10 Ocak 2022 – DİNİ GÖREVLERİN İFASI, KAMU HİZMETLERİ KAPSAMINDA SAYILMAMALIDIR – Fahrettin Dağlı

0

Mevzunun ne kadar hassas olduğunun farkındayım. Bu anlamda ciddi tenkitlerin de gelebileceğini hesaplayarak yazıyorum bunları… Hakkın hatırı âlidir, hiçbir hatıra değiştirilemez ilkesinden/düsturundan hareketle…

2021 TÜİK verilerine göre ülkede 89.445 adet camii ve diyanete bağlı yaklaşık rakamla 130.000 personel var. En fazla personel istihdam eden kamu kurumları sıralamasında 8. sırada yer alıyor.

Bu kadar camii ve personelin Türkiye bütçesine maliyetinin ne olduğunu hesap edebilirsiniz.

Aslında Kitapta; Peygamber ve Onun iz takipçilerinin tatbikatında dini hizmetlerin hiçbir gerekçeyle ücretli olarak verilmeyeceği izahtan beridir. Kur’an, Peygamber kıssalarını naklederken istisnasız bütün Peygamberler için şu ayetler farklı şekillerde tekrarlanır;

“Ey kavmim! dedi, bu elçilere uyunuz! Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbi olun, çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.” (Yasin:20-21)

“Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.” (Şuara Suresi, Ayet 108-109)

“De ki: Ben sizden bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Ücretim yalnız Allah’a aittir. O, her şeye şahittir.” (Sebe:47)

Evet, bunlar ve benzeri onlarca ayette dini hizmetlerin ücretsiz verilmesi gerektiği iması, işareti ve karinesi var.

Bir defa şunun altını kalın bir çizgiyle çizmiş olalım; İnanmak veya inanmamak kişinin şahsi hür iradesinin bir tezahürüdür; iman etmek veya etmemekte muhayyerdir. Ancak eğer inanma iddiasındaysak bu imanın bir karşılığının olması beklenir. Yine Allah, Kitabında müminleri tarif ederken sık sık şu cümleyi tekrarlar; “Onlar Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihat ederler.” Evet, inanmak bir bedel gerektiriyor. Eğer gerçekten inanmışsak o bedeli ödemeye hazır olmamız gerekir; canlarımızla, mallarımızla…

Allah’a ibadet edeceksem, yeryüzünün bir mescit olduğu ve iki kişi bir araya geldiğinde cem olup herhangi bir mekânda cemaatle namaz kılabileceği şuurunda ve fevkinde olmamız beklenir.

Elbette müminlerin cem olup salatlarını ikame edecekleri mescitleri olmalı. Gerekirse her mahallede mütevazi mabetler olmalı. Ancak onların temellerinin de helal ve ihlasla atılması, her türlü hizmetinin de yine aynı minval üzere ifa edilmesi şarttır/farzdır.

Osmanlıyı geçelim, 1950’lilere kadar onca olumsuz şartlara rağmen bu toplum kendi imkânlarını bir araya getirerek Camilerini, Kur’an Öğretim Merkezlerini yapmadılar mı? İmam ve Kur’an Kursu Öğreticileri tutmadılar mı?

Sırası gelmişken bir hatıramı nakledeyim. 1990 yılında Çanakkale İlinin şirin bir beldesindeki sağlık ocağının denetimini yapıyordum. O zamanlarda sağlık kurum ve kuruluşlarının bünyelerinde hizmetin yürütülmesi ile ilgili vakıf veya dernek şubeleri vardı. Birtakım satın almaların maliyeti buradan karşılanırdı. Ocağın bazı demirbaş malzemeye ihtiyacının olduğunu gözlemlediğimde sorumlu personele; “Neden bu ihtiyaçlarınızı vakıf gelirlerinden karşılamıyorsunuz?” diye sorduğumda şu cevabı aldım:

“Efendim buranın halkı Camiye yardım eder ama sağlık ocağına bir şey bağışlamaz.” Şimdi bu cevap hemen orada zihnimde şu şimşeği çaktı;

“Bu halk neden Camiye bağış yaparken sağlık ocağına yapmaz?”

Ve belki çoğumuzun malumu olan izah; çünkü sağlık ocağı bir kamu hizmeti idi. Ancak camii öyle değil. Halk bunun bilincinde olduğu için kendi Camisini devletten bir şey beklemeyerek kendisi yapıyor ve adeta devlete de ‘gölge etme başka ihsan istemem” diyor.

Evet, dini hizmetlerin yürütülmesi bir kamu görevi olmaması gerekir. Hem dinin mahiyetine ve hem de cari laik sistemin mantığına aykırıdır. Din tabiatı gereği sivildir. Gerek bireysel ve gerekse toplu ifa edilen hizmetlerin de sivil olması gerekir. Kamu bütçesinden finanse edilemez.

Dindarlık iddiasında bulunan birisi çıksın bana diyanet personelinin aldığı maaşların helal olduğu konusunda İslami dayanaklarıyla fetva versin! Dine iman etmeyenin veya farklı inanç ve değerlere sahip insanların vergileri üzerinden ödenen bir ücreti kim helal sayabilir? İslami sitelere girdiğinizde zorlama izahlar ve yorumlar bulacaksınız. Bana göre fiili durumu kabullenmekten öte bir şey değil. Bu düzenin Müslüman toplumu getirdiği yer de burasıdır.

Beş vakit namaz kılan birisi olarak söylüyorum bunları. Yakınımdaki yaklaşık 750 kişilik Camide gündüz vakitlerinde en fazla iki üç kişi; sabah ve gece vaktinde hadi diyelim 10 kişilik cemaat olsun. İmam, müezzin ve görevli üç kişiye maaş ödeniyor. Isıtması ve elektriği cabası.

Birisi çıksın, bunun israf olmadığını iddia etsin. Sorarım ona, bana Kitap’tan ve Hz. Peygamberin tatbikatından dayanak getir. Öyle fiili durumu tastık etmek için zorlama yorumlara, tevillere müracaat etmeyin. Bir şeyin yanlış olduğunu kabullenmeden doğrusu için bir arayışın içerisine giremezseniz. Bunda da böyledir…

Ondan sonra çıkıyoruz, bu kadar personel istihdamı ve harcamaya rağmen neden dini değerler irtifa kaybediyor; Neden ahlaki değerler erozyona uğruyor? “Neden bu ülkenin gençleri farklı inanışlara savruluyorlar?” diye şikayetleniyoruz.

Bütün bu sonuçlara rağmen insanların gözünün içine soka soka halen aynı yanlışta ısrarla direnmenin siyasi bir mülahazanın dışında hiçbir izahı yok. Bu ülkenin kamu bütçesinin hangi gelir kalemlerinden oluştuğu hepimizin malumu. Bu gelirler üzerinden alınan maaşlarla yürütülen dini hizmetlerden bir verim beklenilemeyeceği izahtan beridir. Bu tür hizmetleri yürütenler bir bakıma Peygambere vekalet ediyorlar. Bunun şuurunda olup, ona göre tekrar külahı çıkarıp önümüze koyup düşünme zamanı gelmedi mi?

fahrettindagli.com

Share.

About Author

Comments are closed.