9 Eylül 2019 – İdlib trajedisi, sınırlar ve sosyalizm – Volkan Akyıldırım

0

Türkiye’nin Astana’daki ortakları Rusya ve İran’ın desteklediği Suriye ordusu, 4 milyon nüfuslu İdlib şehrini vuruyor. 

Burası, silahlı muhaliflerin kontrolündeki son şehir. İdlib bölgesinin büyük bölümünü HTŞ yani El Nusra Cephesi’nin kontrol ettiği söyleniyor. Geçen yıl Rusya ve Esad şehre saldırı kararı aldığından sivil halk sokaklara dökülmüş, hem iki devleti hem de sivilleri kendine kalkan olarak kullanan Suriye El Kaidesi’ni protesto etmişti.

Putin ile Erdoğan arasında imzalanan Soçi mutabakatına göre İdlib’in büyük bölümü “gerginlikten arındılmış” bir hale getirilecekti. 4 milyon nüfuslu şehirde 3.4 milyon sivilin yaşadığı, silahların ve isyancıların çekileceği bu alan çok sayıda TSK askeri gözlem noktasıyla çevrildi. Ancak hayata geçirilmeyen Soçi mutabakatı, 2 ay önce çöktü. Rusya savaş uçakları ve Suriye ordusu, şehri yeniden vurmaya başladı.

İki ayda yapılan bombardımanlarda 1500’e yakın sivil hayatını kaybetti. Öldürülenlerin bir kısmı çocuklar. Suriye ordusunun şehri almak için başlattığı taarruz, havadan ve karadan saldırılar sonucu, 500 bin insan evlerini terk edip Türkiye sınırına sığındı. Burada kurulan kamplarda ayakta kalmaya çalışıyorlar.

Rusya destekli Suriye ordusunun atağı sonucu, İdlib şehri kuşatılırken, bir TSK gözlem noktası da Esad’ın askerleri tarafından çevrildi. Üç devletin askeri saldırıları ve kendilerini korumak için orada olduğunu söyleyen devletin acizliği, kazanmayacakları bir savaşı yürüten cihatçıların maceracılığıyla birleşince, sivil halk kaçmaya başladı.

Yüzlerce göçmen botlarla Yunanistan’a ulaştı. Aynı anda binlerce İdlibli sivil, Türkiye sınır kapılarında gösteri yaptı. Göstericilerin talebi “Ya Esad ve Rusya’nın saldırılarını durdurun ya da sınırları açın” oldu. Şehirde can güvenlikleri kalmayan siviller, kendilerine garantör olan Türkiye’ye ya da Avrupa Birliği’ne geçiş için sınırların açılmasını istiyor.

Rusya ve Suriye İdlib’i ele geçirmek konusunda net. Erdoğan, Putin’i ikna etmek isterken, anlaşmazlıklar yaşadığı ABD’den yardım istedi. Sınırda gösteri yapanların “saldırıları durdurun” talebinin yani kalıcı bir ateşkesin hayata geçirilip geçirilmeyeceği belirsiz.

İdlib halkının trajedisi, yaşadıkları yerin Suriye savaşının merkezi haline gelmesi. Canlarını kurtarmak için sığınmak istedikleri ülkenin ırkçı bir yer olması. Yardım istedikleri AB ve küresel toplumun, tel örgüler, duvarlar, silahlı sınır bekçileriyle karşılık vermesi.

Siyasi sınır bekçileri

İdlib’de sivil halk savaştan kaçarken, İstanbul’da gözaltına alınan Suriyeli sığınmacılar sınırdışı edilerek savaş bölgesi İdlib’e gönderiliyor. Irkçı ve şovenist odaklar, Türkiye’deki bütün sorunların nedeninin Suriyeli mülteciler olduğu yaygarasını kopartırken, Ankara sınırları çoktan kapatmış durumda ve göçmenleri bir “iç güvenlik sorunu” olarak görüyor.

Şirketlerin borç krizinin de, AKP’nin hezimete uğradığı seçimlerin de sorumlusunun Suriyeli sığınmacılar olduğunu savunanlara göre sınırda “Bizi kurtarın” diye haykıranlar büyük bir tehdit. Faşist odakların nefret kampanyasına dahil olan bazı çevrelerse “Cihatçılar sınıra dayandı” propagandası yapıyor. 

İdlib krizinin başından beri şehre operasyon yapılmasını destekleyen sağdan ve soldan farklı çevreler, bir konuda anlaşmış gözüküyor: Canını kurtarmak isteyen İdlib halkına sınırları kapatın! Her Suriyeliyi “tehdit”, “cihatçı” ya da “terörist” olarak damgalayanlara için İdlib halkının, yıkılan diğer Suriye şehirlerindeki insanlar gibi yok olması normal bir durum. Onlar ölüm tehdidi altındaki savunmasız insanları değil, sınırları savunuyor. Sınırdaki göstericilerle, onları durdurmak için ateş açan cihatçıları, bir ve aynı şeymiş gibi gösteriyor.

Sosyalizm enternasyonalisttir

Savundukları sınırlar, Birinci Dünya Savaşı’nın galipleri, İngiltere ve Fransa tarafından çizilmişti. 150 yıl önce bambaşka devletlerin sınırları vardı. Bugün mültecilere sımsıkı kapatılan dünya sınırları, binlerce yıl içinde defalarca değişti. 

Sınırları ortaya çıkartan devletlerdir. Servete el koyan bir azınlığın toplumun geri kalanı üzerinde iktidarını sürdürmesinin aracı olan devlet, vergilendirme ve gümrük tarifleriyle kasasını doldurması, üretimin ve ticaretin örgütlenmesi, diğer devletlerle rekabet ve ekonomik zor için masa başında çizilmiş sınırlara ihtiyaç duyar.

Sınırlar doğal değil siyasidir. Güç ve egemenlik ilişkilerine dayalı oldukları için, siyasi dengeler değiştinde sınırlar da değişmiştir.

Sosyalizme göre  sınırlar, dünya toplumunu bölen, emekçi sınıfları birbirlerinden ayıran, halkları birbirlerine düşüren ve kırdıran, emekçi sınıfların hayatları pahasına var edilmiş birer engeldir.

Marksist gelenek “işçilerin vatanı yoktur” der. Ulus-devletler ve sınırlar, kapitalist sınıfın çıkarları temelinde örgütlenmiştir. Küresel kapitalizmde, sermaye istediği yere gidebilir. Patronlar için sınırlar yoktur. Ancak işçiler istedikleri yere gidemez. Bombardıman altında kalsalar da karşılarına engeller çıkar.

Marx, milliyetçiliğin amansız bir eleştirmeni olarak, işçiler açısından yalın gerçeği şöyle anlatır:

“İşçinin ulusu ne Fransız, ne İngiliz, ne Alman’dır, onun ulusu iştir, özgür köleliktir, kendisini satmaktır.

Onun hükümeti ne Fransız, ne İngiliz, ne Alman’dır, onun hükümeti sermayedir. Onun soluduğu hava ne Fransız, ne Alman, ne de İngiliz’dir, onun soluduğu hava fabrika havasıdır.

Ona ait olan topraklar ne Fransız, ne İngiliz, ne de Alman’dır, o toprağın birkaç metre altında yatmaktadır.”

Devrimci sosyalizm, sınırların olmadığı devletsiz ve sınıfsız bir toplum için mücadele ediyor. 

Sınırların olmadığı bir dünyadan yana olanların, İdlib halkı ya da dünyanın başka bir yerindeki felaketlerden kaçan göçmenler için söyleyebileceği tek bir şey var: Sınırları açın!

(Marksist.org)

Share.

About Author

Comments are closed.