci bulgu, Sözleşme’den çıkılmalı veya kalınmalı diyenlerin demografik analizindeki çalışma durumu kategorisiyle ilişkili. Toplumun en geniş kesimini oluşturduğunu düşündüğüm işçi, esnaf, çiftçi kategorisindeki cevaplar çok ilgimi çekti. Bu kategoride Sözleşme’den çıkılmalı diyen kadın oranı sadece yüzde 2. İşçi, esnaf, çiftçi yani bir bakıma kırda, kentte, metropolde hayatın ta kendisi diyebileceğimiz kadınlar arasında Sözleşme karşıtlığı çok düşük. Öyle ki Sözleşme’den çıkılmalı diyen beyaz yakalı kadınların üçte birine denk geliyor. Şaşırtıcı değil çünkü erkeklik kriziyle çatışma halinde olan modernleşme yönünde hızlı bir dönüşümü temsil edenler, beyaz yakalılardan daha çok işçi, esnaf ve çiftçi kadınlar. Erkeklerde de beyaz yakalılara kıyasla daha düşük oranda işçi, esnaf, çiftçi Sözleşme’den çıkılmalı diyor. Hayatın gerçekleri eşitlik yönündeki akışı işaret ediyor çünkü. Geçim zorluğu, eşlerin hayatı birlikte yüklenmesinin ne denli normal ve gerekli olduğunu erkelere de öğretiyor anlaşılan. Emekli erkekler de yüzde on oranıyla tıpkı işçi, esnaf ve çiftçiler gibi Sözleşme karşıtı görünüyor. Beyaz yakalı erkeklerde ise bu oran en yükseğe çıkıp, yüzde 13’e ulaşıyor. Emekli yani yaş almış ve büyük çoğunluğuyla evde yaşamaya başlamış erkekler de hayattan eşitliğe dair bir şeyler öğrenmiş olmalı dedirtti bana bu oran genel ortalamanın üstünde olsa bile.

Çalışan erkek ve çalışan kadın ayrımı da ilginç sonuç vermiş. Erkek çalıştıkça Sözleşme karşıtlığı yükselirken kadın çalıştıkça Sözleşme karşıtlığı gerilemiş, araştırmaya göre. İşsiz erkeklerde ise Sözleşme karşıtlığı hayli geriliyor. Hayat bilgisi dersi gibi bir etki yaratmış İstanbul Sözleşmesi, işsiz erkekler için. Eşitlik çünkü temel insani ihtiyaçlardan ve hayatın olağan akışı eşitlik yönünde tecelli ediyor. Kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddet yani ataerkil şiddet hakkında konuşulurken işsizliği şiddetin en büyük sebeplerinden birisi sayanların ne denli gerçeklerden uzak düştüğü de bu sonuçla görülüyor. Şiddetle mücadele sözleşmesine karşı çıkanlar arasında cinsiyet analizi yapıldığı zaman işsiz erkeler Türkiye ortalamasının altında kalıyor çünkü. Çünkü ataerkil şiddetin sebebi eşitsiz cinsiyet rejimini sürdürmek arzusudur. KONDA araştırması açıkça ortaya koymuş ki İstanbul Sözleşmesi karşıtlığı erkeklerde, toplumsal statü, gelir ve eğitim düzeyi yükseldikçe yükseliyor. Toplumsal konfor alanlarına sahip olan -tuzu kuru- erkeklerin bireysel konfor alanlarını da korumak amacıyla aileyi korumak bahanesiyle ev içinde kendilerine konfor alanı yaratan hegemonik erkeklik olgusunu sürdürmek istiyorlar. Daha yerinde bir ifade olarak gördüğüm için ataerkil şiddet kavramını kullanmayı seçtiğim, kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetle mücadele edilmesine dair önlemler alınmasına itirazı salt cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim kavramlarıyla sınırlandırmak yerine erkeklik kriziyle açıklamayı da mümkün kılıyor, bu son araştırma. Ve sanırım önümüzdeki günlerde hem iktidarın tutumunu anlamakta hem de kadın hareketinin mücadele yöntemini belirlemekte katkı sunacak. Önemli bir notla bitireyim yaygın olarak pek çok yorumcunun İstanbul Sözleşmesi tartışmalarına son verildiği yönündeki değerlendirmeleri kimseyi yanıltmasın. Erdoğan partililere ve özellikle kadınlara konuşma yasağı getirse de arka planda Fuat Oktay’ın yönetiminde Sözleşme hakkında bir takım yol haritaları hazırlanıyor. Kesin bilgi….

(Gazete Duvar)

Share.

About Author

Comments are closed.