6 Haziran 2020 – Patriği tanımayan sadece Garo Paylan mı? – Ohannes Kılıçdağı

0

HDP Diyarbakır milletvekili Garo Paylan’la Patrik Sahak Maşalyan arasında, Paylan’ın “Patriği tanımıyorum” ifadesi üzerine yaşanan tartışmayı takip etmişsinizdir. Bu tip tartışmaların sebebinin seçim sürecindeki yanlışlar olduğu açık. Yıpratıcı ama şaşırtıcı değil.

Defolu ve yanlış bir seçim süreci yaşadık. Bunu artık kimse değiştiremez. Bunun, seçilen kişinin pozisyonunu zayıflattığı da açıktır. Bunu seçimden evvel de söylüyordum, çünkü seçim sonrasında bu tür tartışmaların yaşanacağı belliydi. Aram Ateşyan da seçilmiş olsaydı bu gene böyle olacaktı. 

Peki, bütün bu sorunlar, seçilen kişinin patrikliğini tanımamayı gerektirir mi? Bu bir yorumdur, kendi içinde bir mantığı da vardır ama ben şahsen o noktada değilim. O seçimle gelen o koltuğa oturacak ama seçim sürecindeki yanlışlar, ayıplar da o koltuğun ayakucunda daima duracak. Başkası seçim hakkında ne derse desin, Patrik Maşalyan için en akıllıca olanı o defterleri hiç açmamak, seçim sürecinde bir sorun yokmuş gibi yapmamaktır, çünkü bu en çok onu yıpratır. Seçim sürecinde bir sorun yokmuş gibi yaparsa, bazıları da o sorunları tekrar gündeme getirir, yapılanlar hatırlanır. Seçimlerde ‘sadece’ 300 protesto oyu olduğunu söylerse örneğin, birileri de bunun yanlış olduğunu, protesto oylarının çok daha fazla olduğunu söyler, seçim cetvellerini tekrar açarız, ama bence gerek yok. Seçim bütün ayıbıyla yapıldı, bitti; mahkemeden bir karar gelene kadar böyle gideceğiz. O güne kadar patrik Sahak Maşalyan’dır. 

Türkiye Ermeni toplumundaki herkesin kendisini ‘tanımasını’ istiyorsa, seçim defterlerini açmaktan öte yapabileceği çok iş, çözülmeyi bekleyen çok sorun var. Bu sorunların demokratik ve adil bir şekilde çözülmesine katkı sağlayacak bir patrik zaten fiilen tanınır, herkesin saygısını kazanır. Her şeyden önce, bugün seçilmiş tek kişi olarak o iddiaya uygun bir profil ve eylem bütünlüğü göstermesi gerekiyor. (Vakıf yöneticilerinin seçimle geldiği söylemek artık mümkün değil. Her seçimin bir miadı var ve vakıf seçimlerinin miadı çoktan doldu.) Dinî bir figürün bütün Ermeni toplumunun temsilcisi olmasının doğruluğu-yanlışlığı tartışılır ama tarihsel gelişimin bizi getirdiği nokta bu. Zaten, bu toplumun temsilcisi olma iddiasını ortaya koyabilecek başka bir makam da yok. Buna uygun davranmayarak, Patrikhane’yi başkalarının keyfî adımlarına kılıf uydurma makamı olarak kullanan bir patrik, kendi aldığı oyları kendi inkâr ediyor demektir. Garo Paylan’dan evvel kendi kendini tanımıyor demektir. O kendini tanımazsa, başkaları nasıl tanısın? 

Tabii ki patrik konumundaki kişi de başkalarına danışmalı, bilmediğini sormalı, çeşitli istişarelerde bulunmalı, despotik ‘tek adam’ gibi davranmamalı. Bir patrik, toplumun bütününü ilgilendiren genel sorunlarda herkesten fikir alır ama bu konularda resmî makamlar nezdinde bir girişimde bulunmak gerekiyorsa, seçilmiş ve tanınmak isteyen bir patrik bunu başkalarından ‘rica etmez’, kendi yapar. (Yarın bir gün başka bir düzenleme gelir, mesela seçimle iş başına gelen merkezî, sivil bir heyet olur veya vakıflar birliği yasal bir statüye kavuşur ve tek adamın istediği telden çaldığı bir enstrüman olmaktan çıkıp demokratik bir işleyişe kavuşur, o zaman başka organlar da bu görevi üstlenebilir.) Hepimiz adına idareye gönderilen bir yazıdan, yapılan bir girişimden malumatınızın olmadığını söylüyorsanız, ki söylüyorsunuz, sizi asıl tanımayan, sizden habersiz, bu toplum adına girişimde bulunanlardır. 

(Agos)

Share.

About Author

Comments are closed.