8 Şubat 2018 – Sivil Toplumun Karnesi Zayıf Değil Ama Halk İtibar için ‘Daha Çok Çaba’ İstiyor

0

Emine Uçak

 

TSSEA-2017.png
Kadir Has Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Merkezi’nin 2012 yılından bu yana yaptığı Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması’nın 2017 sonuçları açıklandı. Siyasal, sosyal ve kültürel alanda çarpıcı sonuçları ortaya koyan araştırmaya göre; halkın büyük çoğunluğu diğer yılların aksine en büyük sorunun terör olduğunda birleşirken, en güvenilen kurum olarak da ilk kez polis ve jandarma olarak dile getirildi. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nden Burak Bilgehan Özpek, sivil toplum kurumlarının itibar oranını, “Toplumun %25’i sivil topluma güvenmiyor, kalan %33 ise sivil toplumun bir etki gücü olabileceğini düşünmüyor. Yine de 15 Temmuz sonrasından daha iyi durumda olduğumuzu düşünüyorum. Sivil toplum karşıtlığı düşüş eğiliminde ki bu 15 Temmuz sonrası yükselen devletçi psikolojinin de azaldığını gösteriyor. “ şeklinde değerlendirdi.
Burak Bilgehan Özpek

 

 

 

 

 

Kadir Has Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Merkezi adına Kadir Has Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Aydın, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman ile Prof. Dr. Osman Zaim, İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölüm Başkanı Prof. Dr. Banu Baybars Hawks ve Türkiye Çalışmaları Merkezi Müdürü Dr. Cihan Dizdaroğlu’ndan oluşan bir ekibin denetiminde gerçekleştirilen “Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması” 2017 yılı sonuçları geçtiğimiz hafta düzenlenen toplantıyla açıklandı.  26 il merkezinde 18 yaş ve üzeri bin kişi ile yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilen Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması’na göre,  2017 yılında terör ve ardından FETÖ ile mücadele, Türkiye’nin en önemli sorunları olarak görülüyor. “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” sorusuna “işsizlik” yanıtını verenler yüzde 10,5’ten bu sene yüzde 17’ye; “hayat pahalılığı” yanıtını verenler ise yüzde 9,8’den yüzde 13,2’ye yükseldi. Türkiye genelinde sonuçlar bu yöndeyken, şehir ve bölge olarak bakıldığında ise ‘en önemli sorun’ değerlendirmesi değişiyor. Coğrafi olarak bakıldığında Marmara, Karadeniz ve İç Anadolu’da en önemli sorun olarak terör görülürken, Ege, Akdeniz, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde işsizlik en önemli sorun oldu. Yine şehirler bazında yapılan sorum tanımlamalarında, trafik, alt yapı sorunları gibi kentsel sorunlar ilk sıralarda belirtiliyor.

Kadir Has Üniversitesi Rektörü Mustafa Aydın, 2012 yılından bu yana gerçekleştirilen araştırmada en farklı sonuçların 2016 yılında ortaya çıktığını bunu da darbe girişiminin etkisi olarak yorumladıklarını belirterek, 2017 sonuçlarının 2015 sonuçlarına göre değerlendirilmesinin daha uygun olacağını ve bu gözle bakıldığında sonuçların önceye göre bir çok konuda daha olumlu olduğunu dile getiriyor.

Kadir Has Üniversitesi Rektör Yardımcısı Hasan Bülent Kahraman da araştırma sonuçlarını değerlendirirken, Türkiye’nin gereğinden fazla politize olmuş bir topluma sahip olduğunu belirterek, sadece politika ve siyaset üzerinden yapılacak bir yorumlamanın yanlış sonuçlar ortaya koyacağından hareketle, araştırmayı alt başlıklara ayırdıklarını ifade ediyor.  Politikayı da alt gruplara ayırarak araştırdıklarını belirten Kahraman, “Yani gündelik olarak o günlerde öne çıkan politikanın farklı gruplar tarafından nasıl algılandığını görmeye çalışıyoruz. Türkiye’nin öncelikli sorunları Türkler ve Kürtler arasında değişiyor. Aşağı yukarı her konuda bu geçerli. Dolayısıyla toplumdaki farklı aidiyetler, toplumdaki farklı sorunlara nasıl yaklaşıyor bunu bulmaya çalışıyoruz. Özellikle bu sene sosyal göstergeleri toplumsal göstergeleri hatta bazı kültürel göstergeleri büsbütün ayrıştırdık ve böylece siyasal kutuplaşmanın siyasal tartışmanın veya siyasallaşmanın altında yatan parametreleri görmeye çalıştık. O yüzden bu araştırma bize bütünlüklü bir toplum profili çizebiliyor. Bunun önemini burada aramak lazım” diyor.

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nden Burak Bilgehan Özpek, araştırmanın önemli bir fotoğrafı ve hikayeyi ortaya koyduğunu belirterek, “Mesela henüz raporun başında yer alan etnik kimlik sorusu gayet manidar. Kendini Türk olarak kimliklendiren insan sayısı %90’a yükselmiş ve bu rakam 2013 yılında %50’ler seviyesinde tespit edilmiş. Kürt olarak kendini kimliklendiren insan sayısı ise %11’den %6’ya kadar düşmüş. Benim bu tablodan anladığım etnik kimliğin makbul vatandaşlık ölçütü olarak geri döndüğü. Diğer konu, terör ve güvenlik ile ilgili kaygıların toplumun %47’si tarafından paylaşılması. Geçen seneye göre düşüş gösterse de bu çok yüksek bir rakam. Özellikle mevcut hükümetin ve ona destek veren siyasi partilerin meşruluklarını güvenlikleştirici söylemden aldığı düşünülürse bu rakam anlam kazanıyor. %47’nin sorunları ile siyasi iktidarın sorunları birbiriyle örtüşüyor. Bu şuanlama geliyor, terör ve güvenlik gibi sorunlar ağırlıklarını yitirdikçe, hükümetin üzerinde pratik hayattan kaynaklanan ihtiyaçları karşılaması için baskı artacak ve popülaritesini yitirecektir.” şeklinde yorumluyor.

Ekonomiyle ilgili sonuçların oldukça şaşırtıcı olduğunu da belirten Özpek,  ekonomik sorunları en büyük sorun olarak görenlerin oranının yüksekliğine rağmen, ekonomik politikanın genel itibariyle kabul görmesini yorumlarken,  “Toplumdaki kutuplaşmanın politik ekonomi alanında karşılığı olduğunu gösteriyor. Türkiye’deki ekonomik politik, çalışan-üreten-katma değer yaratan-büyük şehirlerde yaşayan ve bu süreçte büyük zorluklarla karşılaşan insanların katkı verdikleri ekonominin nimetlerinden taşrada yaşayan, üretim kapasitesi ve ekonomiye katkısı sınırlı insanların faydalanmasından ibaret. Bu bölgeler bence mevcut ekonomik gidişattan memnun olmasalar da memnunlar. Zira, AKP döneminde adeta cenneti yaşadılar ve hızla zenginleştiler. Bu zenginleşme artık doyum noktasına ulaştı ve erimeye, yerinde saymaya başladı. Ancak bu, onların yaşadıkları baş döndürücü zenginleşmeden ve mevcut politikalardan rahatsız oldukları anlamına gelmiyor. Bu ekonomi politikasının değişmesinin iki alternatifi sonucu var onlar için. Ya daha da fakirleşecekler ya da daha çok çalışacaklar.” diyor.

Polis  ve jandarmanın en itibarlı kurum olarak değerlendirildiği araştırmaya göre, medya ise en güvenilmeyen kurum olarak ortaya çıkıyor. Burak Bilgehan İpek, medya kadar olmasa da üniversiteler ve sivil toplum kurumlarının halkın nezdindeki itibar oranlarının düşük olmasını ise şöyle değerlendiriyor: “15 Temmuz’un en acı sonucu, bahsi geçen kurumların da FETÖ kapsamında değerlendirilmesi oldu. Fethullahçı örgütlenme, bu kurumlar üzerinde çok etkiliydi ve 15 Temmuz sonrası bu kurumlarla ilişki içerisinde olanlar sistemin dışına itildi. Sistemin içinde kalanlar ise devleti topluma karşı temsil etmek gibi bir vazifeyi ifa etmek durumunda kaldı. Dolayısıyla, toplumda hem sosyal sermaye ve güven azaldı, hem de kurumların etkinliği yaptıkları işlere göre değil siyasi pozisyonlarına göre değerlendirildi. Bu da beraberinde sadakatinden sual olunmayan ancak yaptığı işi beceremeyen figürlerin öne çıkmasını getirdi.” OHAL’in de bu oranları etkilediğini belirten, Özpek, “Toplumun %25’i sivil topluma güvenmiyor, kalan %33 ise sivil toplumun bir etki gücü olabileceğini düşünmüyor. Yine de 15 Temmuz sonrasından daha iyi durumda olduğumuzu düşünüyorum. Sivil toplum karşıtlığı düşüş eğiliminde ki bu 15 Temmuz sonrası yükselen devletçi psikolojinin de azaldığını gösteriyor. Güven seviyesi ise artış trendine girmiş bulunuyor. Bunun sebebi ise vatandaşı devlete karşı koruyacak hukuki mekanizmaların oldukça zayıf olması olabilir. Ancak aradaki %33’lük kesim hala temkinli. Zira bu oran devlet ve sivil toplum arasındaki karşıtlık arasında ezilmek istemeyen kesimi simgeliyor bana göre. Normalleşme arttıkça bu rakam düşecektir. Ancak ulusal güvenlik ve olağanüstü günler hikayesi devam ettiği sürece, bu normalleşme tehdit altında kalmaya devam edecek. Mesela Afrin operasyonu sonrası sivil toplum karşıtlığı ve kararsızların oranı tekrar yükselmiştir.” şeklinde değerlendiriyor.

Bu yazı Sivil Sayfalar web sitesinde yayınlanmıştır.

Share.

About Author

Comments are closed.