7 Haziran 2019 – Sistemden Beslenenler, Çıkarlarına Halel Getirecek Her Şeyin Ama Her şeyin Karşısında Olurlar – Fahrettin Dağlı

0

Bilinen en kadim gerçeklik; her siyasal sistemi ayakta tutan bir kaymak tabakası vardır. Bunlar ayrıcalıklı konumdadırlar ve yönetim erkinin hem beslenenleri ve hem de koruyucu muhafızlarıdır.

Son zamanlarda, gelmiş geçmiş tüm insanoğlunun kadim problemlerine cevap veren Allah’ın kitabında geçen kıssaların kelimeleri, cümleleri üzerinde tek tek durarak, tefekkür ederek anlamaya, idrak etmeye ve bugünümüze soyutlamayla karşılık bulmaya gayret ediyorum. Bugün de meşhur kıssayı okuyorum; Hz. Musa ile Firavunun sihirbazları arasında o büyük müsabakayı tekrar okudum.

Malum, Firavunun iktidarının en önemli kolonlarından, muhafızlarından biri de o günün entelektüelleri sayılan sihirbazlardı. Onlar firavun adına sihir yaparak, halkı büyüleyerek, Firavunun yeryüzünde tanrısal bir güce sahip olduğuna halkı ikna etmekle mükelleflerdi. Ne zamana kadar? O oyunu ve tüm oyunları, planları bozan/bozacak olan mutlak iktidarın sahibinin Hz. Musa üzerinden müdahalesiyle sonlanmıştır.

Hz. Musa yine Allah’ın emriyle Firavunu hakka ve adalete davet etmek için kapısına, hanesine vardı. Teklifi açıktı; “Müsaade et, İsrailoğullarını alıp, insanlığın köleleştirildiği diyardan özgürlük diyarına götüreyim.” Her türlü insani teklife kapılarını kapatan firavun bu teklifi de geri çevirdi. Ancak Hz. Musa’nın şahsında tecelli eden olağanüstü haller çevresindekilerin aklını karıştırmıştı. Dolayısıyla Hz. Musa’yı onların karşısında itibarsızlaştırmak ve iddialarını çürütmek için esaslı bir çözüme ihtiyaç vardı. Her Peygamberin ümmetinin Peygamberlerine yakıştırdıklarını Firavun ve çevresi de tekrarladı; ‘Bu olsa olsa bir büyücü ve sihirbazdır…’ Onun için de güvendiği büyücülerine/sihirbazlarına çağrı da bulunarak bu sihri bozmalarını talep etti. Onlara güveniyordu. Çünkü bugüne kadar güvenini sarsmamışlardı. Kimya, simya ilimlerine vakıf bu sınıfın bu yarışmadan da başarıyla çıkacaklarından emindi. Evet, kelimenin tam anlamıyla ‘hakla batıl’ karşı karşıya gelecekti. O büyük müsabaka yapıldı ve hepimizin bildiği gibi Allah’ın inayet ve yardımı ile Hz. Musa’ya verilen mucize onların tüm oyunların yutmuştu. Mevzubahis ilimlerde kariyerleri olan sihirbazlar Hz. Musa’nın attığı asanın ejderhaya dönüşüp onların bütün sihirlerini yuttuğunu görünce Hz. Musa’nın bu mucizesinin sihir olmadığına kanaat getirerek orada iman ettiler. Firavunun bütün tehditlerine rağmen tam bir teslimiyetle meydan okudular. Evet, bu tarihi sahne anlık bir dönüşümle yeni bir seyrin başlangıcı olacaktı. İsrailoğullarının hürriyet mücadelesinin esaslı bir parametresi olacaktı. Şimdi gelelim sonrasına; Sonrasını da ayet şöyle ifade buyuruyor;

Firavun halkından ileri gelenler dediler ki: “Musa’yı ve halkını, seni ve senin tanrılarını terketsinler ve ülkede bozgunculuk yapsınlar diye mi kendi hallerine bırakıyorsun?” (Firavun): “Biz onların oğullarını öldürüp, kızlarını sağ bırakacağız. Elbette biz onları ezecek üstünlükteyiz.” dedi. (Araf:127)

Firavunla birlikte kendi toplumsal ayrıcalıklarını, çıkarlarını tehdit altında gören, hisseden yakın ve uzak çıkarlarının heba olacağı endişesine kapılan menfaat şebekeleri Firavunu tahrik etmeye, kışkırtmaya başladılar. Çünkü sistemin istinat ettiği en büyük duvar yıkılmıştı(sihirbazların iman etmesi). O yüzden bütün güçleriyle Firavun’u kışkırtıyorlar ve onu en zayıf tarafından vuruyorlar;

“Yani sen şimdi Musa’yı ve halkını, seni ve tanrılarını bırakıp ülkede terör ve anarşi, ülkede kargaşa çıkarsınlar diye mi kendi başlarına bırakacaksın.” diyorlar.

Çünkü onlara göre -haşa- Hz. Musa bir anarşistti / teröristti / düzen bozucuydu.

Onu ve arkadaşlarını suçlayanlar ise Firavun ülkesinin halkını sömürenler, zulmedenler, ahlaksızlık yapanlar, kara servet sahipleri…

Tıpkı, Bakara 11’de; Kendilerine; “Yeryüzünü fesada vermeyin, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın, insanların huzurunu kaçırmayın, haksızlık ve zulüm yapmayın” denildiği zaman; “Biz yeryüzünde ıslah edicileriz, istikrarın sigortasıyız. Düzen bizimle kaim, biz olmasak düzen bozulur, istikrar kalmaz, terör olur.” dedikleri gibi… Fakat bir sonraki ayetle Allah onlara yüzlerine hakikati haykırmakta; “İyi bilin ki, onlar ortalığı bozanların ta kendileridir, fakat anlamazlar.”(Bakara:12)

Allah’ın gör dediği pencereden bakmayınca her şeyi ters görmeye başladılar. Yani bir şuur kayması var. Adalet çağrılarını terör kışkırtıcılığı ve zulmü de istikrar olarak görüyorlardı. Firavun istikrarın temsilcisi, Musa ise bir terörist (haşa)…Onların zulümlerine karşı yapılmış her çıkış terördür, kargaşadır, anarşidir.

Hz. Muhammed (sav) de Mekke de benzer bir tablo ile karşılaşmıştı. Mekke seçkinleri de Peygamberin getirdiği vahyin doğruluğu ve yanlışlığından ziyade Kabe’deki 360 putun sağladığı pazarı kaybetme korkusu yaşıyorlardı. Öyle bir pazardı ki, Hz. İsa ve Hz. İbrahim’in ikonları dahi vardı. Hatta Hz. Peygambere’de, ‘getirin bir adet de siz koyun 361 olsun’ demişlerdi. Çıkarlarına dokunmadığı sürece her türlü ilaha hoşgörü gösteriyorlardı. Bu kadar pragmatistlerdi. Onlar için önemli olan Kabe dolayısıyla Mekke’de oluşan pazarlarının zarar görmemesi, heba edilmemesi, istikrar adını verdikleri çıkarlarının korunması… Eğer Rasulullah isteklerini kabul etmiş olsa mesele kalmayacak ve hatta iddialarından vazgeçmesi için dünyalık adına talep edeceği her şeyi vermeye hazırdılar.

Tekrar ayete dönelim; Bu menfaat şebekesinin tahrikleri, kamuoyu oluşturma çabaları sonuç vermiş ve Firavun onların isteğine uygun olarak ‘onların oğullarını öldürecek, kadınlarını sağ bırakacağız.’ karşılığını vermişti.

Evet, insanlık macerası kendi kendini tekrarlayarak değişik versiyonlarıyla aynı şeyleri yaşatmaya devam ediyor. İbret almayanların, akletmeyenlerin tarihi böyle tekerrür eder.

(fahrettindagli.com)

Share.

About Author

Comments are closed.