8 Mayıs 2020 – Yine mi “kılıç artığı”? – Ohannes Kılıçdağı

0

Birkaç ay evvel, adı önemsiz bir ‘gazeteci’nin hükümete deprem vergilerinin akıbetini soranlara yönelik “kılıç artığı” sözüne tanıklık etmiştik. Derken, bu tabire devletin ‘en üst ağzından’ da geçenlerde tanık olduk. Bilmem ‘kılıç artığı’ sözünün kimler için kullanıldığını tekrar etmeye gerek var mı… Adı üstünde, ‘kılıç’tan kaçıp, katliamdan sağ çıkanlar için, çok açık ki aşağılayıcı bir ifade olarak kullanılıyor. Katliamdan sağ çıkanlar, ölmedikleri için aşağılanıyor adeta. Üstelik bu laf günümüzde kullanıldığında sadece geçmişteki bir katliamdan sağ çıkmış kişileri değil, onların bugün yaşayan çocukları ve torunlarını da hedef alıyor. Yani, kuşaklar ötesi, kurumsallaşmış, taşlaşmış bir nefreti yansıtıyor. Kılıç artığı, katilin katilliğiyle övünmenin ötesinde, yeni katliam tehdidi barındırıyor. 

Çok değil, daha on gün önce Recep Tayyip Erdoğan, 24 Nisan vesilesiyle Patrik Maşalyan’a gönderdiği mektupta şöyle diyordu: “Dünya halklarına büyük acılar yaşatmış Birinci Dünya Savaşı’nın ağır şartlarında hayatını kaybeden Osmanlı Ermenilerini saygıyla anıyor, torunlarına içten taziyelerimi iletiyorum… Ne surette olursa olsun tek bir vatandaşımızın dahi ötekileştirilmesine, inancından ve kimliğinden dolayı farklı muamele görmesine asla izin vermedik, vermeyeceğiz. Anadolu’nun bağrından doğmuş birlikteliğimizi görmezden gelerek tarihten husumet çıkarmaya çalışan çevreler hepimizin malumudur.”

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Bunları söyleyen bir kişi nasıl oluyor da aynı zamanda birilerine “kılıç artığı” diyebiliyor? Hem “Dünya halklarına büyük acılar yaşatmış Birinci Dünya Savaşı” sırasındaki katliamlardan sağ çıkan Ermeniler –ve diğer gruplar– için kullanılan aşağılayıcı bir ifadeyi siyasi muarızlarına karşı kullanacaksın, hem de onların torunlarına taziyelerini ileteceksin. Hangisi samimi? Hem kimseyi ötekileştirmediğini iddia edeceksin, hem de halkın o veya bu kesimi için “kılıçartığı” diyeceksin. Hem birilerinin tarihten husumet çıkardığını iddia edeceksin, hem de geçmişin katliamlarını hatırlatan, sağ kalabilmiş olmayı insanların kafasına kakan bir tabir kullanacaksın.

“Efendim, Erdoğan bu sözü Ermenileri kastederek kullanmadı.” Fark etmez. Bu sözün Ermeni veya değil, geçmişin katliam mağdurlarına hangi gözle baktığı açık. Bugün Ermenileri kastederek söylense de söylenmese de, muarız olarak görülen birilerine kötü bir şey söylemek maksadıyla, Ermenileri –ve diğer katliam mağdurlarını– aşağılayan bir söz kullanılmıştır. Nereden baksan yanlış, nereden baksan vahim. Bu söz tevil götürmez; ancak özür dilenebilir. 
Bir ülke düşünün ki, ‘kılıç artığı’ gibi bir söz siyasi kültür ve dilde hâlâ canlı olacak, devletin en tepesindeki kişinin ağzından geniş geniş ifade edilecek ama aynı ağızlar “Bizim tarihimizde katliam yoktur” diyecek… E madem yok, bu tabir nereden çıkmış, kimler için kullanılıyor, hâlâ neden dillerde? 
Şu satırlar da içimden koptu:

Onbeşin baharında düzdüler yola
Sabahın seherinde geçilirken dere
Kalktı kılıçlar, vurdu bedene
Yuvarlandı başlar, düştü yere
Kılıcı tutan el utansın
Aradan geçti yüz beş sene
Artığını söyleyen dil utansın 

not: O ‘gazeteci’ birkaç ay evvel bu sözü kullandığında, ‘benim kılıçartıklarım’ın hikâyesini şurada anlatmıştım.

(Agos)

Share.

About Author

Comments are closed.